Kalbin Belirsiz Ritmi

Yaz tatilinin sonu yavaş yavaş yaklaşırken, bir gün öğleden sonra odamda derin düşüncelere dalmıştım ki akıllı telefonumun zil sesi yankılandı. Elime alıp baktığımda arayanın Seto-san olduğunu gördüm. Ekrana dokunup telefonu kulağıma götürdüm.

"Alo, ben Seto."

"Selam Seto-san. Hayırdır?"

"Seninle biraz konuşmak istediğim bir konu vardı da o yüzden aradım. Hondo-kun, şu an vaktin var mı?"

"Bugün pek bir işim yok, müsaidim."

"Öyleyse sevindim."

"Ee, ne hakkında konuşmak istiyordun?"

Seto-san’ın beni aramasına pek alışık değildim. Bu yüzden konunun ne olduğu hakkında en ufak bir tahminim bile yoktu.

"Konuşmak istediğim konu Matsuoka-kun hakkında."

"Toshiya hakkında mı?"

"Evet. Geçen gün Matsuoka-kun ile vakit geçirmek çok eğlenceliydi, ben de bunun için bir teşekkür etmek istedim."

Seto-san’ın sözleriyle anılarım canlandı. Doğru ya, daha önce benden bir maketi Toshiya’ya vermemi rica etmişti. O zaman Seto-san’a, Toshiya’yı bir yerlere davet etmesini ve dönüş yolunda maketi vermesinin daha iyi olacağını söylediğimi hatırlar gibiyim. Görünüşe göre Seto-san, Toshiya’yı dışarı davet etmeyi başarmıştı.

"Toshiya ile buluşabildiniz demek. Maketi düzgünce verebildin mi?"

"Dönüş yolunda verdim. Matsuoka-kun çok sevindi."

Toshiya, zaten Seto-san ona ne hediye ederse etsin sevinirdi. Ama sevdiği bir şey olduğu için herhalde ekstra mutlu olmuştu.

"Sevinmesine sevindim."

"Evet, hepsi senin tavsiyen sayesindeydi. Teşekkür ederim."

"Ben sadece aklımdan geçenleri söyledim. Yine de sana bir faydası dokunduysa ne mutlu."

"Çok faydası oldu. Bu yüzden sana bir teşekkür borçluyum. Hondo-kun, benim senin için yapabileceğim bir şey var mı?"

"Yapabileceğin bir şey mi?"

"Evet, elimden gelen bir şeyse lütfen söyle."

Teşekkür etmesi beni mutlu etmişti aslında ama Seto-san için bu kadarı yeterli gelmemiş anlaşılan.

"O zaman, eğer senin için de uygunsa, vaktin olduğunda Toshiya ile tekrar vakit geçirirsen sevinirim."

"Onu zaten Matsuoka-kun’dan rica ettim bile."

"Hadi ya!?"

Doğrusu Seto-san’ın kendi isteğiyle Toshiya’yı tekrar bir yerlere davet edeceğini hiç düşünmemiştim. Seto-san için Toshiya ile geçirdiği gün gerçekten çok keyifli geçmiş olmalıydı.

"Ayrıca bu rica, benim senin için yaptığım bir şey sayılmaz. Başka istediğin bir şey yok mu?"

"İstediğim bir şey mi..."

Birkaç saniye kafamı çalıştırdığımda, az önce düşündüğüm şeyler zihnimde belirdi.

"İstediğin hiçbir şey yok mu?"

"Hayır, var. Seto-san, senden bir ricam olacak."

"Yapabileceğim bir şey mi?"

"Evet, hatta bunu sadece senden isteyebilirim sanırım."

"Bu büyük bir sorumluluk. Peki, benden ne yapmamı istiyorsun?"

"Bana akıl vermeni istiyorum."

"Ne hakkında?"

Hafifçe gerildim. Derin bir nefes alıp kendimi toparladım.

"...Ben, sanırım Shimizu-san’dan hoşlanıyorum."

Seto-san’dan cevap gelmedi. Belki de konuya çok aniden girdiğim içindi. Yaklaşık on saniye bekledikten sonra akıllı telefonun diğer ucundan Seto-san’ın sesi tekrar duyuldu.

"...Hondo-kun, bu konuyu danışmak için gerçekten doğru kişi ben miyim?"

"Elbette. Shimizu-san’dan... şey, hoşlanıyor olabileceğimi düşünmem kamp gezisiyle başladı. Kamp gezisinde olanları bilen ve benimle aynı yaşta olan tek arkadaşım sensin."

"Anlıyorum..."

