“Kültür festivali komitesinde kim yer almak ister bakalım?” Sınıf öğretmenimiz Ootsuki-sensei, neşeli bir tonla sordu.
Herkes muhtemelen "Başımıza iş aldık," diye düşünüyordu; zira Sensei ile göz göze gelmemek için ellerinden geleni yaparak kimse bu soruya cevap vermedi. Yaklaşık beş saniyelik kısa bir sessizliğin ardından Sensei, canı sıkılmış bir tepki verdi.
“Eğer kimse gönüllü olmazsa, adayları ben seçeceğim.”
“...!”
Hepimizin kafasının aynı anda kalktığına eminim. Sensei’nin bir sonraki sözleri, içimizdeki o kötü hissin ne kadar isabetli olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
“Pekala, herhangi bir kulübe üye olmayanlar ayağa kalksın!”
Eh, bunu tahmin etmeliydim. Beklenen bir durumdu. Bir kulüpte olanlar antrenmanlara, turnuvalara ve diğer etkinliklere katılmak zorundaydı. Bu yüzden okula fayda sağlamayıp vaktini kendine saklayanlar, başka bir şekilde çalışmaya zorlanıyordu… Hoşuma gitmese de bu kaderi kabul etmek zorundayım.
Gönülsüzce sandalyemden kalktım, hemen ardından birkaç sandalyenin daha gıcırtısını duydum. Etrafıma baktığımda altı kişiydim. Natsukawa’yı biliyordum ama kulüp üyesi olmayan bu kadar çok kişi olmasına şaşırmıştım. Soluma baktığımda… Bu Ichinose-san, her zamanki gibi kitabına gömülmüş. Nadiren konuşurduk ama olsun. Eğer olsaydı bir edebiyat kulübüne katılabilirdi ama şu anki durum hayalet kulüpten hallice… Eğer bir şeye içerlemek istiyorsan, bu zamana ve güne içerle. Lisede eğlenmene izin yok.
Diğerleri bu zahmetten kurtulacaklarını anladıkları için rahatlamışlardı. Hatta küçük bir grup, “Beter olun,” dercesine sırıtarak bize bakıyordu ki, bence bu oldukça sinir bozucu. Hele bir bekleyin, size birer kamehameha patlatayım da görün.
“Hmm… Güzel, o zaman taş kağıt makas yapıyoruz!”
“Doğrudan Sajou’yu seçin gitsin işte!”
“Yamazaki. Bunu unutma, kenara yazdım.”
Beni öylece aslanların önüne atmayın. Nerede şu atletizm kulübünün gülleleri? Yamazaki’ye dik dik baktığımda, Ashida yanındaki voleybol çantasını dizine sertçe vurdu. Yoksa bana bunu mu öneriyor? Neyse, sorun değil. Yapabilir miyim? Tabii ki de.
“Oh! Sen mi yapacaksın Sajou-kun? Hem vaktin de var, değil mi?”
“Şey, hastalıktan yeni kurtuldum da…”
“Evet, zaten çokta—”
“Tamamdır! Taş kağıt makas vakti!”
“Eee!?”
Kötü bir his bir kez daha yakama yapışırken şaşkınlıkla sesimi yükselttim. Önümüzdeki bu kıymetli zamanı hayatta kaçıramazdım. Ben ana karakter Sajou’yum… ve bu uğursuz havayı dağıtacağım! Hayatta kültür festivali komite üyesi olarak falan çalışmam! Beni bekleyen dopdolu ve keyifli bir yaz tatili var! Klimanın çalıştığı odama kapanıp oyunların tadını çıkaracağım…!
“D-Daha tam duruldun derken yine başladın…!” Natsukawa arkamdan hırıldadı.
Şu an şikayet etme vakti değil. Yaz tatilim buna bağlı. Eve dönüş kulübü üyeleri, yani tamı tamına altı kişi, sınıfın önünde toplandık. Taş kağıt makas tanrıçası, lütfen bana gücünü ver…!
“Kaybetmeyeceğim.”
“Eğer bu kadar nefret ediyorsan, başka bir bahane bulamaz mıydın…?”
“Hayır, bu adil olmazdı…”
“Şimdi de birden dürüstlük abidesi kesildin başımıza…”
“Ah, bu arada kızlar ve erkekleri ayırıyoruz.”
“Ha?”
Natsukawa’nın bana yönelttiği sitem dolu sözlerin tadını çıkarırken Sensei bombayı patlattı. Olduğum yerde dondum kaldım. Erkek denilebilecek sadece iki piç vardı. Ben ve Tabata, aralarında Natsukawa’nın da bulunduğu dört kızdan oluşan gruptan ayrıldık. Ichinose-san şu an bile kitabını elinden bırakmamıştı. Gerçekten de çok seviyor herhalde… Aniden onunla konuşmaya kalksam neden rahatsız olacağını şimdi anlayabiliyorum.
“Tabata… Seninle konuşmayalı kaç ay oldu acaba?”
