Merdiven Boşluğundaki Sırlar

Sınıf öğretmenimiz Ootsuki-sensei içeri girip bir grup kızla şakalaşmaya, halinden memnun bir şekilde sohbet etmeye başladı. Anlaşılan bugün serbesttik, bizi bekleyen bir ders saati falan yoktu.

Kei, eve gidelim mi?

Olur...

Kei'nin mecali olsaydı muhtemelen diğer sınıf arkadaşlarıyla laflardı ama bugün üzerinde fena bir uyku sersemliği vardı. Pencereleri olmayan o basık koridordan geçerken esen soğuk rüzgarın onu biraz olsun ayıltacağını düşünmüştüm ama nafile.

...?

Hı...?

Ayağa kalkmak üzere Kei'nin elini tuttuğum sırada, koridorun girişinden gelen sesleri fark ettim. Birileri bize doğru yaklaşıyordu. Cam kapının ardında, gelen kişinin yüzü belli belirsiz seçiliyordu.

Sasaki-kun mu o...?

Ha? Sasakichi mi?

Ona daha önce başka bir isim takmamış mıydın?

Kei, Sasaki-kun'a seslenme biçimini ikide bir değiştirmeye bayılırdı. Gerçi bunun bir önemi yoktu, çünkü o sırada giriş kapısı açıldı. Sasaki-kun arkasından birini sürüklüyor gibiydi; peşinden gelen kişi ise ona itaat etmeye pek niyetli durmuyordu. Acaba Saitou-san mı diye bir an düşündüm ama yanılmıştım.

O, Sajocchi'ymiş.

Evet...

Sasaki-kun'un peşinden çekiştirdiği Wataru, gönülsüz adımlarla ilerliyordu. Surat ifadesine bakılırsa bu durumdan zerre keyif almıyordu. Acaba ne olmuştu?

Yalvarırım Sajou! İhtiyacım olan tek kişi sensin!

?!

?!

...Ne? Bu basit cümle kulağa resmen tutkulu bir itiraf gibi geliyordu. Bunu duyar duymaz Kei ile birlikte kendimizi döner merdivenlerin duvarına dar attık. Doğru mu yapmıştık emin değilim ama resmen saklanmıştık. Döner merdivenleri kullanarak bir alt kata inmeye çalışsak bile, o ikisi bizi yarı yolda mutlaka fark ederdi. Şimdi burada kapana kısılmıştık. Ama her şeyden önce sakinleşmem gerekiyordu. Kalbim deli gibi çarparken, Sasaki-kun'un sözleri zihnimde yankılanıp duruyordu. Hiç şüphe yok ki harika sözlerdi ama gözlerimi kaç kez ovuşturursam ovuşturayım, hala Wataru ile konuşuyordu... Bir erkekle. İkisi de erkekti.

Ha? N-neler oluyor böyle?!

Bilmiyorum...!

Kei de kafa karışıklığı içinde gözlerini kırpıştırarak fısıltıyla sordu. Sanırım Sasaki-kun'un o son cümlesi uykusunu tamamen açmıştı. Gerçi benim için de durum farklı sayılmazdı. Az önce mahmur olan gözlerim şimdi fal taşı gibi açılmıştı. O sırada Sasaki-kun ve Wataru'nun ayak sesleri, tam da bizim az önce rüzgarın tadını çıkardığımız yerde kesildi. Kei, olup biteni görebilmek için duvarın dibinde dizlerinin üzerinde emeklemeye başladı.

Ş-şey, eğer öyle yaparsan...!

Ne dersen de Aichi, sen de aynısını yapıyorsun!

Ah, şey...

Kei'yi durdurmak için yanına gittiğimde, farkında olmadan tam tepesinde duvara yapıştığımı fark ettim. Tuhaf... Hiç niyetim yokken kendimi bu pozisyonda buluvermiştim. Bu hiç iyi değildi, terbiyesiz bir kadın gibi davranamazdım; sonra Airi beni örnek alırdı... Ancak bu şekilde durmak gerçekten zordu. Daha rahat görebilmek için elimi Kei'nin sırtına dayadım.

Bu da ne demek şimdi... Tam eve gidiyordum, biliyorsun değil mi?

Sadece... Sadece birazcık, lütfen!

İğrençsin...

