Son Sınav

"Gitti mi...?"

Sessizce duran Itsuki ve Yotsuba'nın yanına Fūtarō yürüdü.

"Uesugi-kun!? İzliyor muydunuz?" Itsuki şaşkınlıkla ayağa kalktı.

"Tahmin ettiğim gibi çetin ceviz bir babaydı."

"Evet. O adamın söyledikleri doğru... Ama sadece doğruluğu görüyor."

Nino da geldi, babasının gittiği yöne suçlayıcı bir bakış attı.

"Ama okul değişikliği gibi bir konunun bile gündeme gelmesi, büyük bir sorumluluk değil mi?"

"Oh be" dercesine ensesine elini götürdü Fūtarō.

"Ailemizin durumu yüzünden sizi bu kadar uğraştırdığımız için özür dilerim..."

"Okul değiştirmek... istemiyorum."

Hem Itsuki hem de Yotsuba, sönmüş bir balon gibi olmuştu.

"Ama umrumda değil."

Hüzünlü havayı dağıtırcasına, Fūtarō tükürür gibi konuştu.

"Sizin durumunuz da, ailenizin durumu da, okul değiştirme koşulları da, hepsi umrumda değil."

Sıktığı yumruklarını göğsünün önüne getirdi ve korkunç bir yüz ifadesiyle söyledi.

"Ben istediğimi yapacağım! Sizi bir üst sınıfa geçireceğim! Hepiniz gülümseyerek bu ellerimle mezun olacaksınız! Gözüm başka hiçbir şey görmüyor!"

Şaşkınlıkla bakan üçü, aynı anda kıkırdadı. İşte Fūtarō buydu.

"...Güven verici." Itsuki sevinçle söyledi.


İki ay sonra, Mart başında. Beşizler, her biri final sınavı sabahına uyanmıştı.

'Babamla bir sözüm var ama... Hayalim için, önce bu sınavı geçip bir üst sınıfa geçmem lazım, yoksa hiçbir şeyin anlamı kalmaz.'

Şimdiki Itsuki'nin, asla vazgeçemeyeceği bir hayali vardı.

'Bu sınavda hedefim sadece kalmaktan kaçınmak değil. Diğer kız kardeşlerime de yenilmeyeceğim... O gün, böyle karar vermiştim.'

Miku'nun, kalbinde gizli bir kararlılığı vardı.

'Gereksiz şeyler düşünmemeliyim. Şimdi sadece kalmaktan kaçınmaya odaklanmalıyım.'

Ichika, iç çatışma yaşamaya devam ediyordu.

'İmkansız... İmkansız. Ben onun hakkında...'

Nino, kafa karışıklığının ortasındaydı.

'Şimdiye kadar hep başarısız oldum ama... Çalışma Tanrısı, lütfen sadece şimdi bana güç ver.'

Yotsuba'nın gözleri, daha önce hiç olmadığı kadar güçlü bir ışıkla parlıyordu.

'Çünkü hep birlikte o kadar çok çalıştık ki...!'


Zaman geri sarıldı, tekrar Ocak ayının başları, beşizlerin apartman dairesi—

"Final sınavına iki ay kaldı. Siz, bugün de derse başlıyoruz!"

Kotatsu'nun etrafında oturan beşizlerin önünde, Fūtarō güçlü bir şekilde ilan etti.

"Lütfen yapın! Ve lütfen öğrenin! Sınavı geçmek için ne gerektiğini!"

Itsuki öne doğru eğilerek ısrarla yaklaştı.

"Ah, evet... Hevesli olman iyi. Her neyse, ders başlıyor! Hedef, 30 puanı geçmek..."

Sözünü bitirmeden önce, Fūtarō'nun burnundan şırıl şırıl burun kanaması akmaya başladı.

Itsuki "Vay be!?" diye seslendi, Yotsuba aceleyle Fūtarō'ya bir kutu peçete götürdü.

"Ne oldu?" dedi Nino.

"Erotik bir kitap falan mı gördün?" Ichika sırıtarak söyledi.

Fūtarō peçeteyi buruşturup burnuna tıkadı ve yanına gelen Miku'yu gözleriyle işaret etti.

"Bu kızın yüzünden. Nedense son zamanlarda zorla çikolata yediriyor..."

"Bugün de getirdim."

Miku'nun elinde, farklı türlerde üç adet üst üste konmuş hazır çikolata vardı.

"Aa, tam da tatlı bir şeyler yemek istemiştim."

Elini uzatan Nino'ya, Miku hızla sırtını döndü.

"Nino'ya vermeyeceğim."

"Ha? Tek başına yeme."

Daha fazla şikayet etmek üzereyken, Nino sustu.

"Yapmayacağım, henüz."

Islak gözler. Utangaç bir gülümseme. Nino, Miku'nun böyle bir yüzünü hayatında ilk kez görüyordu.

Miku, Fūtarō'ya "Hepsini ye ve yorumlarını söyle," diyerek çikolataları uzattı.

"Bu neyin ceza oyunu?"

Ah, anladım... Miku'nun her zamankinden daha aktif olmasının nedenini Ichika nihayet idrak etti.


Çırp çırp çırp. Gece yarısı mutfakta bir kase karıştırma sesi geliyordu.

"Hala uyanık mıydın?"

Yatak odasından, Ichika çıplak tenine giydiği gömleğinin yakasını düzeltirken çıktı.

"Ichika... Uyandırdığım için üzgünüm."

Miku, pijamasının üzerine önlük takmış, çikolata yapıyordu.

"Nasıl gidiyor? Fūtarō-kun'un zevklerini artık anlamış olmalısın, değil mi?"

Çikolataları tattırarak sevdiği tatları araştırıyor, 14 Şubat'taki asıl gün için, yemek yapmada pek iyi olmayan Miku şimdiden özel antrenman yapıyordu.

"Farkındaydın demek... Tatlıları pek sevmediğim için iyi anlayamıyorum... Bu yüzden deneme ürünleri yapıyorum."

Ichika mutfağa geçip baktığında, kase dibinde koyu kıvamlı sıvı çikolata bir iskelet çiziyordu.

"Eee... Kurukafa işareti çıkmış ama..."

