Ah. Galiba ölüyorum.
Kamyonun çarpmasıyla savrulup yere çakıldığım o andan beri zaman bitmek bilmeyen bir işkence gibi uzuyor. Böyle bir darbeden sağ kurtulmanın yolu yok. Öleceğim. Her şey buraya kadarmış.
H-hayır...
Daha önce pek çok kez ölmek istediğim anlar olmuştu ama hepsi ölmenin gerçekte ne demek olduğunu hiç düşünmemiş birinin sersemce kuruntularıymış.
Ölüm. Son. Bu noktadan sonra artık hiçbir şey yok. Her şeyin ne kadar korkunç olduğunu hayatımın şu son saniyelerinde iliklerime kadar öğreniyorum.
Eğer ölmek böyle bir şeyse, keşke aşk dünyamı değiştirmeden önce ölüp gitseydim diyorum.
Fakat artık aşkı tanıyorum...
Bir amacım var...
Henüz kalbimdeki bu hislerin sahibine elimi bile uzatamadım...
Her şey ama her şey çok korkunç.
Hmm, ne kadar da ilginç bir durum.
Aniden bir adam, ya da belki de bir kadın, beliriveriyor. Buraya nasıl geldiğine dair en ufak bir fikrim yok. Neden benimle sanki her şey normalmiş gibi konuşabiliyor? Bana göre nerede durduğunu bile seçemiyorum. Çevremde dönüp duruyorum ama hangi yöne baktığımı dahi kestiremiyorum. Yine de gözlerini bir an bile üzerimden ayırmadığını hissediyorum. Bunların hiçbiri mümkün değil. Hayır, bu doğru değil. Burası başka bir yer. Bu tuhaf kişi tam karşımda duruyor ama o karşısı neresi, çıkaramıyorum. Burası hem tamamen belirsiz hem de çok özel bir yer.
Hayır, kazandan bahsetmiyorum. O tür şeyler dünyanın her yerinde olup bitiyor. Beni asıl cezbeden, bu kazanın gözüme kestirdiğim bir çocuğun hemen yanı başında gerçekleşmiş olması.
Bu kişi neden bahsediyor?
İnsanların ölmeden hemen önce hayaller gördüğünü duymuştum ama kimsenin böyle tuhaf bir yere getirilip böyle bir sohbete tutuştuğunu işitmemiştim.
Acaba bu kişi bir ölüm meleği falan mı?
Önümdeki figür hiç kimseye benzemiyor ama aynı zamanda sanki her an herhangi birine dönüşebilecekmiş gibi hissettiriyor.
Ancak emin olduğum tek bir şey var: Bu kişi muazzam biri.
Silueti, sesi, kokusu... Bu gizemli figüre dair her şeyi büyüleyici buluyorum.
Bir şeyi merak ediyorum. Yanı başında bir Kutu kullanılmasına nasıl tepki verecek? Ah, tabii senin de onu nasıl kullanacağını görmeyi çok istiyorum. Biliyorsun, gelip geçici olsa bile bütün insanlar ilgimi çeker.
Söylediklerinden tek bir kelime bile anlamıyorum ama o kişinin gülümsediğini görebiliyorum.
Bir dileğin var mı?
Dilek mi?
Elbette var.
Bu, her türlü dileği gerçekleştirebilecek bir Kutu.
Eşyayı kabul ediyorum.
Dokunduğum an gerçek olduğunu anlıyorum. Ondan vazgeçmemin artık imkansız olduğunu biliyorum.
Lütfen, kaderim değiştirilemeyecek olsa bile, en azından geri dönüp birkaç şeyi yeniden yapmama izin ver. Sadece dün bile olsa yeter. Hâlâ yapmam gereken bir şey var. Eğer o günü en baştan yaşayabilirsem ona hislerimi açıklayabileceğimi biliyorum. Ve eğer bunu yaparsam, sonuç ne olursa olsun hiçbir pişmanlık duymayacağımı da biliyorum. Lütfen, bana birazcık zaman ver. Zaten yaşanmış olanı geri almanın imkansız olduğunu biliyorum ama yine de tek istediğim bu.
Dileğimi dile getirdiğim an Kutu, tıpkı etçil bir canavarın ağzı gibi kapağını açıyor ve ardından çevreye yayılarak gözden kayboluyor.
Evet, tamam. Böylesi iyi olacak.
Heh-heh...
O büyüleyici gülüşün sahibi, dileğim hakkında kısa bir yorum yaptıktan sonra ortadan kayboluyor.
Neden her zaman kendilerini tutarlar ki?
Ve bununla birlikte, o akılda kalması imkansız ama bir o kadar da şahane yerden dışarı fırlatılıyorum.
Kendimi karanlık, rutubetli ve çürümeye terk edilmiş sayısız cesedin kokusuyla sinmiş bir odada buluyorum. Bu huzursuz edici oda, bir hapishane hücresini bile cennet gibi gösterir. Burada bir saat bile geçirsem bayılacağımdan eminim. Ancak çok geçmeden her yer, sanki oda yeniden boyanıyormuşçasına bembeyaz bir renge bürünüyor. Renk o kadar saf ki artık odanın sınırlarını göremiyorum. Şekerlemeden yapılmış bir tütsü kokusu o berbat kokuyu bastırıyor. Gözlerimi her kırpışımda mekan bir karatahta, sıralar, sandalyeler ve diğer sınıf eşyalarıyla doluyor. Her şey yerli yerine oturduğunda, geriye sadece gerekli insanları, yani bir gün önce o sınıfta olanları çağırmak kalıyor. Onlar da gelince her şeyi baştan yapabiliriz. Dünü yeniden yaşayabilirim.
Fakat her yer ne kadar bembeyaz boyanırsa boyansın, burası hâlâ o hapishane hücresinden beter oda olarak kalacak.
Burası benim ahiretim; bembeyaz, tatlı bir umutla dolu.
İşte bu yüzden bunu yapmak zorundayım. Eğer kalbimdeki arzuyu gerçekleştirme şansım yoksa, tüm bu süsler sökülüp atılmadan, utanç verici eylemlerim gün yüzüne çıkmadan önce, bu Kutuyu kendi ellerimle yok etmeliyim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.