"Hondo! Yakisoba daha hazır değil mi?!"
"Biraz daha bekle!"
"Seto-san, senin taraf da daha sürecek gibi mi?"
"Bitti, tabaklara koymama yardım et."
"Anlaşıldı!"
Kültür Festivali günü, Seto-san ile birlikte okul bahçesinin bir köşesinde sınıfımızın etkinliklerinden biri olan yakisobayı yapıyorduk. Shimizu-san ve Toshiya da yaptığımız yakisobaları satıyordu.
Diğer sınıflar pek yakisoba satmadığı için bizimki hayal ettiğimizden çok daha fazla satıyordu. Kültür Festivali daha yeni başlamış olmasına rağmen ilk başta hazırladığımız tüm yakisobalar çoktan tükenmiş, yenilerini yapmaya koyulmuştuk.
"Evet! Bir yakisoba, buyurun beklettiğim için kusura bakmayın!"
"Çok teşekkürler!"
Üzerinde happi olan Toshiya’dan, kouhai'miz olduğunu tahmin ettiğim bir kız öğrenci yakisobayı neşeyle teslim alıyordu. Böyle anlarda Toshiya’nın kızlar arasında ne kadar popüler olduğunu bir kez daha hatırlıyordum. Buranın bu kadar kalabalık olması sadece yakisobanın lezzetinden kaynaklanmıyor gibiydi.
"Hey, iki yakisoba hazır!"
"T-Tamam! Ç-Çok teşekkürler!"
Toshiya’nın yanında ise üniformasının üzerine happi giymiş olan Shimizu-san, bir erkek öğrenciye yakisobasını uzatıyordu. Siparişi alan erkek öğrenci biraz ürkmüş görünüyordu. Shimizu-san’dan korkan öğrencilerin sayısı hâlâ azımsanamayacak kadar çoktu. Yakisobayı alan çocuk da muhtemelen onlardan biriydi.
"Hondo-kun, ellerin durdu."
Önlük giymiş olan Seto-san bana seslendi. İkisine fazla daldığımı fark ettim.
"K-Kusura bakma."
"Özür dilemene gerek yok. Senin taraftaki yakisoba bitti mi?"
"Evet, bitti. Geriye sadece kaplara doldurmak kaldı."
"İşlerin yolunda gitmesine sevindim. Ben de elimdekilerin hepsini kaplara doldurunca sana yardım ederim."
"Teşekkürler, Seto-san."
"Aynı vardiyadaki ortaklarız, yardımlaşmamız çok doğal."
Ondan sonra Seto-san ile ben yakisoba yapmaya, Shimizu-san ile Toshiya da satmaya devam ettik.
"Fuh, nihayet biraz nefes alabildik."
Kültür Festivali başlayalı yaklaşık bir saat olmuştu ve sonunda müşteri yoğunluğu azalmıştı.
"Yakisoba yapmayı şimdilik durdursak olur mu?"
"Olur herhalde, zaten kenarda bayağı yakisoba kaldı, idare ederiz."
"O zaman yeni müşteriler gelene kadar biraz dinlenelim."
"Tamamdır!"
"Ben yine de müşteri gelir mi diye etrafa bakarım."
"Ben de yardım edeyim mi?"
"Gerek yok, siz geçip dinlenmenize bakın."
"Anladım. Teşekkürler Shimizu-san."
Yakındaki sırt çantamı açtığımda bir şey fark ettim.
"Aaa?"
"Ne oldu, Taiki?"
"Oyunun senaryosunu kontrol edeyim demiştim ama çantada yok."
"Evde unutmuş olmayasın?"
"Pek sanmıyorum ama..."
"Böyle durumlarda senaryonun en son ne zaman elinde olduğunu hatırlamaya çalışmak en iyisidir."
Seto-san’ın tavsiyesine uyarak senaryoyu en son ne zaman okuduğumu hatırlamaya çalıştım. Sahi, dün gece evde senaryoya baktığımı hatırlamıyordum. O zaman en son gördüğüm yer...
"Kulüp odasında unutmuş olabilirim..."
"Okuldaysa sorun yok. Şu an vaktimiz varken gidip alsan iyi olur."
"Haklısın, hemen gidip geliyorum."
Kulüp odasına doğru yönelecekken Shimizu-san ile göz göze geldik.
"Konuştuklarınızı duydum. Müşteri gelse bile biz hallederiz, acele etmene gerek yok."
"Shimizu-san, gerçekten çok naziksin."
"Lafı uzatıp durma da hadi git!"