"Bu, sorun olmayan kurukafa işareti."

"Sorun olmayan mı demek..." Ichika acı acı gülümsedi.

"Daha basit bir tarifle yapsan olmaz mı? Eritip dondurmak gibi."

Miku'nun yüzü bulutlandı ve sustu. Fūtarō'ya özel, içten bir çikolata vermek istiyordu—Sevgililer Günü'nü hiç umursamamış olsa da, bu genç kız kalbini Ichika da anlıyordu.

"Hmm... Benim de yemek yapma becerim pek iyi değil... Ah, evet."

Lavaboya dirseklerini dayayıp düşüncelere dalınca, Ichika Miku'ya sıcak bir şekilde gülümsedi.

"Tanıdığım biri var, yemek yapmada çok iyidir. Ondan ders almalısın."


"Üçüncü dönem başlayalı bir hafta oldu... Ne güzel bir Pazar günüydü... Tam da şimdi..."

Birkaç gün sonra, 14 Ocak. Kotatsu'nun etrafında oturan dört beşize, Fūtarō yüksek sesle söyledi.

"Itsuki neden yok!? 'Lütfen yapın! Ve lütfen öğrenin!' dememiş miydi!"

İki gözünde yıldız işaretleri beliren ve kötü bir taklit yapan Fūtarō'yu, Ichika ve Miku "Sakin ol..." "Sakinleş," diyerek yatıştırdı.

"Ama gerçekten nereye gitti acaba..."

Başını yana eğen Yotsuba'ya, Nino fısıldadı.

"Şey, Itsuki... Bugün 'o gün'."

Üç kız kardeşte bir gerilim oluştu. Ama Fūtarō'nun böyle hassas bir kelimeyi bilmesi imkansızdı.

"Ha!? Ne demek o! Açıkça söyle!"

"Doğrudan sordu..."

"Düşüncesizliğin kitabını yazıyor resmen..."

Şaşkın Miku ve Ichika. Yotsuba çekinerek Fūtarō'ya açıklamaya çalıştı.

"Şey... Nasıl desem, söylemesi çok zor ama..."

"Ne? O sınavdan daha önemli bir şey olmalı, değil mi? Eğer değilse affetmem..."

Gogogogo diye Yotsuba'ya baskı yaptı. Köşeye sıkışan Yotsuba, aniden başını eğdi.

"Öğğ... O, kızlar için...!"

"Hayır, sadece annesinin ölüm yıl dönümü."

Yotsuba'nın sözünü keserek Nino pat diye söyledi. Fūtarō bir an sessiz kaldı.

"...Hayır... Siz de aynı annenin çocukları değil misiniz...?"

"Ahaha... Tam olarak bugün değil ama. Annem Ağustos'un on dördünde vefat etti."

Sanki başından beri biliyormuş gibi, Yotsuba söyledi.

"Aylık anma günü mü yani?"

"Evet. O kız her ayın on dördünde düzenli olarak mezarlığa gidiyor." dedi Nino.

"Düzenli ha..." Fūtarō anlamlı bir şekilde sözünü kesti.

Itsuki... Gerçekten sadece bu mu sebebi?

Itsuki o sıralar, bir mezarlıktaydı.

—Acaba annem gibi olabilecek miyim...?

Gözlerini kapatmış, mezara ellerini kavuşturmuş dururken, "Vay be, misafir olması ne kadar da nadir," diye bir ses duyuldu.

Başını kaldırdığında, elinde adak çiçekleri tutan, siyah takım elbiseli, gözlüklü bir kadın yaklaşıyordu.

—Şey... Tanıştığımıza memnun oldum.

—Öğğ!? Sensei...?

Hayalet görmüş gibi bembeyaz kesilen kadın, adının Shimoda olduğunu söyledi.

—Vahahaha! Kusura bakma, kusura bakma!

Fūtarō'nun yarı zamanlı iş yerindeki pastanede, bir kadına yakışmayacak kadar gürültülü bir kahkaha yankılandı.

—Küçük hanım Sensei'ye o kadar benziyordun ki karıştırdım. İyi düşününce, Sensei çoktan ölmüştü!

Masanın karşısında oturan Itsuki, şaşkınlıkla Shimoda'nın yüzüne baktı.

—Aman, kızının önünde söylenecek laf değil bu. Affet beni. Burada karşılaşmamız da bir kader. Sensei'ye olan borcumu ödemek için istediğin kadar ısmarlayacağım!

—İs, istediğin kadar...

Baştan çıkarmaya karşı koyamayıp, açtığı menüye doğru sendeliyerek çekildi. Itsuki, "Etli Çörek Hayaleti" lakabıyla bilinse de, elbette tatlılara da bayılırdı. Noel'den beri pasta yememişti.

Mutluluk sarhoşluğuyla ikinci pastayı ağzına tıkıştıran Itsuki, nefesi kesilir bir şekilde kendine geldi.

—Şey... Shimoda-san, annemin...

—Eski öğrencisiydim. Annenden kaç kez yumruk yediğimi hatırlamıyorum bile.

—İşte bu! Annemin nasıl biri olduğunu anlatır mısınız?

Itsuki bir anlığına çatalını bıraktı ve ciddi bir ifadeyle rica etti.

—Hatırlamıyor musun? Beş yıl önceydi, bayağı büyüktün herhalde?

—Evet, öyle ama... Ben annemi sadece evde tanırdım... Annemin bir Sensei olarak ne tür bir iş yaptığını öğrenmek istiyorum.

Doğrudan ona baktı. Bunun üzerine Shimoda, uzaklara bakar gibi bir ifadeyle konuşmaya başladı.

—...Sensei var ya... Ne güler yüzlüydü ne de öğrencilere yaranırdı. Okulda onun güldüğünü bir kez bile görmedim.

Bir şekilde kafasında canlandırdı ve Itsuki acı acı gülümsedi.

—Ahaha... Öğrenciler ondan çok korkuyordu herhalde.

—Hayır, işte orası öyle değil... dedi Shimoda, yüzünde huşu dolu bir ifadeyle.

—Ne kadar korkutucu, ne kadar demir maske gibi olsa da, affedilirdi. Sevilirdi. Sensei o kadar güzeldi ki—acayip güzeldi.