Wataru, Sasaki-kun'un elinden kurtulup ona ters bir bakış attı ve beton basamaklara çöktü. Sasaki-kun resmen yalvarmasına rağmen Wataru en ufak bir ilgi göstermiyordu. Aralarındaki ilişki muhtemelen tam olarak böyleydi. Ama eğer Sasaki-kun gerçekten Wataru'ya değer veriyorsa, keşke ona biraz daha nazik davransaydı...

Yine de şu an ne düşündüğümün pek bir önemi yoktu çünkü karşımda gelişen bu durumu hala tam olarak kavrayabilmiş değildim. Tek bildiğim, Wataru hemen evet demeyince içimi tarif edilemez bir rahatlama kapladığıydı. Eğer kabul etseydi, bugün eve sağ salim varabileceğimi sanmıyordum.

Sasakichi'nin o ciddi yüzü... Kesin o malum mesele değil mi?! Kesin öyledir, bak gör!

Şşş, duyacaklar seni, alçak sesle konuş!

Fısıldaşarak birkaç kelime ettik. Kei'nin heyecanı, saniyeler önce yarı uykulu olmasına rağmen dinecek gibi durmuyordu. Şansımıza koridordan geçen rüzgarın sesi bizimkini bastırıyordu da Wataru ve Sasaki-kun bizi duymuyordu. Sasaki-kun, Wataru'nun oturmasını bekledikten sonra okul çantasından plastik bir poşet çıkarıp ona uzattı.

Buyur.

Aa... Dur bir dakika, bu sadece besleyici jöle mi?

Ne yani, bir de kusur mu bulacaksın?

Neyse, en azından soğuk değilmiş.

Wataru bir şeyi hatırlar gibi tavana bakıp kapağı açtı. Oturduğuna göre artık Sasaki-kun'dan kaçmaya niyeti yok gibiydi. Belki de sadece öyle yaka paça sürüklenmekten hoşlanmıyordu... Hayır, ne olabilirdi ki? Kendi yaşındaki bir çocuk az önce ona tüm duygularını itiraf etmişti; normal bir erkek bu durumda gerçekten sakin kalabilir miydi? Ben olsam kesinlikle dehşete düşerdim.

Şey... Yanına oturabilir miyim?

...?!

Neden?! Karşımda otursana!

Yani, sadece ikimiz varken bu kadar uzak durmak tuhaf olur diye düşündüm...

...Cidden, bana sorma bile. Oturacaksan otur...

Üzgünüm, üzgünüm.

Sasaki-kun'un sesindeki o tuhaf gerginlik Kei'nin sırtının seğirmesine neden oldu. Sasaki-kun, ona hoşnutsuz bir ifadeyle bakan Wataru'nun yanına çekine çekine oturup mahcup bir şekilde gülümsediğinde ben bile nefesimi tutmuştum.

Aichi... Bu... Bayağı iyi, değil mi?

Ha? Ne iyi?

Diyorum ki, aralarındaki şu hava...

Olamaz.

Ah, hemen kızma bana!

Erkek erkeğe aşkın ne demek olduğunu biliyordum ama buna karşı hiçbir zaman bir ilgim olmamıştı. Öte yandan Kei, durumu tamamen bu temele oturtmuş, kendini olaya kaptırmıştı. Şahsen tiksindiğim falan yoktu ama onun gibi kızarıp bozarmayı gerektirecek bir durum olduğunu da sanmıyordum. Birbirleriyle konuşan ve iyi geçinen erkekler adına mutlu olmak normaldi... Gerçi, iyi mi geçiniyorlardı?

Her halükarda Wataru bize Sasaki-kun'dan daha uzakta duruyordu. O sırada Kei derin, hiddetli bir iç çekti. Sanırım bu ikisi arasındaki mevcut mesafede özel bir şeyler seziyordu. Biraz anlar gibi oluyordum... Yani buna bir tür arkadaşlık olarak bakarsak, belki de...

Eee, ne istiyorsun? Bana akıl falan mı danışacaktın?

Ha?

Ne— Hii!

Ah, pardon.

