Herkese merhaba, ben Okemaru. Yumemiru Danshi wa Genjitsushugisha serisinin sekizinci cildini nasıl buldunuz? İlk kez bu kadar ciddi ve kasvetli bir gelişmeyi kaleme aldım. Bu yüzden başkarakterle duygusal bağ kuran okurlar, muhtemelen onun çektiği acının bir benzerini hissetmiştir. Sevgili Wataru’muzun bu çalkantılı süreçte çevresiyle olan ilişkilerini nasıl yürüteceğini heyecanla beklemenizi umuyorum. Elbette başrol kadın ile arasındaki ilişkinin geçireceği evrime de daha fazla ağırlık vereceğim.
Sekizinci cilt kazasız belasız kitapçılardaki yerini alırken, geçen yılın ağustos ayında çıkan yedinci ciltten bu yana hayatımda çok büyük bir değişiklik oldu. Evime yeni bir televizyon aldım. Almasına aldım ama başıma açtığı dertleri sormayın. Kapağın iç tarafındaki yazar notundan zaten okumuş olabilirsiniz, canıgönülden bir PS5 istiyordum. Son zamanlarda piyasada tekrar stoklara girdiği için fırsat bu fırsat deyip bir tane kaptım. Tabii ki süreç öyle hemencecik hallolmadı. Evdeki emektar televizyonun PS5 ile uyumlu olup olmayacağı şüphesi beni epey kararsız bıraktı. Üstelik boyutu da fazla büyüktü, mevcut üniteye bir türlü sığmıyordu. Aksilik gelince üst üste gelir derler ya, tam da öyle oldu.
Notun devamını getirmek gerekirse, sonunda klasik bir televizyon yerine oyuncu monitöründe karar kıldım. Biraz araştırınca tek başına monitörün yerel kanalları izlemeye yetmediğini gördüm, ben de yayınları kaydedip izleyebilmek adına harici bir disk ekledim. Ekran konusunda böyle bir tercihte bulunmanın daha pratik olacağını düşündüm. Zaten günümüzdeki monitör boyutları standart televizyonları aratmıyor, devasa bir şey almaya gerek kalmıyor. Böylece cebimden çıkan parayı da biraz olsun düşürebildim. Yine de dahili bir hoparlörü bulunmadığı için kaliteli bir ses sistemi almak zorunda kaldım. Bütün bunlara rağmen bir milyon yeni gözden çıkarmadan 4K seviyesine ulaşabileceğimi hiç tahmin etmezdim. Bu arada, tahmin edeceğiniz üzere PS5 stokları yine tükendi.
Evet, evet. Anlıyorum. Kusura bakmayın, lafı çok uzattım. Yedinci cildin yayımlanmasından bu yana yaşanan en büyük gelişme, şüphesiz ki serimizin animeye uyarlanacağının duyurulması oldu. HJ Bunko etiketiyle çıkan ve Shousetsuka ni Narou kaynağından beslenen romantik komedi light novel serileri arasında animeye uyarlananların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu yüzden yaşananları kendim adına büyük bir onur olarak görüyorum. Resmî olarak serileştirilen ilk eserimin vakit kaybetmeden manga uyarlamasına, ardından da animeye kavuşması... Gerçekten kendimi inanılmaz şanslı ve lütuflandırılmış hissediyorum.
Anime yapım süreci ilerlerken, orijinal eserin yazarı olarak doğal olarak işin içine dahil oldum. Fakat bu benim ilk deneyimim olduğu için üstesinden gelmem gereken pek çok yeni zorluk vardı. Özellikle senaristin kaleme aldığı senaryoyu incelemek, orijinal yaratıcı sıfatıyla evrende hiçbir çelişki kalmadığından emin olmak tamamen benim sorumluluğumdaydı. Bu süreç bana sıradan bir roman ile anime senaryosu arasındaki uçurumu net bir şekilde gösterdi. Bir yazarın gözüne başta garip görünen detaylar, seslendirmeler ve efektler birleştiğinde son derece doğal bir akıcılığa kavuşuyordu. Yine de her bir satırı kılı kırk yararak incelemek zorundaydım. Sanırım tüm bu süreçte enerjimi en çok tüketen şey de bu detaylı kontroller oldu.
Görevlerimden bir diğeri de karakter dosyalarını hazırlamaktı. Karakterlerin kişilik özelliklerini metne dökmek; doğum günleri, boyları, kiloları, vücut ölçüleri gibi kamuoyuna açıklanacak tüm teknik detayları belirlemek gerekiyordu. İnsan bir eserin animeye uyarlanma kararı alınana kadar bu kadar çok ayrıntıya ihtiyaç duyulacağını tahmin edemiyor. Aynısı Shirai-san, Okamocchan ve Ichinose-san’ın ağabeyi için de geçerliydi. İsimlerini ve birbirlerine hitap şekillerini sırf anime projesi için netleştirmem gerekti. Küçük bir dipnot olarak söyleyeyim, kadın büst ölçülerinin üst ve alt olarak iki farklı kategoride değerlendirildiğini de ilk kez bu süreçte öğrendim. Animasyon dünyası sayesinde bir sır daha aydınlanmış oldu.