—Acayip güzel...

Annesi hakkında olmasına rağmen utandı ve Itsuki pastayı pak diye yedi.

—Hatta bir hayran kulübü bile vardı. Okuldaki erkekler ona deli oluyordu.

Hayran kulübünün başkanı bile o zamanki Öğrenci Konseyi Başkanı olan bir öğrenciydi.

—Deli oluyorlardı yani...

Erkek öğrencilerin, koridorda yürüyen annesinin arkasından peş peşe yürüdüğü söyleniyordu.

—Küçük hanım da Sensei'ye benziyor, sen de yapabilirsin bence? dedi ve Itsuki'ye bakarak sırıttı.

—Vay, ben mi, asla!

—Neyse, ben bir kadın olmama rağmen aşık olacağım kadar güzeldi.

Shimoda'nın gözleri tekrar uzaklara daldı ve serseri arkadaşlarıyla sürekli yaramazlık yaptığı lise yıllarını düşündü.

—O ifadesiz yüzden çıkan demir yumruklara biz serseriler korkudan titrerdik. Ama bunun içinde bile Sensei'nin inancı gibi bir şey hissederdik... Ve farkında olmadan, görünüşünden daha çok aşık olmuştuk. Sonuçta bir yıl boyunca sadece azarlandığımızı hatırlıyorum... Ama o bir yıl olmasaydı... Öğretmenliğe özenip dershane hocası falan olmazdım herhalde.

Shimoda'nın gururlu gülümsemesi Itsuki'nin kalbine dokundu. Annesinin mezarı başında tesadüfen, eski öğrencisi Shimoda ile karşılaşması da bir kader gibi geliyordu.

—Shimoda-san'ın hikayesini dinleyince kararımı verdim.

Böyle söyleyip, çantasından 'Kariyer Tercih Anketi' formunu çıkardı.

—Shimoda-san gibi... Annem gibi olabileceksem, o zaman benim için başka bir yol yok.

Tereddüt etmeden doldurmaya çalıştığı mekanik kurşun kalemin ucunu, Shimoda tık diye çatalıyla durdurdu.

—Biraz bekle.

—Ha...

—Anneni örnek alman güzel. Hayran olduğun kişi gibi olmaya çalışmak da kesinlikle kötü bir şey değil. Ben de öyleyim. Ama küçük hanım, sen sadece annenin yerini almak istemiyor musun?

Itsuki, Shimoda'nın bu tespitini inkar edemedi. Nino da ona benzer bir şey söylemişti.

—Sadece olmak istiyorsan başka yollar da var. Gerçi kimsenin başkasının hayallerine karışmaya hakkı yok. Hedefleyebilirsin. Eğer 'Sensei' olmak için bir nedenin varsa.

—Ben...

Devamı gelmedi. Şu anki Itsuki henüz göğsünü gere gere söyleyebileceği bir cevap bulamamıştı.

---

Yıpranmış siyah bir nesneden, kuru kafa işaretli bir duman bam diye yükseldi.

—Hımm...

Miku mırıldanırken, gıcır diye giriş kapısı açıldı ve üniformalı Nino eve geldi.

—Aaa? Tek başına ne yapıyorsun sen?

—Nino... Bugün okulda ders çalışma etkinliği olacaktı hani...

—Ichika çağırdı da geri geldim.

—Ha... Ichika'nın bahsettiği kişi... Miku'nun yüzü buruştu.

Dış koridora bakan oturma odası penceresinin perdesinin aralığından, Ichika gizlice içeri bakıyordu.

'Miku, savaş! Böylece Sevgililer Günü çikolatasını sorunsuz verebilirsin.'

Demir parmaklıkları tutarak diz çökmüş halde, pencereden yavaşça başını aşağı indirdi.

—Hehe... Ne kadar saf Fūtarō-kun olsa da şaşıracak herhalde...

Kendini küçümseyen bir gülümsemeyle mırıldandığında, bu kez melankolik bir iç çekme sesi çıktı.

İç çeker... Neden aşık oldum ki...

—Ne var sana... İyi misin?

Tam o sırada Fūtarō, merdivenlerden yukarı çıktı.

—Fūtarō-kun!? Na, neden?

Ichika'nın şaşırdığı aşikardı. Vücudunu döndürüp ayağa kalktığı anda, elinin üstü demir parmaklıklara güm diye çarptı.

Mutfaktaki Miku ve Nino, o sese irkildi ve "Şu anki neydi öyle..." diyerek el ele tutuştular.

Yere çökmüş, acıyla elinin üstünü tutan Ichika'ya, "Ne yapıyorsun sen?" diyerek Fūtarō yaklaştı. Şimdi odaya girerse, Miku'nun tüm çabası boşa gidecekti.

İçerideki ikiliyi umursayarak, "Na, neden?" diyerek Ichika ayağa kalktı.

—Yotsuba ders kitabını evde unuttuğunu söylediği için, ben almaya geldim.

—A, aah! Onu geçenlerde atmış olabilirim. Şimdi almaya gideceğim, sen de gel!

Zoraki bir bahane uydurarak, Fūtarō'nun sırtını ite kaka apartman dairesinden ayrıldılar.

---

Mutfakta Nino, Miku'nun el yapımı çikolatasını yerden yere vuruyordu.

—Bu ne? Hem lezzetsiz görünüyor hem de berbat. Bunu verince kim sevinir ki? Sen hem damak zevki olmayan hem de El Çabukluğu'ndan yoksun bir çifte darbesin, uslu uslu marketten çikolata alsaydın ya.

Alaycı bir şekilde güldü ve Miku'nun halini şöyle bir süzdü.

—Kes sesini!

Yanaklarını şişirmiş, yumruklarını sıkmış Miku. Her zamanki gibi karşılık vereceğini düşünürken—

—Kes sesini...

Gözleri dolu dolu, neredeyse duyulmayacak bir sesle konuşuyordu!

—Hık...!

Fazla ileri gittiğini fark eden Nino'nun yüzü bembeyaz kesildi.

—Ama yemek yapmak içtenlik ister derler, el yapımının bir anlamı var değil mi? Ayrıca biraz beceriksiz olması daha sevimli, bu da böceğe benzediği için tatlı bile.