“Kim bilir…”
Tabata, sıradan bir çocuktu. Hemen hemen benimle aynıydı ama baskı altında zayıf kalırdı; sınıfta evet efendimci olarak bilinirdi. Bence birbirimize cuk diye uyum sağlardık.
“İleri, tutkuyla—”
“Hadi uzatma da yap şunu,” diye lafı yapıştırdım.
“Kusura bakma.”
S-Sıradan mı…? Belki de aslında biraz çatlaktır? Hiç öyle çok konuşan biri izlenimi vermemişti. Sıradan olmaktan ziyade, biraz daha içine kapanık gibiydi. Kesin bu sınıftan birine platonik aşıktır ama kendine güvenmediği için itiraf edemiyordur (tamamen ön yargı). Ayrıca birazcık yem atsan hemen tav olacak biri gibi duruyordu. Hem ben ne kadar acımasızım böyle.
Kararlılığımı topladım ve kendimi taş kağıt makas maçına hazırladım. En iyisi şunu bir an önce bitirmek. Pekala… Taş, kağıt… makas!
“Güzel, o zaman bu iş sende Tabata, sana emanet.”
“……”
Kusura bakma Tabata. Bu kesinlikle kaybetmemem gereken bir savaştı. Madem yenildin, şimdi bir kenara çekil. İkinci bir raunt falan yok, ona göre.
“Ama benim dershanem var.”
“Kaybettikten sonra söyleme bari şunu…”
Laf sokmadan duramadım. Yine de Tabata kibarca geri çekildi, yenildiğini öğretmene bildirdi ve ben de yerime döndüm. Hmm, şimdi kendimi biraz tuhaf hissetmeye başladım. Biraz daha mı konuşsak acaba…?
“—Pekala, diğer üye Natsukawa-san olacak.”
Bak sen şu işe. Ootsuki-sensei’nin sesini duyunca arkama döndüm ve Natsukawa’nın umutsuzca güldüğünü gördüm. Ben de böyle bir şey isterdim işte. Herkesin tezahürat yapması, sonunda kaybetsem de herkesin desteğini hissetmek… Bunu biz de yapamaz mıydık Tabata? Ah, şu herife bak…! Natsukawa seçildiği için mutlu görünüyor! Ah… Neyse, elden bir şey gelmez. Bu sefer kaybettim, o yüzden görevimi yapmama görevimi yerine getirmem gerekiyor.
Her halükarda, erkeklerden Tabata seçildi, kızlardan da Natsukawa bu sınıfın kültür festivali komite üyesi oldu. Öğretmenin konuşmasını dinlerken rahatlayarak içimi çektim. Ancak o herif sesini yükseltti.
“—Tabata. Dershane zor olmalı, değil mi? Senin yerine ben yapayım mı?”
Sasaki. Tam ne saçmalıyor bu diye düşünürken, birden Tabata’ya seslenip görevi devralmayı teklif etti. Aniden kendisine seslenilince Tabata, her zamanki evet efendimci tavrıyla tuhaf bir “E-Evet…” çıkardı. Beni en çok sinir eden şey ise Sasaki’nin sınıf arkadaşlarından aldığı o hayranlık dolu bakışlardı.
“Aa, emin misin? Devralırsan çok memnun olurum Sasaki-kun ama… Senin ilgilenmen gereken futbol kulübü yok muydu?”
“Evet var ama sorun değil. Birinci sınıf olduğum için zaten as kadroda değilim.”
O zaman az önceki onca mücadele ne içindi…? Sasaki birkaç saniye içinde erkeklerden sorumlu üye haline geliverdi. Şimdi Sasaki ve Natsukawa, bir yakışıklı ve bir tanrıça. Tabii ki Sasaki’nin bununla ne planladığı gün gibi ortada. Ne kurnaz ama.
Ayrıca bu korkutucu bir durum. Natsukawa’ya olan hislerini biliyorum ama diğer herkes için o, “Kendisi yoğun olmasına rağmen başkalarına yardım edecek kadar nazik olan yakışıklı” gibi görünüyor. Eğer Tabata ve Sasaki yer değiştirmiş olsaydı, Tabata’nın birden ayağa kalkmasını sadece tuhaflık olarak göreceklerdi.
“Sasakin tam bir yakışıklı, değil mi?”
“Hıh, o zaman ben de Natsukawa’nın yerini alayım bari.”
“Kes sesini, soğuk Çin eriştesi seni.”
“Soğuk Çin eriştesi mi?”
Bu bir hakaret miydi şimdi Ashida? Kesin öyleydi, şimdiden görebiliyorum. Gerçeklerden kaçarken bana öyle bakma. Buradaki realist benim.
“Tabata, bari bir teşekkür et.”
“Eh… Ş-Şey, teşekkürler.”
“Yok canım, lafı bile olmaz. Kendim teklif ettim zaten. Sen derslerine odaklanmaya bak.”