Hemen astronomi kulübünün odasına doğru koştum.
Hondo’nun gözden kaybolduğundan emin olduktan sonra, kendi aralarında konuşan Matsuoka ve Seto’nun yanına gittim.
"Hey, Matsuoka."
"Bir şey mi oldu?"
"Kusura bakma ama Seto ile biraz konuşmam gerek, tezgaha sen baksana."
"Önemli bir konu mu?"
"...Benim için önemli."
"Tamam, olur. Konuşulanları duymamam daha mı iyi?"
"Duymak istiyorsan dinle, bana ne."
Duyulmasını istemediğim bir şey olsaydı zaten burada konuşmaya yeltenmezdim.
"Tamamdır, o zaman tezgaha bakıyorum."
"...Teşekkür falan etmeyeceğim ama."
"Teşekkür etmeni bekleyen kim zaten, hadi kolay gelsin."
Matsuoka bunu dedikten sonra az önce durduğu yere geri döndü.
"Eee, konuşmak istediğin şey ne?"
"...Hondo hakkında."
"Bunu tahmin etmiştim."
"Nereden anladın be?!"
"Hondo-kun gider gitmez yanıma geldiğine göre onunla ilgili bir konu olduğu kesinleşti."
"Bu arada ben de anlamıştım."
"Sen sessizce tezgaha baksana!"
Gerçekten bu kadar kolay mı okunuyordum? Kesinlikle Seto ve Matsuoka diğer insanlara göre fazla dikkatliydi. Başka açıklaması olamazdı.
"Eee, Hondo-kun hakkında ne konuşmak istiyordun?"
"Şey..."
"Hızlı söylemezsen Hondo-kun dönecek."
"Acele ettirip durma! Hondo ile Kültür Festivali’ni birlikte gezmek için ne yapmam gerektiğini öğrenmek istiyorum!"
"...Bunu ciddi ciddi bana mı soruyorsun?"
"Ciddi olmasam sorar mıyım!"
Seto’nun yüz ifadesi her zamanki gibi sabitti ama içten içe bana hayret ettiğini hissedebiliyordum.
"Bence normal bir şekilde davet etmen yeterli."
"---Peki ya rahatsız olduğunu düşünürse?"
"Kei Ablacığım, bence hiç öyle düşünmez."
Beklemediğim bir yönden gelen sesle gayriihtiyari o tarafa döndüm. Orada, nedense Hondo’nun küçük kız kardeşi Haruno duruyordu.
"Haruno, senin ne işin var burada?"
"Bugün Kültür Festivali var ya."
Elbette bizim okulun festivaline herkes gelebilirdi ama sormak istediğim bu değildi.
"Kızım, buraya nasıl geldin? Yine tek başına mı kaçtın?"
"Hayır. Annemle birlikte geldim."
Etrafa bakındım ama Haruno’nun annesine benzer birini göremedim.
"Annen nerede peki?"
"Yuasa-sensei’ye selam vermeye gitti. O sırada sıkılmayayım diye 'Önce abinin yanına git, orada bekle' dedi. Abimin bu saatlerde burada olacağını söylemişti ama..."
"Hondo’nun ufak bir işi çıktı, şimdi gelir."
"O zaman iyi."
Haruno rahatlamış görünüyordu. Belli ki abisini bulamayınca biraz tedirgin olmuştu.
"Neyse, abin dönene kadar burada takıl kafana göre."
"Teşekkürler, Kei Ablacığım!"
"...Önemli değil."
Haruno’nun gülüşünde insanı yumuşatan bir şeyler vardı kesinlikle.
"Eee, abimle festivali gezme planına gelirsek, bence en iyi yer..."
"H-Haruno?"
"Ne oldu, Kei Ablacığım?"
"Sen neden benimle Hondo’nun festivali birlikte gezmesi için plan yapmaya çalışıyorsun? Senin de abinle gezmek istemen gerekmiyor mu?"
"Kei Ablacığım, bunu gerçekten soruyor musun?"
Bana öyle bıkkın bir yüzle bakmasını istemezdim. Küçücük çocuktan böyle bir bakış almak cidden koyuyordu.
"...Öyle değil mi yani?"
"Tam olarak öyle sayılmaz. Abimle festivali gezsem tabii ki çok eğlenceli olurdu. Ama ben senin bu fırsatı değerlendirmeni istiyorum."
"Neden kendini değil de beni ön plana koyuyorsun ki?"