Aşırı hızlı bir şekilde, pek de işe yaramayan bir telafi yapmaya çalıştı.

"Son zamanlarda Fūtarō yemeklerimi yemiyor... Sebebini biliyorum... Beceriksiz olduğumu da biliyor... Ama yapmak istiyorum... İnsanı istemsizce yedirten bir çikolata..."

Miku'da bu tutku nereden çıktı... Sözlerini yitirmiş Nino'ya, Miku derin bir şekilde başını eğdi.

"Lütfen öğretin. Rica ederim."

"…………"

Nino, tezgahın üzerindeki Miku'nun yaptığı çikolataya döndü.

"Yağı ayrılmış. Benmari usulü ısıtmanın sıcaklığı yüksekmiş. Bir de kremayı soğuk kullandın, değil mi? Tadı berbat... Gerçekten, zahmetli iş."

Başını eğmiş, üzgün üzgün dinleyen Miku'ya, "Hazırlan," diye seslendi.

Miku şaşırarak başını kaldırdı ve mutlu bir şekilde gülümsedi.

"—Evet!"

Neşeyle cevap verdiğinde, Nino'nun yanına geçti, kaseyi ve çırpıcıyı eline aldı.

Böyle Miku'yu gören Nino, hafifçe güldü.

"Gerçekten... Zahmetli bir kişiliği var."

***

Bu sırada Ichika ve Fūtarō, büyük bir kitapçının ders kitabı bölümüne geldiler.

Fūtarō, "Oh, buldum. Bu," diyerek aradığı ders kitabını raftan çekti.

'Of be... Neden böyle oldu ki...'

Boş cüzdanının içini kontrol eden Ichika, istemsizce acı acı gülümsedi.

"Fiyatı epey iyi ama, sorun olur mu...?"

Fūtarō aniden yaklaştı, ders kitabıyla ağzını kapatarak sordu.

"Ş-şey... Endişelenme. O zaman, alıp geliyorum."

Kulağında hissettiği nefesle afallayarak, Ichika, Fūtarō'nun elinden ders kitabını aldı.

"Aa? O kitap ne?"

Baktığında, Fūtarō'nun elinde bir kitap daha vardı.

"Hayır... Bu önemli değil..." diyerek, saklamak ister gibi arkasına sakladı.

"Olamaz, gerçekten erotik bir kitap mı...!"

Ichika'nın gözleri parladı ve nefes nefese Fūtarō'nun sırtına baktı.

"H-hey...! Henüz alacağıma karar vermedim ki."

Erotik bir kitap olmaktan ziyade, Fūtarō'nun elindeki, 'İyi Bir Öğretmen Olmanın Temelleri' adlı bir kitaptı.

"Hmm... İyi bir Sensei olmak mı istiyorsun?"

Ichika sırıtınca, Fūtarō "S-sus be!" diyerek yüzünü kızarttı.

"Utanma. Ne de olsa, ders kitabıyla birlikte alırım sana."

"Kendim alabilirim."

Yüzünü çeviren tsundere Fūtarō çok tatlıydı, ona daha da almak istedi.

"Çekinme. Belki de bu sefer gerçekten sınıfta kalabilirsin."

"Hm? Bu sefer mi?" Şaşkın Fūtarō.

"Aa!? Söylememiş miydim...?"

Ichika istemsizce ağzını kapattı ama, zaten çok geçti.

Hesabı ödeyen Ichika, kitapların olduğu naylon poşeti sallayarak kitapçıdan çıktı.

"Öğğ, gerçekten pahalı... Param da zar zor yetiyor oysa..."

"Ama," diye yüzü sırıttı.

'Bununla Fūtarō-kun sevinirse... Dur, dur! Bu ilişki yanlış... Eğer biz sevgili olursak, böyle ben ona harcarım, Fūtarō-kun'un işe yaramaz bir adama dönüşeceğini kolayca hayal edebiliyorum. Bu yüzden vazgeçelim. Evet, doğrusu bu.'

Yoksul olsa da, okul birincisi bir dahiye yakışmayacak bir fanteziydi bu; Ichika kendine telkinlerde bulunarak, önden dükkandan çıkıp bekleyen Fūtarō'ya doğru yürüdü.

"Oh, aldın mı?"

Direğe yaslanmış, kelime defterine bakan Fūtarō, başını kaldırdı.

"Evet. Alacaklarımı aldım, gidelim mi?"

Fūtarō'ya naylon poşeti uzattı. Fūtarō, onun elinin üstünün kızarmış ve şişmiş olduğunu fark etti.

"Eline ne oldu?"

"Ah, az önce apartman dairesinde oldu. O kadar acımıyor, o yüzden endişelenmene gerek yok..."

"Hım..." diye Fūtarō ilgisizce yürümeye başladı, Ichika'ya dönüp sırıttı.

"Yine sakarlandın."

Kalbi çarpar. Aniden gelen bu söze Ichika'nın kalbi çarptı.

Fūtarō omzunun üzerinden, "Dikkat et," demekle yetinip yürümeye devam etti.

"Evet..."

Ichika da Fūtarō ile omuz omuza, pembeye boyanmış akşam göğüne doğru yürüdü.

'Kesinlikle, böyle bir yerdir herhalde...'

'Diğer erkekler gibi, Ichika'yı sadece dış görünüşü için pohpohlamaması. Uyuyan Ichika'ya usulca omzunu yaslaması gibi, rastgele nazik olması...'

'Daha fazla aşık olmamalıyım oysa...'

***

Şubatın başlarıydı. Fūtarō elinde Japonca çalışma kitabıyla, hararetli bir şekilde konuşuyordu.

"Dinleyin, iyi dinleyin. Burada yazarın duygularını cevaplamaktan ziyade, okuyucular olarak sizin hissettiklerinizi yazmanız gerekiyor..."

—Kahretsin, çıkmaza girdim...

Hiçbir tepki gelmeyince, beşizler, on iki raundu bitirmiş boksörler gibi sersemlemiş durumdaydı. Buna rağmen Miku, ders çalışmaya istekli bir tavır sergiledi ama,

"Şey, benim hissettiğim şey neydi ki...?"