"Anlatmaya devam edeyim mi?"

"Evet, daha detaylı duymak isterim."

Sanki Seto-san’ın sesi normalden daha heyecanlı geliyordu. Bu da bir nevi aşk muhabbeti olduğu için miydi acaba?

"Shimizu-san’a karşı hislerim üzerine düşünmeye başlayalı epey oldu aslında."

"Tam olarak ne zamandan beri?"

"Sanırım Astronomi Kulübü'ne girmeden hemen öncesiydi."

"Bu kadar uzun zamandır mı düşünüyordun..."

Şimdi bakınca, daha önce hiçbir konu üzerinde bu kadar kafa yormamıştım sanırım.

"Astronomi Kulübü'ne girdikten sonra da düşünmeye devam ettim ama bir türlü kendimi tatmin edecek bir cevap bulamadım."

"Peki, öyleyse neden kamp gezisindeyken Shimizu-san’dan hoşlandığına karar verdin?"

"...Kamptayken plaj kafesine gittiğimizde, Seto-san, sen Ai-san’a sormuştun ya? Birinden hoşlanmak ne demektir diye."

"Sorduğumu hatırlıyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Ai-senpai, o kişinin yanında sonsuza dek kalma isteğini 'sevmek' olarak tanımlamıştı."

Seto-san o zamanı hatırlıyordu demek.

"Evet. Ve Yosuke-san, Ai-san’a itirafta bulunurken 'daima yanında kalmama izin ver' demişti."

"Bunu da hatırlıyorum. Ama bunun senin Shimizu-san’dan hoşlandığın gerçeğiyle bağlantısı ne?"

"Bence hem Ai-san hem de Yosuke-san için birini sevmek, o kişinin yanında olmayı istemek demekti. Ben öyle hissettim."

"Yani Hondo-kun, sen de mi Shimizu-san’ın yanında olmak istiyorsun?"

"Shimizu-san yanımda olursa mutlu olurum. Bu yüzden ondan hoşlanıyor olabileceğimi düşündüm. Sadece tam emin olamadığım için sürekli bu konuyu kafamda tartıp duruyordum."

"Demek öyleydi..."

Seto-san’ın sesi bir süre daha duyulmadı. Muhtemelen az önce söylediklerim üzerine düşünüyordu.

"Sence ben, Shimizu-san’dan hoşlanıyor muyum Seto-san?"

Hafifçe güler

"Seto-san!?"

"Özür dilerim, elimde olmadan güldüm. Daha önce de buna benzer bir konuşma yaptığımızı hatırladım da."

Öyle miydi? Hafızamı yokladığımda Seto-san ile ilk kez aşk meşk konularından konuştuğumuz ana ulaştım. Doğru ya, o zaman Seto-san bana, kendisinin Toshiya’dan hoşlanıp hoşlanmadığını sormuştu.

"Öyle bir şey olmuştu değil mi? O zaman soran ve cevaplayan taraflar tam tersiydi ama."

"Hondo-kun, benim soruma ne cevap verdiğini hatırlıyor musun?"

"Şey, senin Toshiya’dan hoşlanıp hoşlanmadığını bilmediğimi söylemiştim sanırım."

"Doğru. Ve benim cevabım da aynı."

"Bilmiyor musun yani?"

"Evet. Ben birini sevmenin ne demek olduğunu hâlâ pek anlamış değilim. Bu yüzden senin Shimizu-san’a olan hislerinin aşk olduğunu kesin bir dille söyleyemem."

"...Anladım."

Tuhaf bir histi bu. Hem biraz hayal kırıklığı hem de bir rahatlama. Ben Seto-san’dan ne duymayı bekliyordum ki?

"Ama o zamanki senin yaptığın gibi, ben de tek bir şeyi kesin olarak söyleyebilirim."

"Ne gibi?"

"O zaman bana demiştin ya; Matsuoka-kun’un benim için önemli bir varlık olduğuna şüphe yok diye."

Gerçekten de Seto-san ile ilk aşk muhabbetimizde böyle bir şey söylediğimi hatırlıyordum.

"Hâlâ öyle düşünüyorum."

"Bence de Matsuoka-kun önemli bir varlık. Tıpkı senin için Shimizu-san’ın olduğu gibi."

"Seto-san..."

"Benim seninle konuşmaya başlamam ikinci sınıfta oldu. Bu yüzden hislerinin tamamını anlayamam. Ama ben bile, kulüp odasında veya sınıfta sizin halinize baktığımda, Shimizu-san’ın senin için ne kadar önemli biri olduğunu görebiliyorum."