Aşağı yukarı aynı anda tepki vermiştik ama Kei sanki hayal kırıklığına uğramış gibi sırtını biraz aşağı indirdi. Kendimi desteklemek için iki elimle ona abandığımdan, devrilmeden kurtulabilmiştim. Ucuz atlatmıştık, kafam az kalsın köşeden dışarı fırlayacaktı... Pozisyonumu tekrar kontrol altına aldım ama Kei hala moralsiz görünüyordu. Beklentileri boşa çıkmıştı, değil mi?

Aman, alt tarafı tavsiye miymiş?

N-ne var bunda bu kadar büyütecek...?

Aksine, bu ikisinin öyle bir ilişkiye girmemesi benim tercihimdi. Şahsen aralarında bir şey olma ihtimalinin fiilen sıfıra inmesi beni rahatlatmıştı.

Şey... Kimseye söyleme tamam mı?

...Saitou-san sana itiraf etti, değil mi?

Ne...?!

!

!

Bu tek cümle Kei'nin tüm vücuduyla tekrar ileri atılmasına yetti. Gerçi benim de ondan aşağı kalır yanım yoktu. Bunu yapmamamız gerektiğini biliyordum. Böylesine mahrem bir konuşmaya kulak misafiri olmak isteyeceğim bir şey değildi. Ancak kılımızı kıpırdatmadan oturmaktan başka çıkış yolumuz yoktu. O yüzden elimizden bir şey gelmezdi.

N-nasıl bildin bunu?!

Öğleden sonra bir kızın seni çağırdığını duymuştum. Gerisini de tahmin ettim işte.

T-tamam da... O hiçbir şey söylememişti ki...!

Satır aralarını okuyamayacak kadar kalın kafalı olduğumu mu sanıyorsun?

Höh...!

Wataru, sesindeki hafif kıskanç tonda şikayet edince Sasaki-kun söyleyecek söz bulamadı. Wataru'nun net ve normal sesinin aksine Sasaki-kun sustu, sesi neredeyse kararsız çıkıyordu. Onu biraz daha... tebrik etmen gerekmez miydi? Ah, demek az önceki mesele buydu? Wataru'nun elimi sırtıma koyup beni sınıftan dışarı ittiği anı hatırladım. Havayı kokladığını, ortamın nabzını ölçtüğünü söylemişti. Eğer neler olduğunu biliyorsa, bu sonuca varması onun için daha kolay olmuştur diye düşündüm.

...Evet, etti.

Sasaki-kun sanki kendisi bir itirafta bulunuyormuş gibi başını salladı. Ses tonu ve yüz ifadesi mahcup, ama aynı zamanda karmaşık geliyordu. Çay kulübünün bir üyesi olan Saitou-san oldukça tatlı bir kızdı. Öyleyken, neden böyle bir kız ona açıldığı için mutlu değildi ki?

Biliyordum. Sasakichi, o...

Ha?

Yok bir şey.

Vay canına, Kei aniden uysallaşıverdi. Normalde bu itirafı duyduktan sonra heyecandan yerinde duramaması gerekirdi ama şimdi Sasaki-kun'a hem anlayışlı hem de kederli bir ifadeyle bakıyordu. Çok arkadaşı olduğu için muhtemelen burada neler döndüğüne dair bir şeyler biliyordu.

Yani, Saitou-san'ı Yuki-chan'ın o şeytani ellerinden nasıl koruyacağın konusunda tavsiye istiyorsun, öyle mi?

Ha...?

Hayır be! Kız kardeşim hakkında nasıl bir imajın var senin?!

Saldırgan ve mutlak bir gardiyan.

Bu da ne... Yani, tamamen haksız sayılmazsın ama yine de!

İşler hiç beklediğim yönde ilerlemiyordu. Sasaki-kun'un abisine biraz fazla düşkün bir kız kardeşi olduğunu biliyordum. Komitede çalışırken bunu duymuştum. Onun bağımsızlığını kazanması konusunda sorunlar yaşadığını söylemişti ama durum gerçekten bu kadar vahim miydi? Hatta bu durum, kız kardeşinin sevgisiyle başa çıkamadığı için biraz da onun suçu değil miydi? Ben olsam onu kollarımı açarak karşılardım. Öyle ya, Airi kaç yaşına gelirse gelsin her zaman benimle birlikte olabilirdi.

A-Aichi...? Sırtıma... çok fena bastırıyorsun... Höh!

Ah, üzgünüm.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.