İşte bu haldeydi. Bir gün geleceğini düşünüyordu ama, bu, öğretmenlik tecrübesi olmayan Fūtarō'nun sınırıydı...

'Ne bilmediğimi bile bilmiyorum! Nasıl öğreteceğimi bilmiyorum! IQ farkı ne kadar da acımasız!'

Dişlerini sıkarak gökyüzüne bakan Fūtarō'ya, Nino şüpheyle baktı.

"Pek anlamadım ama, bana kaba bir şey söylüyormuş gibi hissediyorum."

"...Daha doğrusu, soruları çözmeden önce, herkesin konsantrasyon sınırı doldu, değil mi?"

Ichika el çabukluğu olan ve çabuk kavrayan biriydi ama, yine de işiyle dersi bir arada götürmekten yorgun düşmüş görünüyordu.

"Günlerdir ders çalışmaktan," dedi Itsuki. Beceriksiz bir çalışkan olduğu için, yorgunluğu da herkesten fazla olmalıydı.

"B-ben hala yapabilirim!"

Yotsuba güçlü görünmeye çalıştı ama, can puanı olsa da, asıl beyni çalışmayınca elden bir şey gelmezdi.

Ancak, sonuçlar ortadaydı. Kesinlikle kalmaktan kaçınmak için son bir itme daha yapmak istiyordu ama...

Fūtarō, 'İyi Bir Öğretmen Olmanın Temelleri' kitabını karıştırdı ve bir cümleye takıldı.

"'Aşırı doldurmak ters teper'... Bazen tatlı bir şeyler de mi gerekliydi..."

Bir öğretmenin de cesur olması gerekirdi. Fūtarō kararlı bir şekilde işaret parmağını kaldırdı ve beşizlere ilan etti.

"Öğleden sonra izin yapalım."

***

"Sıradaki şeye binelim!"

"Itsuki-chan... Biraz bekle..."

Korku türlerinde kötü olmasına rağmen, hızlı ve heyecanlı atraksiyonlarda çok güçlü olduğu anlaşılan Itsuki, bitkin düşmüş Ichika'nın kolunu çekiştiriyordu.

Fūtarō'nun beşizleri götürdüğü yer, trenle bir saatten az mesafedeki bir lunaparktı.

Sadece bugün dersleri unutun, dilediğinizce eğlenin— Fūtarō'nun dediği gibi, anneleri tarafından getirildiklerinden beri ilk kez geldikleri lunaparkta, herkes eğleniyor gibiydi.

"Aa? Yotsuba nerede acaba?"

Parkın içinde yürürken, Nino fark etti. Ne ara, Yotsuba ortadan kaybolmuştu.

Miku akıllı telefonundaki mesajı kontrol etti ve "Karnım ağrıyor, tuvalete gittim," diye iletti.

"Neden doğrudan söylemiyor ki..."

Rastgele başını kaldıran Fūtarō, "O zaman ben de tuvalete," diyerek koşmaya başladı.

"Hım, öyle mi. Önden gidiyoruz."

Fūtarō'nun sırtını bilinçsizce gözleriyle takip eden Nino'ya, Miku yan gözle bir an baktı.

"...Ne var?"

Miku'nun bakışını fark eden Nino, saçlarıyla oynayarak karşılık verdi.

"...Hiç." Yüzünü çeviren Miku.

Aşk bir savaştır. Kız kardeş olsalar da, bir an bile gardlarını düşüremezlerdi.

"Ne!? Tam olarak kaç tur atacağız?"

Büyük dönme dolabın görevlisi, sıkıntılı bir şekilde gondolun içine sesleniyordu.

Fuutarou, "Biniyorum!" diyerek onun yanından geçip gitti.

"Ne! Orası başka bir müşteriye ait..."

Görmezden gelip gondola bindi, boş olan koltuğa oturdu.

"Birlikte binsek sorun olmaz, değil mi?"

"B-buyurun..."

Karşı koltuktaki önceki yolcu —Yotsuba— utanmış bir şekilde söyledi.

İkisini taşıyan gondol yükselmeye başladı.

"Hımm... İyi saklanmış olmalıydım ama neden bulundum ki..."

"Görünüyordu da ondan."

Yüzünü kaldırdığında, gondolun penceresinde sallanan yeşil tavşan kulaklı kurdeleyi gördü.

"Ah! Başımı sakladım ama kurdeleyi saklamayı unuttum, değil mi!"

"Burada mı ders çalışıyordun?"

Yotsuba'nın yanındaki koltukta, Türkçe ders kitabı, defter ve kalemler duruyordu.

"Evet. Benim Can Puanım herkesten fazla olduğu için hala yapabileceğimi düşündüm. Ayrıca, aslında kardeşler arasında en Aptal olan benim."

"Herkes biliyor."

Hatta neden bilmediklerini düşündün ki? Ve o kendini beğenmiş yüz ifadesi de neyin nesi?

"Bugünlük dinlen. Onca para harcayıp lunaparka gelmişken."

"Hayır. Uesugi-san bilmiyor. Ne kadar Aptal olduğumu. Neden nakil geldiğimizi biliyor musunuz?"

"Geçenlerde Ichika'dan duydum. Sınıfta kalmak üzereymişsiniz, değil mi..."

Biraz gergindi. Bunu öğrendiğinde, Fuutarou bile sözünü sürdüremedi.

"Üfufu... Bizim gittiğimiz lise, sözde prestijli bir yerdi. Sınavdan kalınca sınıfta kalmak gibi şeyler nadir bir durum değildi. Tabii ki biz kaldık."

"Tabii ki kalırsın!"

"Bütünleme sınavı şansı verildiğinde, hep birlikte yeniden toparlanmaya çalıştık."

Kötü bir hisse kapılarak, Fuutarou yutkunur.

"Olamaz... Sadece sen mi kaldın?"

"Uesugi-san'dan beklendiği gibi, her şeyi doğru bilirsiniz."

Sınıfta kalan sadece Yotsuba'ydı. Buna rağmen, hepsinin nakil gelmesi demek ki...

"Herkes benimle geldi. Yüzlerini buruşturmadan."

"O meşhur, beş kişi bir arada olmanın önemli olduğu öğretisi mi?"