Şaşkınlıktan bir an sesim çıkmadı. Seto-san, beni ve Shimizu-san’ı sandığımdan çok daha iyi gözlemliyormuş meğer. Nasıl desem, içimi bir gıdıklanma hissi kapladı.

"...Teşekkür ederim Seto-san."

"Teşekkür edilecek bir şey yapmadım. Hatta yardımcı olamadığım için özür dilesem yeridir."

"Hayır, Seto-san, sana danıştığıma gerçekten sevindim. Beni dinlediğin için çok teşekkürler."

"Hondo-kun'un bana güvenmesi beni de mutlu etti."

Telefonda olduğumuz için yüzünü göremiyordum ama şu an Seto-san'ın bir şekilde gülümsediğini hissedebiliyordum.

"Ben, biraz daha kendi başıma düşüneyim."

"Anladım. Seni destekliyorum."

Seto-san'ın desteğini almak içimi rahatlatmıştı. Teşekkür edip telefonu kapattım.

Yaz tatilinin sonu yaklaşıyordu. Ben Shimizu-san’dan hoşlanıyor muydum? Bu basit sorunun cevabını arayarak düşüncelere daldım.

※ ※ ※

"Höh!"

Yaz tatilinin sonlarına doğru bir gün, yarı zamanlı iş molasında dinlenme odasına gittiğimde, orada uzun boylu, wolfcut kesim saçlı o kadın, Sakura Kaho, yüzünde bir gülümsemeyle sandalyede oturuyordu.

"Çok kabasın Kei-chan. Öyle iğrenmiş gibi bir surat asma."

"Surat asmakla kalmıyorum, gerçekten iğreniyorum!"

"Seni rahatsız edecek bir şey yaptığımı hatırlamıyorum?"

"O sadece senin kendi hafızanı işine geldiği gibi çarpıtmandan kaynaklanıyor!"

Kaho’ya öfkeyle bakıyorum. Ancak Kaho gülümsemesini bozmadan, hiç de çekiniyormuş gibi görünmüyor.

"Yine de çok tatlısın Kei-chan. Astronomi kulübünün kampı bittikten sonra da burada seninle karşılaşmak beni mutlu etti."

"Senin için çalışmıyorum herhalde."

"Biliyorum, Daiki-kun yarı zamanlı işe devam ettiği için değil mi?"

"Ggh..."

İster istemez nutkum tutuldu. Kaho’nun sözlerini yalanlayamadım çünkü. Hondo-kun'un işe devam edeceğini doğrudan ondan duymamıştım ama kamptan sonra müdür, ben hiç sormadığım halde bunu bana yumurtlamıştı. Benim açımdan, eğer Hondo-kun devam ediyorsa işi bırakmak gibi bir seçenek yoktu. Gerçi ben de devam edeceğimi söylediğimde müdürün "Tabii ki" der gibi bakması biraz canımı sıkmıştı ama neyse.

"Bu ifade, tam üstüne bastığımı gösteriyor."

"Gunu nu nu..."

"Neyse, benim açımdan tatlı kouhailerimin burada çalışmaya devam etmesi güzel bir şey, o yüzden sorun yok. Onu boş ver de, nasıl geçti Kei-chan?"

"Neyden bahsediyorsun?"

"Bilmemezlikten gelme, kampı diyorum."

Şimdi düşününce, kampa gitmeden önce benden dönüşte güzel haberler beklediğini söylediğini hatırlar gibiydim.

"Ai ile burada kamp hakkında konuştuğunuzu Ai'den duydum zaten."

"Öyle, Ai’den hikayeyi dinledim. Ama o daha çok Ai’nin kamp anılarıydı. Ben bir de senin ağzından dinlemek istiyorum. Bakış açısı farklı olunca anılar da farklı olur. Ee, senin Hondo-kun ile aran nasıldı?"

"Neden konu sadece Hondo'ya kilitlendi!"

"Çünkü en çok merak ettiğim kısım orası. Kamp boyunca aranızda bir ilerleme oldu mu?"

Dürüst olmak gerekirse, kamp anılarımı Kaho’ya anlatmak zorunda olup olmadığım tartışılırdı. Yine de böyle devam ederse dinlenme odasında her karşılaştığımızda bunu soracağını biliyordum. Odadaki huzurumun devamı için kamp anılarımı Kaho’ya anlatmaya karar verdim.

"...İşte böyle."

"Anlıyorum."

Konuşmaya başlayalı yaklaşık on dakika olmuştu ki Kaho’ya kamptaki anılarımı anlatmayı bitirdim.