Hemen ardından seslendirme elemelerine katılan adayların ses kayıtlarını değerlendirme aşamasına geçtik. Yapım şirketi bize uygun olabileceğini düşündüğü adayların yer aldığı demo kayıtlar sundu. Fakat karşılaştığım tablo beklediğimden çok farklıydı. Karakter başına dört beş aday dinleyeceğimi sanırken, dosyayı açtığımda karşıma yirmi ila elli kişiden oluşan devasa bir liste çıktı. Bıkmadan usanmadan hepsini dinledim. Çoğu zaman sektörde rüştünü ispatlamış kıdemli sanatçıların kayıtlarına denk geldim. Başkarakterden ya da başrol kadından birkaç replik okumaları bile beni derinden etkilemeye yetti. Tüm bu zengin yelpaze içinden her bir karakter için finalist sayısını üçe beş düşürdüm. Başkarakterimize hayat veren Miyase Naoya-san ve Aika’yı seslendiren Suzumoto Akiho-san da bu finalistler arasındaydı. İki sezon süren ya da çok popüler olan dev projelerde bu yükün ne kadar ağırlaştığını tahmin bile edemiyorum. O yazarların çektiği çileyi şimdi çok daha iyi anlıyorum.
Açılış ve kapanış şarkılarını önceden dinlemek de şahane bir deneyimdi. Müzik seçimi konusunda özel bir yetkim yoktu belki ama parçaları herkesten önce dinleme ayrıcalığına erişmek bana hafif bir gurur vermedi değil. Sonucu duyduğunuzda hepinizin çok beğeneceğine eminim.
Geriye sadece görsel tasarımları ve çizim detaylarını onaylamak kalmıştı. Karakter tasarımları zaten işin özünü oluşturuyordu. Ancak bununla kalmayıp figüranlar, arka plan manzaraları, binalar, sahne kompozisyonları, akıllı telefon kılıfları, uygulama ikonları gibi orijinal metinde asla yer almayan pek çok unsurun tasarımı önüme geldi. Bazen her şeyi yapım şirketinin profesyonel ellerine bırakmak geçse de içimden, her detayın titizlikle denetlenmesi gerekiyordu. Yapım aşamasına geçilmeden önce her iki tarafın da mutabık kalması şarttı. İş hayatına dair öğrendiğim en kritik derslerden biri bu oldu.
Tüm bu süreçte beni en çok uğraştıran kısım, karakterlerin günlük kıyafetlerine karar vermekti. Romanda sadece genel bir tarz belirleyip geçerdim. Oysa burada referans alınacak tam model ve kesim soruluyordu. Bu sayede günümüz lise gençliğinin ve kadın giyiminin modasını oturup ders çalışır gibi incelemek zorunda kaldım. Bu arada, Airi-chan için kıyafet araştırması yaparken arama geçmişimin dışarı sızması ihtimali beni az korkutmadı değil. Yine de işin görsel üretim kısmında fiilen bir katkım olmadığı için içten içe bir suçluluk hissediyorum. Çalışmaları yerinde inceledim ama gerisini tamamen uzman ekibe bıraktım. Daha önce televizyon dünyasıyla hiç yolum kesişmediği için mutfağı kendi gözlerimle görmek büyüleyiciydi. Kafamdaki önyargılar yüzünden tüm seslendirme sanatçılarının manken gibi uzun boylu olduğunu düşünürdüm. Karşılaştığımızda benim gibi sıradan ölümlüler olduklarını görüp rahatladım. Tabii ki hepsi son derece şık ve çekiciydi fakat tepemden bakan bir podyum güzeliyle karşılaşmadım. Özellikle Aika’yı canlandıran Suzumoto-san’ın light novel serimizi son çıkan cildine kadar okuduğunu duymak beni ayrıca heyecanlandırdı.
Değinmediğim tek konu, reklam ve tanıtım etkinlikleri kaldı. Geçtiğimiz aralık ayında Hamamatsu şehrinde düzenlenen Comiket etkinliğine katılarak animenin tanıtımı için elimden geleni yaptım. Mazeret arkasına saklanmak istemem ama Comiket alanına kadar gitmek bütün kondisyonumu tüketti. Bu tarz kalabalık ortamlarda bulunmak pek bana göre değil. Zaten yapım gereği bu tür etkinliklerden her zaman uzak durmuşumdur. Ben daha çok oturup roman okuyan, anime izlemeye bile vakit bulamayan bir tiptim. Bu yüzden organizasyon işlerini uzmanlarına bırakmayı tercih ediyorum. Benden katbekat fazla çalışan bu insanlara nasıl teşekkür edeceğimi gerçekten bilmiyorum.
Anime sektöründen bahsederken yeni patlak veren salgın dalgasını görmezden gelmek imkânsız. Bazen gerekli üretim malzemelerine ulaşmak bile büyük bir mücadeleye dönüşüyor. Sürece katkı sağlayan herkesin sağlığına azami özen göstermesini, tek bir kayıp bile vermeden bu işi alnımızın akıyla tamamlamayı temenni ediyorum.