Başı öne eğik, acı çeken Yotsuba'ya bakarken, Fuutarou düşündü. Bu hem bir kurtuluş, hem de aynı zamanda büyük bir pranga olmalıydı.

"Bu yüzden rica ediyorum. Şimdi biraz olsun ders çalışmama izin verin. Artık kimsenin ayağına dolanmak istemiyorum."

Dizlerine yapışacak kadar, Yotsuba Fuutarou'ya başını eğdi.

"Bugün izinlisin demiştim. Ama kalan yarım tur... Canım sıkıldı. Madem boşum, yapalım bari. Birebir ders."

Yotsuba nefesi kesilir gibi başını kaldırdı, gözleri parladı.

"E-evet!"

"İyi bir fırsat. Az önce öğretemediğim Türkçe paragraf sorularını, bu sefer kesinlikle anlamanı sağlayacağım!"

"Ah, o sorun değil." Yotsuba rahatça reddetti. "Artık yapabiliyorum!"

Hayal kırıklığına uğramış bir şekilde, Yotsuba'nın gülümseyerek açtığı deftere "Dur bakayım..." diye baktı.

"Gerçekten de... Diğer kardeşler o kadar zorlanmışken..."

Gondol zirveye ulaştığı an, Fuutarou'nun aklına bir fikir geldi.

"Yotsuba!"

Saldırır gibi, hızla Yotsuba'nın omzunu tuttu.

"N-ne!? Olamaz, birebir ders değil de, ağızdan ağıza mı yapacaksın! Yılbaşındaki o şey bir kazaydı..."

Dönme dolap öpücüğü batıl inancını hatırlayarak panikleyen Yotsuba'nın sözleri, Fuutarou'nun kulağına girmedi.

"Bir umut ışığı belirdi! Sizin babanız haklı. İki kişilik bir sistemle belki başarabiliriz."

"…Mümkünse, Aptal olan bana da anlaşılır bir şekilde..."

"Türkçe'yi sen de öğreteceksin."

"E... Ben mi...? Yapamam, yapamam, yapamam!"

Bir an donup kaldıktan sonra, Yotsuba başını iki yana salladı. Fuutarou yerine oturdu ve devam etti.

"İmkansız değil. Kardeşlerin bile güçlü olduğu dersler olduğunu fark etmiştim. Miku'ysa Sosyal Bilgiler, Itsuki'yse Fen Bilgisi. Ve Yotsuba. Sen Türkçe'de iyisin."

"Ben mi..."

"Özel bir şey yapmana gerek yok. Hissettiğin gibi söylersen anlaşılır. Sen yapabiliyorsan, diğer dördü de yapabilir olmalı — sonuçta beşizsiniz."

Gözlerini kırpmayı unutan Yotsuba'nın gözlerinde, kendinden emin Fuutarou'nun yüzü yansıdı.

O an, gondol alçalmaya başladı.

"…Aptal olan ben, herkesin işine yarayabilir miyim?"

"Yetersiz bir öğretmen olduğum için üzgünüm. Bundan sonra herkes öğrenci, herkes öğretmen."

"Aptal olan benim, yapabileceğim bir şey var mı?"

"Evet. Sadece senin yapabileceğin bir iş."

"Artık sadece ayağa dolanan biri değil miyim?"

"Evet. Bu sefer... sen herkesin elinden tutacaksın!"

O salise, eğik güneşin ışığı, gondolun içine parlayarak vurdu.

"…Evet. Bana bırakın! Ben dördünü de geçireceğim!"

"Hey hey! En öncelikli olanın sen olduğunu unutma sakın..."

Sevinçten ağlayacak gibi olan Yotsuba'nın yüzü, gün batımının rengine canlı bir şekilde boyandı.


On dört Şubat sabahı. Itsuki mezarlığa gitti, annesinin yattığı mezara dua ediyordu.

"Gerçekten de her ay buradasın."

Itsuki başını kaldırdığında, Fuutarou'nun ne ara yanına geldiğini fark etti.

"Neden siz..."

Fuutarou da tütsü yaktı, Itsuki ile omuz omuza mezarın önünde durdu.

"Herkesin özel ders alması fikri iyiye gidiyor. Öğrenmekten çok, öğreterek bazı şeyleri daha iyi kavrayabildiğimi fark ettim."

"Yani, benim gibi birine gerek yok mu demek istiyorsun?" Bu da biraz kırıcı olurdu.

Itsuki hafifçe güler, güven dolu bir bakış attı.

"Sizden öğrendiklerimi sindiriyorum. Minnettarım."

Şaşkınlıktan cevap veremeyen Fuutarou'ya, Itsuki söyledi.

"Öğrettiğin kişiden teşekkür almak nasıl bir duygu?"

"Ne var... Ne kadar da minnet bekleyen bir tavır."

Itsuki, Yotsuba'ya Fen Bilgisi öğrettiği zamanı hatırlıyordu.

—Vay! Çok anlaşılır! Itsuki, teşekkürler!

Sevinçli Yotsuba'nın gülümsemesini gördüğü an, Itsuki'nin göğsünde yükselen sevinç ve duygu…!

"Ben... o zamanki duyguyu yaşatmak istiyorum."

Itsuki bir kez daha annesinin mezarına dua etti.

'Anne, ben... öğretmen olmayı hedefliyorum.'

Açık gri bulutların arasından, bir ara berrak mavi bir gökyüzü görünüyordu.


Yatak odasının kapısı açıldı, dağınık pijamalı Miku esneyerek çıktı.

"Fuvaa..."

Çikolata yapımı sabaha kadar sürdüğü için sadece birkaç saat uyumuştu. Ama bugün karar günüydü...

"Ah, Miku. Günaydın."

Güm güm. Itsuki'nin yanı sıra, Fuutarou da oturma odasındaki Kotatsu'da oturuyordu.

"Sen de Nino da kaça kadar uyuyorsunuz?"

"Fuutarou, gelmişsin..."

Gözlerini kaçırdı, kaymış pijama omzunu tutarak mutfağa yöneldi.

"Geleceksen haber verseydin keşke. Ama tam da iyi oldu. ...Ama?"