"Beni dinledin, tatmin oldun mu?"

"...Evet. Ai’den de duymuştum ama Ai ve Yosuke-kun'un bir araya gelmesine gerçekten çok sevindim."

Kaho’nun yüzüne baktığımda her zamanki gibi gülümsediğini gördüm. Ama bu gülümseme, nedense normalde olduğundan daha farklı gelmişti gözüme.

"...Öyle."

"Ne oldu? Yüzümde bir şey mi var?"

Kaho meraklı bir ifade takındı. Görünüşe göre onu düşündüğümden daha dikkatli izlemişim.

"Yok bir şey."

"Öyle mi? Her neyse, bu kamp senin için de oldukça verimli geçmiş Kei-chan."

"Ne demek istiyorsun?"

"Anlattıklarına bakılırsa, bu kampta seninle Hondo-kun arasındaki kalplerin mesafesi, kampa gitmeden öncesine göre epey kısalmış gibi duruyor."

"Demek öyle..."

Kendi içimde de biraz, çok az olsa da böyle düşünüyordum ama bunu başkasından duymak pek de kötü hissettirmemişti.

"Kei-chan, mutlu görünüyorsun."

"M-Mutlu falan değilim!"

"Yüzün de kızardı, çok tatlı. Peki Kei-chan, bundan sonra ne yapacaksın? Deminden beri anlattıklarından Hondo-kun'a aktif olarak hamle yapmaya karar verdiğini anladım ama somut olarak nasıl bir hamle planlıyorsun?"

"O..."

"O ne?"

"...Henüz karar vermedim."

"Kei-chan..."

"Bana öyle acıyarak bakma!"

Kamptan döndüğümden beri Hondo-kun'a kendimi nasıl göstereceğimi, nasıl hamle yapacağımı düşünüyordum. Ancak aklıma yatan hiçbir fikir gelmemişti.

"Yapabileceğin pek çok şey var aslında, değil mi? Mesela, Hondo-kun'u bir randevuya davet edebilirsin."

"Ben de o kadarını düşündüm. Ama aniden r-randevuya falan davet edersem tuhaf karşılanabilirim..."

"Senin de özgüvenin bazen şaşırtıcı derecede düşük oluyor. Hondo-kun, sen davet edersen seve seve kabul eder bence."

"O sadece herkese nazik olduğu için öyle yapar."

"Hondo-kun’un nazik olduğu doğru ama sana olan nezaketi sanki başka bir seviyede. Her neyse, yani sen Hondo-kun'a açılmak istiyorsun ama bir türlü harekete geçemiyorsun, öyle mi?"

"...Öyle."

Bu yaz bitmeden bir şekilde Hondo-kun ile olan mesafemi daha da daraltmak istiyordum. Bunu istiyorum istemesine ama bir türlü harekete geçemeyen kendimden nefret ediyorum.

"Keşke iyi bir fırsat olsa."

"O olsa zaten bu kadar kıvranmazdım."

"Doğru... Ah!"

"Bir şey mi buldun?"

"Evet, tam da şunun hazırlık zamanı yaklaşıyor diye düşündüm."

"Hazırlık mı? Neyin hazırlığı?"

Kamp bittiğine göre hazırlanmam gereken başka ne kalmıştı ki?

"Kültür Festivali canım, Kültür Festivali."

"Ah, o zamanlar geldi mi ya?"

Yanlış hatırlamıyorsam Ai, kamptan döndükten sonra Kültür Festivali'nden bahsediyordu.

"Kültür Festivali hazırlığından tut da asıl gününe kadar yapılacak çok şey var. Senin için bulunmaz bir fırsat bence."

"O kadar büyük bir fırsat mı sahiden?"

"Bence öyle. Hondo-kun ile hem sınıfın hem kulübün aynı. Sınıfın veya kulübün sergisi/etkinliği için hazırlıklardan festival gününe kadar Hondo-kun ile beraber hareket etmek için sayısız şansın olacak. Tabii bu fırsatları değerlendirip değerlendiremeyeceğin tamamen sana kalmış."

Bunu söyledikten sonra Kaho, çalışma saatinin geldiğini belirterek dinlenme odasından çıktı.

Ben Kültür Festivali'ni o kadar da önemli bir olay olarak görmüyordum ama Kaho'nun sözlerinden sonra fikrim değişti. Kültür Festivali bitene kadar Hondo-kun ile olan mesafemi şimdikinden çok daha ileriye taşıyacağım.

Kimsenin kalmadığı dinlenme odasında kendi kendime ant içtim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.