Salgın koşulları sadece anime sektörünü değil, light novel dünyasını da derinden sarstı. Kitapçıların ve satış noktalarının geçici olarak kapanması yüzünden fiziksel baskılara ulaşmak bazen imkânsız hale geliyor. Raflarda ürün bulunsa bile genelde sadece yayın evlerinin en son çıkan popüler eserlerine yer veriliyor. Bu yüzden hayranların büyük kısmı ya internet üzerinden sipariş vermek ya da özel promosyonlar için doğrudan Melonbooks mağazalarının yolunu tutmak zorunda kalıyor. İmkânları kısıtlı olan okurlar adına gerçekten üzülüyorum.
Aynı zamanda, böyle zorlu bir dönemde yazarlık üretimine devam edebildiğim için kendimi son derece şanslı sayıyorum. 2020 yılında ilk eserimi verdiğimde, okurların büyük çoğunluğu dijital ekranlara geçiş yapmıştı bile. Bu sayede dijital satış rakamlarını anlık olarak takip edebiliyordum. Editörümle olan iletişimimi de LINE veya Discord üzerinden kesintisiz sürdürebiliyordum. Bir yazar gözüyle bakarsam, vergi beyannamelerimi bile yerimden kalkmadan halledebiliyordum. Evrak teslim etmek için postanelerin yolunu tutmama gerek kalmıyordu. "Shousetsuka ni Narou" platformunun varlığı da cabası. Bu sistem sayesinde eserlerimi okurla buluşturmak ve sektöre adım atmak, benden önceki nesillere kıyasla kıyaslanamayacak kadar kolaylaştı.
Yazım süreçlerimde bile akıllı telefonumdaki not uygulamasından faydalanıyorum. Yıllar öncesinin imkânlarıyla karşılaştırıldığında bu durum muazzam bir kolaylık. Motivasyonumu yüksek tutmamda büyük rol oynuyor. Dürüst olmak gerekirse, eski zamanlarda çıksaydım muhtemelen asla bir yazar olarak rüştümü ispatlayamazdım.
Daha önce de belirttiğim gibi, ben bir light novel tutkunundan ya da anime takipçisinden ziyade bir webnovel okuruydum. Bu yüzden sektöre adım attıktan sonra pek çok yeni prosedür öğrenmem gerekti. Özellikle light novel, manga ve anime süreçlerinin mutfağına dair hiçbir fikrim yoktu. Sektörde adımı duyurduktan sonra meşhur 'Narou Eseri' kavramıyla tanıştım. Bu platformu düzenli olarak kullansam da hakkındaki algıyı veya eleştirileri pek umursamıyorum. Zaten bu yüzden "Okemaru" adıyla resmî bir Twitter hesabı açmadım, açmayı da hiç düşünmedim.
Bu durum zihnide bir soru işareti yarattı: Acaba "Yumemiru Danshi wa Genjitsushugisha" bir Narou Eseri sayılır mı? Genelde o platformdan çıkıp animeye uyarlanan serilere bu isim veriliyor. Fakat genel tanıma baktığımda, bizim serimizin bu kalıba pek uymadığını düşünüyorum. Bu etiket daha çok Isekai ve Reenkarnasyon temalı seriler için kullanılıyor ve bu eserler genelde üç temel kuralı takip ediyor:
1: Fantastik bir olay sonucunda başkarakter özel bir statü veya güç kazanır.
2: Kazandığı bu yetenekle çevresindeki herkesin üstüne çıkar.
3: Ya da dışarıdan bakıldığında öyle görünür.
Kısacası başkarakterin sıyrılması için onu öne çıkaracak sıra dışı bir unsura ihtiyacı vardır. Üçüncü madde seriden seriye değişiklik gösterebilir, çünkü Isekai veya Reenkarnasyon unsuru barındırmayan eserlerde de bu durumla karşılaşılabilir. Hatta eserin Shousetsuka ni Narou çıkışlı olması bile şart değildir.
Çevirmen notu: Yazar bu noktadan sonra kategoriler ve ivme kazanan diğer meseleler üzerine uzun uzun gevezelik etmeye devam ediyor. Ancak dürüst olmak gerekirse son derece yorgunum. Zaten yazar sırf sayfa doldurmak adına bu sonsözü uzattıkça uzatmış. Bu yüzden doğrudan kapanışa geçiyorum.
Kovid salgını etkisini hâlâ sürdürürken, bir yandan yapay zeka teknolojilerinin hızlı gelişimi, diğer yandan yeni vergilendirme sistemleri derken önümüzde çetin bir geleceğin yattığı açık. Yine de pes etmeye hiç niyetim yok. Kendi elini bıçaklarken bile şaka yapabilen ana karakterimizin o sarsılmaz gücünden ilham alarak çalışmaya devam edeceğim. Kaynak metni, animesinin gölgesinde kalmayacak şekilde büyütmekte kararlıyım. Bu yolculukta yanımda olmanızı ve desteğinizi esirgememenizi dilerim.
Sevgilerle, ben Okemaru.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.