“E-Evet…”
Oh be… Yasuda’nın zorlamasıyla Tabata, Sasaki’ye teşekkür etti. Buna karşılık Sasaki sakin bir gülümseme göstererek popülaritesini daha da artırdı. Tanrım, bu çok iğrenç hissettiriyor. Neden kazanmama rağmen böyle hissetmek zorundayım ki?
“—Peh.”
“Ha? Çin eriştesini sevmiyor musun?”
“Hayır, gayet lezizdir.”
“Biliyorum tabii ki.”
Nesi var bu kızın… B-rütbe gurme seviyesinde bir örnek veriyor resmen… Hm, B-rütbe mi? En azından A-rütbe bir örnek verseydin.
“Seninle çalışmak için sabırsızlanıyorum, Natsukawa!”
“Evet, ben de öyle Sasaki-kun,” diye karşılık verdi Natsukawa, Sasaki’nin sözlerine nazikçe.
Bunu izlerken göğsümde keskin bir sızı hissettim. Nedenini zaten biliyordum. En sevdiği idolün adı bir skandala karışsa herkes üzülürdü. İhanete uğramış hissetmeden önce, sanırım bu “Onun başka bir adamın kadını oluşunu izlemenin” verdiği bir hüzündü. Hiç idol hayranı olmamıştım ama bu herhalde ona oldukça yakın bir histi.
İçimde yavaş yavaş yükselmeye başlayan tüm bu duyguların üzerine zorla bir kapak kapattım. Bu sayede sakin kalabildim ve sanki sıra dışı hiçbir şey yokmuş gibi davrandım. Bir idolü bir kenara bırakırsak, bu dünyada herhangi bir mutluluk beklemek zaten zor. Kaldı ki Sasaki ve Natsukawa arasında henüz öyle bir durum da yok. Eğer o mutluysa, ben de mutluyum.
“Eee, birbirlerine bayağı yakıştılar, değil mi…?”
“Evet, haklısın.”
“Ha?”
“Hm?”
Normal bir yorum yapmayı planlıyordum ama Ashida bana sanki tüm ailesine küfretmişim gibi baktı. Bu ne biçim tepki böyle… Her şeyin farkındayım, biliyorsun değil mi? Bu ikisi yan yana iyi duruyor işte, elimden bir şey gelmez.
“Sajocchi… Nasıl bu kadar sakin kalabiliyorsun?”
“Yani… bilirsin işte.”
“……”
Ashida’nın bana neden o şüpheci bakışı attığını anlıyorum, gerçekten anlıyorum. Ne de olsa Natsukawa’ya karşı o amansız yaklaşımlarıma defalarca şahit oldu. Bunu görünce paniklememi beklemiş olmalı. Aslında başta bayağı bir sarsılmıştım. Doğru ya, ben hala Natsukawa’yı tavlamaya çalışırken Ashida beni hep desteklerdi. Muhtemelen debelenmemi izlemeyi komik bulduğu içindi. Gerçi o zamanlar hayal görüyordum…… Yine de ona karşı hislerim değişmiş falan değil.
“Eğer bu kadar uyumlu bir çiftlerse, bana sadece gülümseyerek onaylamak düşer, değil mi?”
“Hmm… Ezik.”
“Seni gidi yılan.”
Bu kız da… O kadar kayıtsızca söylüyor ki. Bana attığı o acıyan bakış… Birazcık moral veremez miydin? Zaten kendimi yeterince kaybetmiş hissediyorum, bir de sen yüzüme vurma. Yine ateşim mi çıksın istiyorsun?
“Peh…… Hm?”
Tam kendi halime acıyıp içimi çekerek halime söverken, görüş alanımın köşesinde sert bir bakış hissettim. Başımı çevirdiğimde Sasaki’nin bana tepeden bakan, kibirli gözleriyle karşılaştım. Bana öyle bakma seni piç. Anladık herhalde. Öyle bakmana hiç gerek yok. Üstelik duygularını gizlemeye tenezzül bile etmiyorsun... Ayrıca seni durdurmaya niyetim falan da yok, neden bu kadar düşmanca davranıyorsun ki? Senin gibi yakışıklı bir tip, benim gibi sıradan bir adamı kendine neden düşman belledi?
İstediğin kadar yaklaş kıza, bana neden sarmaya çalışıyorsun? Beni gaza getirmeye falan mı çalışıyorsun yoksa? Bu nasıl bir çarpık mantıktır böyle... Sen kendi işine baksana kardeşim. Sadece sinirimi daha fazla bozuyorsun.
Ah, doğru ya. Başında yandere bir erkek kardeş düşkünü kız kardeş olan birinden kötü adam çıkmazdı, değil mi? Gerçi bu herif için pek parlak bir gelecek göremiyorum. Hatta onun için her şey çoktan bitmiş bile olabilir. Sasaki... Güçlü kal, tamam mı? Natsukawa ile aranızdaki durum hala kafamı karıştırsa da, seni desteklemeye çalışacağım... Ah, doğru, şu düzenli raporu göndermem lazım. Eğer biraz daha gecikirsem, kız kardeşinin işkencelerine maruz kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Tabii ki Yuki-chan’dan bahsediyorum—
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.