Yarın yaz tatili başlıyor~ Bundan sonra her Allah’ın günü ders çalışmak zorunda kalmadan, canım ne isterse onu yapabileceğim. Yaz demek deniz, festivaller, havai fişekler demek; hatta bir geziye bile çıkabilirim! Acaba ilk önce ne yapsam~~~
“—Peki, neden buradayım?”
“Burası benim evim, bir sorun mu var?”
“Ev mi… Burası daha çok bir malikâne gibi, biliyorsun değil mi?”
Eğer bu evin neye benzediğine dair bir örnek vermem gerekseydi, Isono-san’ın evi derdim. Tabii ki hangisinden bahsettiğimi biliyorsunuz. Oldukça modern olmasına rağmen hâlâ o eski usul havayı koruyor. Heisei döneminden fırlamış gibi. Ama daha da önemlisi, böyle bir kızın evini ziyaret ediyor olmama rağmen kalbim zerre hızlanmıyor. Aksine, Natsukawa’nın evindeyken hissettiklerimin tam tersini yaşıyorum. Heyecanlanmak bir yana, kendimi bitkin ve kederli hissediyorum. Yine de belli bir yönden gelen o yoğun baskıyı hissedebiliyorum.
“Normal bir ev işte ama arazisinin biraz farklı olduğunu kabul ediyorum. Bak, şurada bir dojo var.”
“Şuradaki bir dojo değil mi zaten?”
“Ben de öyle demedim mi?”
Bunu bir kez duyduğumda hemen kabul edebileceğimi sanma. İdrak edebilmem için iki deneme gerekti. Ooo? Şu binadan bir sürü vahşi tazı havlaması mı geliyor ne? Ne geniş bir aileniz varmış, Senpai.
“Bir saniye bekleyin, yaz tatilinin hemen öncesinde neden bir dojo ziyareti yapmam gerekiyor?”
“Tahmin ettiğin kadar zor değil. Muhtemelen dövüş sanatları hakkında yanlış bir fikre sahipsin. Bu yüzden sana o atmosferi biraz hissettirmek istedim.”
“……”
Eğer sadece buysa o zaman— Bir dakika, gerçekten buna kanacağımı mı sandınız?! Bir dojoda dövüş sanatlarıyla ilgilenmemek kulağa çok daha şüpheli geliyor! Ayrıca, ne hissetmemden bahsediyoruz? Ne yani, şu rotaya mı giriyoruz—
“Affedersiniz!”
“E-eh… Bir dakika, ha!?”
O kapıyı öylece ardına kadar açmadan önce keşke beni uyarsaydı. Sürgülü kapının kendi tarafını açmak yerine benim durduğum tarafı çekti, bu yüzden sadece ben kabak gibi ortada kaldım. Sonuç olarak; muhtemelen usta olan korkutucu görünümlü bir ihtiyar ve diğer kalıplı adamların hepsi gözlerini bana dikmişti.
“Ha ha ha, Sajou.”
“Senpai, galiba ilk defa bir kıza el kaldırmak istiyorum.”
“Bunun için üzgünüm. Ziyarete gelenler için sadece küçük bir şakaydı bu. Hem Yuyu hem de Ayano çok komik tepkiler vermişti. Hele Yuyu, dur bir anlatayım.”
Ayano da kimin nesi… Ah, sürekli yanlarında olan şu Mita-senpai mi? Bu kişi ne yapıyor böyle? Ah, şu hoca kılıklı adam rahatsız olmuş bir ifadeyle buraya bakıyor. Neden bana dik dik bakıyorsun? Tamam, Sajou eve gidiyor. Lütfen, eve gitmeme izin verin.
“Şey, Senpai? Olaylar hayal ettiğimden çok farklı gelişiyor. Bir erkeği alıp karateci veya judocu bir ailenin evine getiriyorsunuz, her neyse işte!”
“Bu oldukça imalı bir ifade oldu. Burada yetenekli bir dövüş sanatları ustası olduğu doğru ancak o sadece gerekli yeteneği gösterenleri eğitiyor ve onların hepsi bunu bizzat kendisi istiyor.”
“İ-İnanamıyorum…!”
“İnan.”
Bu yolu kendi istekleriyle seçmişler ha…! Daha çocuk yaştayken, aile baskısı olmadan bunu seçenler de mi varmış…!? Yoksa şu Olimpiyat sporcusunun dediği gibi, bir şekilde buraya sürüklenmişken bari zirveyi hedefleyeyim mi demişler!?
“Biz burada dövüş sanatları değil, ruh sanatları öğretiyoruz.”
“‘Ruh sanatları’ mı?”
“Duruma bağlı olarak insanların performansı değişir. Mesela, iş ciddiye bindiğinde bazıları daha güçlü, bazıları daha zayıf olur.”
“Evet, bunu biliyorum.”
“Ruh sanatları bu performansı kontrol etmeyi ve istenen durumda mümkün olan en iyi yeteneği ortaya çıkarmayı amaçlar. Spor öğretmekten ziyade, bir dershane gibiyiz.”
“Yani bu bir nevi ders çalışmak mı? Kalsın, almayayım.”
“Kaede’den duydum, biliyorsun değil mi? Evde sadece oyun oynuyormuşsun. Sadece ekrana dik dik bakarak güçlenemezsin.”