Miku'nun rengi soldu. Mutfakta duran çikolata, tabakta sadece izini bırakarak yok olmuştu.

"Buradaki çikolata nerede...?"

"Ah, o mu. Bugün de yedim onu."

Ayağa kalkan Fuutarou'nun burnunda, hafifçe kırmızı kanla lekelenmiş bir mendil duruyordu.

"Lezzetliydi."

Fuutarou'nun tek bir sözüyle Miku'nun dünyası bir an içinde parlamaya başladı. Yüzü hızla kızarıyordu.

"A-a, teşekkür ederim... O çikolata var ya..."

"Miku. Sana söylemeliydim."

Fuutarou mutfağa geldi ve Miku ile yüz yüze geldi.

"Gerçekten de Miku en iyisi."

"E-eh? En iyi derken...? Bu ne anlama geliyor...?"

Olamaz, Fuutarou benden mi bahsediyor? Hayır, öyle bir şey olamaz, a-a-ama belki de—

"Geçen gün yapılan deneme sınavının sonuçları tabii ki! Senin notların en yüksek!"

Fuutarou, Miku'nun '63 puanlık' sınav kağıdını kaldırdı.

"A, öyle mi..." Anında gözlerinin parıltısı söndü.

"Bu umut vaat ediyor!"

Ama Fuutarou mutluysa, Miku da mutluydu. Bir kırıntı bile bırakmadan yenmiş çikolata tabağına usulca dokununca, Miku gizlice gülümsedi.

Ben çok çalışacağım... İzle beni, Fuutarou.


"Üf, çok soğuk..."

Havanın bile mora boyandığı bir alacakaranlıkta, Ichika atkısına yüzünü gömerek merdivenleri çıkarken, yukarıda Miku bekliyordu.

"Ichika, işin bitti, yorgun olmalısın."

"Ne yapıyorsun? Yani, bugün nasıldı?"

Gülümseyerek sorarken, merdivenleri tamamen çıktı ve Miku'nun yanına durdu.

"Ichika, Fuutarou'ya çikolata vermeyecek misin?"

"N-ne oldu, birdenbire?" İrkilse de, gülerek geçiştirdi ve gözlerini kaçırdı.

"Tabii ki, kimse vermezse yazık olur diye Abla'n olarak ben almayı düşünmüştüm ama... Miku veriyorsa içim rahat."

Bakışlarını geri çevirdiğinde, gözlerinin önünde Miku'nun yüzü vardı.

"İçinin rahatlaması derken, neyden bahsediyorsun?"

Böyle deyince, Miku, Ichika'dan uzaklaştı ve tırabzanı sıkıca kavradı.

"Fuutarou bizi hiç kız olarak görmüyor. Biliyordum ama Fuutarou için biz sadece öğrenciyiz... Bu yüzden karar verdim. Bu dönem sonu sınavında kalmaktan kaçınacağım. Üstelik, beşimiz arasında en iyi notla... Böylece, kendime güvenerek Fuutarou'nun öğrencisi olmaktan mezun olabilirsem... Bu sefer, onu sevdiğimi söyleyeceğim."

Gökyüzüne baktı ve kararlı bir ifadeye büründü. Konuşmakta ve yüzüne duygularını yansıtmakta zorlanan, kendine güveni olmayan Miku'dan bambaşka biri gibiydi—

Miku'nun bu hali karşısında şaşkına dönse de, Ichika kelimeler aradı ve zoraki bir gülümseme takındı.

"İ-iyi olabilir bence. Eğer Miku'nun kendi yolunu çizme şekli buysa. Miku yapabilir."

"Ben Ichika'yı beklemeyeceğim. Çünkü erken kalkan yol alır."

"...Evet. Ama benim de gevşek davranacak lüksüm yok. Çok çalış."

Miku'nun yanına durunca, Ichika da tırabzanı sıkıca kavradı.

Miku giderek değişiyor. Çok çalış... derken, ben kim oluyorum ki?


Kız kardeşler uyuduğunda, gece yarısı, Ichika kotatsu'da tek başına ders çalışıyordu.

"Hıh..."

Kafası bulanıktı, sanki sisin içindeymiş gibiydi. Artık yapamayacağım... Bugün uyuyup yarın...

Şimdiki zamanın sonsuza dek süreceği garanti değil ki.

...Kendi söylediğim bir şeydi oysa! İki eliyle şap diye yanaklarına vurarak kendini toparladı.

"Biraz daha!"

Evet, sonsuza dek süreceği... Fuutarou'ya olan hisleri aklından geçti ve göğsü cız etti.

Sadece... biraz daha...


Ve takvim Mart ayını gösteriyordu.

Dönem sonu sınavları bitmiş, ceketleri çıkarmak için henüz biraz erken, kiraz çiçeklerinin tomurcukları yavaş yavaş şişmeye başladığı zamanlardı—

"Yotsuba! Sınav sonuçları nasıldı!?"

Fuutarou nefes nefese koşarak geldi.

"Uesugi-san, çok teşekkür ederim."

Arkasını dönen Yotsuba, derin bir reverans yaptı.

"Ben... ilk kez çabalarımın karşılığını almış gibi hissediyorum."

Kapalı iki gözünden şıpır şıpır gözyaşları döküldü ve yeri ıslattı.

'Ulusal Dil 51 / Matematik 33 / Fen 32 / Sosyal Bilgiler 36 / İngilizce 32 / Toplam 184 puan.

Nakano Yotsuba Geçti. Çok iyi iş çıkardı.'

"Yotsuba, başardın!"

"Tebrikler."

Pastanenin bekleme alanında, Itsuki ve Miku gülümseyerek Yotsuba'ya sarıldılar.

"Eheheh. Hayatımda aldığım en yüksek puan. Toplam 184 puanla kıl payıydı ama."

"Benim toplam 224 puanım var. Birkaç derste kıl payı geçmem, gelecekteki üzerinde çalışmam gereken konu."

Kendi not çizelgesini çıkaran Itsuki, biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu.

'Ulusal Dil 47 / Matematik 35 / Fen 70 / Sosyal Bilgiler 32 / İngilizce 40 / Toplam 224 puan.

Nakano Itsuki Geçti. Çok iyi iş çıkardı.'

