Hım... Hım?
Ah, kahretsin. Tamamen uyuyakalmışım, değil mi? Şimdi kafamı kaldırsam, öğretmen "Günaydın~" dercesine ters ters mi bakacak acaba? Tüh, batırdım. Saat kaç ki şimdi? Kulaklarıma odaklandım ama... Sesler çok uzaktan geliyordu sanki. Kulağıma bir şey kaçmış gibiydi.
—Hayır, bir şeyler duyuyorum. Bu konuşma tarzı... Dünya tarihi öğretmenimin. Doksanlardan kalma kaküllerine olan duyusuyla oldukça komik biridir. Acaba o kaküllere üflesem azar işitir miydim? Muhtemelen.
Neyse, eğer dünya tarihi öğretmeniyse, o zaman bu üçüncü ders olmalı. Bayağı bir uyumuşum anlaşılan. Ah... Muhtemelen sınıf öğretmenim Ootsuki-chan'a söylerler, sonra da öğrenci rehberliğe yollanırım, Nakamura'dan da bir sürü laf işitirim...
Ah, tebeşir sesi duyuyorum. Sensei şimdi tahtanın yanında olmalı, tam da şimdi kafamı kaldırma zamanı, değil mi? Ya şimdi ya hiç. Sonra da hiç uyumamış gibi yaparım. Tamam, bir, iki... H-Hı? Garip, kafamı kaldıramıyorum. Hayır, cidden. Kalkmıyor. Kafam hep bu kadar ağır mıydı? Ş-Şey, sadece kafamı kaldıracağım, o kadar zor olamaz ki. Bir, iki...
“...Ah...”
Ah, bu kötü oldu. Kafam ağrıyor. Gerçekten çok ağrıyor. Çığlık atmak istiyorum. Özellikle alnımın ön kısmı ağrıyor. Yer çekimi aniden mi arttı? Kafamdaki bilgi miktarı... beni aşağı mı çekiyor...? Ben niye canlı yayın yapar gibi konuşuyorum ki?
Anladım, anladım. İşitmemin neden bu kadar uzaktan geldiğini şimdi anladım. Duruşum bozukmuş. Hahaha.
—çi.
Ah, Ashida bana sesleniyordu şimdi, değil mi? Böyle zamanlarda gerçekten harika bir algısı var. Ne var ki, şu an pek karşılık veremem.
—Öyk.
Boynum hâlâ yerinde mi acaba? Hayır, kafamdaki ağrı duyularımı köreltiyor. Dur, yoksa gerçekten ciddi mi hastayım?
“Sonunda uyandın mı, Sajou-kun?”
“Ah...”
Sensei, tam da sıramın önünde duruyordu, beni fark etmişti. Eh, bu beklenen bir şeydi. Dersinde uyuyan bir öğrenciye elbette sitem edecekti. Ayrıca, şimdi eşofman giyiyorum, bu yüzden elbette dikkat çekiyorum.
“Durumu duydum. Ne hissettiğini anlıyorum ama bu, dersimde uyuman için geçerli bir sebep değil.”
“...Evet.”
“Bir dahaki sefere okula böyle bir sorun yaşamadan geldiğinden emin ol.”
“...Evet, şey...”
“Ne?”
“Revire gidebilir miyim lütfen...”
Kelimeler beklediğimden çok daha kolay çıktı ağzımdan. Nezlem şimdi başladığına göre, boğazımın hâlâ bir şekilde çalışması mantıklıydı. Ne nezlesi, ben sadece bir kafayım.
Ahhh... Ama bunu dersin ortasında söylememeliydim sanırım. Şimdi daha da çok dikkat çekerdim. Zaten niye revire gitmem gereksin ki? Sadece burada oturup dinlemek çok da zor değil, dersler bitene kadar bekleyebilirdim. Sensei bana hafifçe şaşkın bir bakış attı ama en azından bunu düşünüyormuş gibiydi.
“Benim için sorun değil. Ancak, bir sonraki derse geri döndüğünden emin ol.”
“Evet...”
Dikkatlice ayağa kalkmayı planlıyordum. Ahh, sanırım gerçekten batırdım. Vücudum beklediğimden daha ağırdı. Dikkat çekmek falan diye endişelenmemeliydim...
“Ah... Yo... Vay canına!?”
“Ne!? Sajo—”
“Höh...!”
Yüksek, çarpma sesi yankılandı. Hiç acı hissetmedim ama beynim sağa sola sallanıyormuş gibiydi. Hangi pozisyonda kaldığımı bile anlayamadım. Ama bir inilti çıkardığıma göre, kapıya çarpmış olmalıyım.
—çi! İyi—misin!?
Ne—! —yor!
Ne yapıyorum ben... Böyle dikkat çekmek hiç istememiştim. Kalkıp revire gitmem lazım... Hı? Kollarıma nasıl güç vereceğim ki? Garip, galiba gerçekten bayağı hastayım. Şimdi ne yapıyordum ben?
Bir yatağın üstünde miyim? Tam zamanı, biraz uykum gelmişti, o zaman biraz dinleneyim—
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.