“Hayır, o öyle değil— Hey, beni böyle çekiştirmeyin! Shinomiya-senpai? Benimle ne yapmayı planlıyorsunuz!?”
“Oyunlarda daha iyi olacaksın!”
“Bunu az önce uydurdunuz, değil mi!?”
Kaçmaya çalışmaktan ziyade sadece eve gitmek istiyorum. Ancak o disiplin kurulu başkanı kolumu öyle bir kavradı ki bırakmıyor. Neden bana öyle meydan okuyan bir gülümseme atıyorsunuz? Bu ruh sanatlarıydı, değil mi? Sizin de Inatomi-senpai’nin önünde kendinizi tutabildiğinizi pek sanmıyorum!
“Lütfen, bırakın beni artık yaaaa!?”
Aniden tahta bir kılıcın yere çarpma sesini duydum, hem Senpai hem de ben şok içinde donakaldık. Eminim o anda kaçabilirdim ama şaşkınlıktan vücudum istediğim gibi hareket etmedi. Arkamı döndüğümde, tahta kılıcını yere çarpmış, gözlerini üzerime dikmiş o eğitmen görünümlü ihtiyarı gördüm.
“—Amma da yakınsınız.”
“Evvet!”
Eminim bu, dünyadaki en iyi cevap olmuştur. Shinomiya-senpai’nin pençesinden kurtulmak için attığım ileri doğru adım, tahta kılıcın yere çarpma sesi kadar gürültülüydü.
“Bir daha asla yanına yaklaşmayacağım!”
“Sajou.”
Şimdi neden öyle tepeden bakar gibi davranıyorsun, Shinomiya-senpai? Eğer önünde eğilmezsen seni parça pinçik edecek. Adamdaki heybete bak, ben burada bir serçe seviyesindeyim, beni hiç kuşkusuz ikiye bölebilir. Eh, ölmedim mi? Yoksa… zaten öldüm mü? (*Hâlâ hayatta)
“Rin, kim bu velet?”
“Benim alt dönemim, Sajou. Onu disiplin kuruluna katmak istiyorum.”
Demek asıl amacın buydu ha!? Gerçi beni buraya sürüklediğin an bir bit yeniği olduğunu anlamıştım! Zaten zihnimi ve ruhumu terbiye etmeye neden ihtiyacım olsun ki! Ayrıca, bu biraz hızlı değil mi!? Daha birkaç ay var!
“Oh…? Torunum buraya kimi getirdi diye merak ediyordum, meğer bir alt dönemiymiş. Ha.”
“Dur, hemen yanlış anlama! Onu buraya sadece iradesini güçlendirmek için getirdim!”
“!?”
O da neydi!? Bir an için sesi tıpkı normal bir lise kızı gibi gelmişti! Shinomiya-senpai böyle konuşabiliyor muydu!? Aynen öyle, dedenin önünde normal bir kız ol! Ve mümkünse bundan sonra da böyle devam et—
“Velet.”
“Ciyak!?”
Ben bir serçeyim! Ve tam karşımda korkunç bir dede var! O keskin bakışlarını üzerime dikmesi dehşet verici! Kendimi hafta ortasındaki bir maaşlı çalışan gibi hissediyorum! Toplum dediğin bir iblis lordunun kalesiymiş meğer!
“Velet… Adın Sajou’ydu, değil mi?”
“Hayır, Yamaza—”
“Hm?” Shinomiya-senpai bana dik dik baktı.
“Sajou, evet.”
Dilim sürçtü. Hayatımın pamuk ipliğine bağlı olduğunu hissedebiliyorum. Büyükbaba beni iyice süzdü ve sanki bir böceğe bakıyormuş gibi bakışlarını değiştirdi. Neden birine ilk görüşte böyle gözlerle bakıyorsun ki? Yoksa şu an, başka bir dünyaya bir dövüş sanatçısı olarak reenkarne olma vaktim mi geldi? Eminim beni tek bir hamlede bitirebilirdi. Ne de olsa o usta bir dövüşçü, bense bir acemiyim.
“Amma zayıf bir şeymiş.”
“Bu yüzden onu eğitmek istiyorum.”
“Sence güçlenebilir mi?”
“Ben de tam bu yüzden şu an eve gitmeye çalışıyorum,” diye araya girdim.
Senpai ile aramda bitmek bilmeyen bir atışma dönüp duruyordu. Mümkünse bu ihtiyarın benden nefret etmesini ve beni zorla kapı dışarı etmesini istiyorum. Gerçi bunun sonu benim için acı verici olacakmış gibi hissediyorum… Ayrıca, bu yaşlı adam deminden beri neye bakıyor— Senpai’nin kolumu tutan eline mi?
H-Hm… Senpai, biraz gevşeyin, bu gidişle kolumu kıracaksınız. Bu bakış lazer ışını kadar keskin. Şöyle temasları bir kenara bırakalım. Disiplin kurulu başkanı olarak yapmanız gereken şey bu mu? Bu resmen yasak bir ilişki.
“Velet, Rin ile arandaki ilişki ne?”
“Ablam onun arkadaşı olur.”
“O değil!”
—Eh, yanlış mı biliyorum?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.