"Benim 238 puanım var."

Umursamazca puanını söyledi ama Miku için de bu, hayatında aldığı en yüksek puandı.

"Vay canına! Harika!" ve "Miku'dan da bu beklenirdi." diye ikisi de övgüyle bahsetti.

'Ulusal Dil 43 / Matematik 48 / Fen 41 / Sosyal Bilgiler 72 / İngilizce 34 / Toplam 238 puan.

Nakano Miku Geçti. Çok iyi iş çıkardı.'

"Ah, Ichika da geldi."

Yotsuba, kapı zilinin çaldığı girişe doğru baktı.

"Beklettiğim için üzgünüm~" diye Ichika içeri girdi.

Bankta oturan Fuutarou, ayağa kalktı ve Miku'nun önüne durdu.

"Miku... Seni bambaşka buldum doğrusu. Gerçekten de sen en çok gelişen kişi oldun."

Fuutarou tarafından övülünce, Miku'nun kalbi küt küt atmaya başladı. İtiraf etmek için şimdi tam zamanı!

"Fuutarou... Ben..."

Yumruklarını sıkmış Miku'nun kulağına, kız kardeşlerinin konuşmaları geldi.

"Ichika'nın toplam kaç puanı vardı?"

"Şey, 240 puan."

Anında Miku'nun ifadesi dondu. Fuutarou da Ichika'ya şaşkınlıkla baktı.

"Bu da demek oluyor ki..." "Ichika en iyi değil mi!"

diye Yotsuba ve Itsuki söyledi.

"A, öyle miymiş. ...Başardım."

Sonunda kısık sesle, Ichika kışkırtıcı bir gülümseme takındı.

'Ulusal Dil 38 / Matematik 63 / Fen 52 / Sosyal Bilgiler 40 / İngilizce 47 / Toplam 240 puan.

Nakano Ichika Geçti. Çok iyi iş çıkardı.'

O sırada dükkan sahibi içeri girdi.

"Sınavı geçmenizi tebrik ederim! Bugün kutlama var. Uesugi-kun'un maaşından düşeceğim, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz!"

"Aman be, Dükkan sahibi hep şaka yapıyor."

Fuutarou gülümseyerek reddettiğini belirtti ama kimse onu dinlemiyordu.

"Çok teşekkür ederiz!" diye Yotsuba kocaman bir gülümsemeyle teşekkür etti.

"Ama henüz bir kişi gelmedi."

Itsuki endişeyle girişe doğru baktı. Pastanede toplanıp notları açıklayacakları söylenmiş olmasına rağmen henüz sadece Nino görünmemişti.

"İki örgülü kızdan bahsediyorsanız, daha önce gelip bunu bırakıp gitti."

Dükkan sahibi, cebinde duran ikiye katlanmış kağıdı uzattı.

Sınav not çizelgesiydi. Ichika, Miku ve Yotsuba nefeslerini tutmuş izlerken, Itsuki kağıdı açtı.

"Ve ayrıca, ondan sana bir mesaj..."

Dükkan sahibi Fuutarou'ya fısıldadı.

"Tebrikler. Seninle işimiz bitti."

'Ulusal Dil 32 / Matematik 33 / Fen 40 / Sosyal Bilgiler 48 / İngilizce 56 / Toplam 209 puan.

Nakano Nino Geçti. Çok iyi iş çıkardı.'

"Yaşasıııııııınnnnnnn!!"

Yotsuba zıplayarak "Yaşasın!" diye bağırdı.

"Hepsi de harika bir şekilde kalmaktan kaçınmayı başardı!"

Babasının yüzü Itsuki'nin zihninden geçti. Kıl payı kurtulmuş olabilirlerdi ama ne olursa olsun okul değiştirmekten kurtulmuşlardı.

"A? Nereye gidiyorsunuz?"

Dükkandan çıkmaya çalışan Fuutarou'yu Yotsuba fark etti.

"Kutlama partisine herkesin katılması zorunlu."

Fuutarou, her zamankinden daha sert bir ifadeyle söyledi.

"Nino'yu getireceğim."

Bu kitap, TV animesi "The Quintessential Quintuplets ∬" temel alınarak romanlaştırılmıştır.

★Bu eser kurgusaldır. Gerçek kişi, kurum adları vb. ile herhangi bir ilgisi yoktur.

Bu Kodansha KK Bunko'yu okuduktan sonraki görüş ve düşüncelerinizi aşağıdaki adrese göndermenizden memnuniyet duyarız. Gönderdiğiniz mektup veya kartpostalların, yazdığınız kişisel bilgiler de dahil olmak üzere yazara iletilebileceğini lütfen önceden anlayışla karşılayarak gönderin.

〒112‐8001 Tokyo, Bunkyo-ku, Otowa 2‐12‐21

Kodansha Çocuk Kitapları Editörlüğü'ne, Mika Toyoda-sensei

Bu eser, Nisan 2022'de şirketimiz tarafından Kodansha KK Bunko olarak yayımlanan kitabın e-kitap versiyonudur.

◎Bu e-kitaptaki harici bağlantılar hakkında

Kullandığınız cihaza bağlı olarak, bağlantı işlevleri kısıtlanabilir ve doğru çalışmayabilir. Ayrıca, bağlantı verilen web siteleri, e-posta adresleri ve telefon numaraları önceden haber verilmeksizin silinebilir veya değiştirilebilir. Lütfen bunu anlayışla karşılayın.

Anime The Quintessential Quintuplets Romanlaştırması 3

1 Mayıs 2022 tarihinde yayımlanmıştır.

Yazar: Toyoda Mika

Orijinal Eser: Haruba Negi

©Mika Toyoda/Negi Haruba 2022

©"The Quintessential Quintuplets" Yapım Komitesi

Yayıncı: Suzuki Shoichi

Yayın Evi: Kodansha A.Ş.

Tokyo, Bunkyo-ku, Otowa 2‐12‐21

〒112-8001

◎Bu e-kitap, yalnızca satın alan kişinin kişisel okuma amacıyla dosya görüntülemesi için lisanslanmıştır. Kişisel kullanım kapsamını aşan eylemler telif hakkı yasaları gereğince yasaktır.

22A0415E

01


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.