"Çünkü hem abimi hem de seni çok seviyorum. İkinizin yakınlaşması beni çok mutlu eder."
"Haruno..."
Ne denir ki, onu görmeyeli sanki biraz daha büyümüş gibiydi.
"Ben annemle birlikte gezeceğim, o yüzden beni dert etme. Sen abimle daha da yakınlaşmak için elinden geleni yap!"
"Bak, Haruno da aynısını söylüyor. Artık onu davet etmekten başka çaren kalmadı."
"Ama onun için bir rahatsızlık olacaksa..."
"Az önce de söyledim ya, Kei Ablam için hiç sorun olmaz. Hem gerçekten istemeseydi abim de hayır derdi. Gerçi Kei Ablam davet ederse abimin onu geri çevireceğini hiç sanmıyorum."
Doğruydu, Hondo nazik biriydi ama gerektiğinde söylenmesi gerekeni net bir şekilde dile getirmesini bilirdi.
"...Peki, onu davet etmeyi deneyeceğim."
"Kei Abla, bol şans! Seni destekliyorum!"
"Ben de destekliyorum."
"Ben de destekliyorum!"
"Sen dükkana bak hadi."
"Bana biraz fazla mı kaba davranıyorsunuz?"
Kano'nun da desteği sayesinde, Hondo'yu Kültür Festivali'nde birlikte gezmeye davet etmeye karar vermiştim.
※ ※ ※
Shimizu-san ve diğerlerinden ayrıldıktan birkaç dakika sonra, kendimi astronomi kulübü odasının önünde buldum. Kapıyı açmaya yeltendiğim anlık sürede, kapı kendiliğinden açılıverdi.
"A, Taiki-kun? Ne oldu?"
Karşımda duran kişi Ai-san'dı. Kapının kendiliğinden açılmasının sebebi, onun içeriden kapıyı açmış olmasıydı.
"Dün unuttuğum senaryoyu almaya gelmiştim."
"Masanın üzerindeki senaryo demek seninmiş, Taiki-kun."
"Öyle olmalı."
"Gösteriden önce fark etmen iyi olmuş."
"Evet. Peki Ai-san, sen neden kulüp odasındaydın?"
"Şey, o..."
"Ben ısrar edip onu buraya çağırdım."
Sesin geldiği yöne, kulüp odasının içine baktığımda sivil kıyafetleriyle Kaho-san'ı gördüm.
"Kaho-san."
"Son zamanlarda Nagato'da pek karşılaşamadık, sanki epeydir görüşmüyoruz gibi hissettim."
Kaho-san yüzünde keyifli bir gülümsemeyle konuştu.
Ben ve Shimizu-san, Kültür Festivali'nden önceki son bir hafta boyunca Nagato'daki yarı zamanlı iş vardiyalarımızı azaltmıştık.
"Ah, eyvah!"
"Ne oldu, Ai-san?"
"Az önce Kaho-san'a da söylemiştim, sınıfın etkinliğindeki nöbet sıram yaklaşıyor. Zamanım daraldı, bu yüzden ben kaçar!"
Bunu söyler söylemez Ai-san hızlı adımlarla kulüp odasından ayrıldı.
"Ai-san..."
"Hondo-kun, içeri geçmek istemez misin?"
"Ş-Şey, evet."
Kulüp odasına girip kapıyı kapattım. Her zamanki oda olmasına rağmen nedense bir gerginlik hissettim.
"Bu kadar kasılmana gerek yok. Rahatça otur lütfen."
Kaho-san'ın sözüne uyarak onun karşısındaki sandalyeye oturdum.
"Kaho-san, sen Kültür Festivali'ne neden geldin?"
"Birçok sebebi var ama en önemlisi tiyatro oyunu. Astronomi kulübündeki herkesin bir oyunda yer alacağını duydum, eğlenceli görünüyordu ben de izlemeye geldim."
"Öyle miydi?"
"Hondo-kun, sen de Hikoboshi rolü için elinden geleni yap."
"Tabii ki!"
Kaho-san oyunumuzu sabırsızlıkla bekliyordu demek. Beklentilerini boşa çıkarmamak için sıkı çalışmalıydım.
"Çok pratik yaptığını Ai'den duydum ama kendine güveniyor musun?"
"Şey..."
"Bir endişen var gibi görünüyor. Fırsat varken bana anlatsana? Belki yardımcı olabileceğim bir şey vardır."
Oyunun içeriğini olabildiğince gizli tutarak, son sahneyi bir türlü beceremediğimi açıkladım.
"Dürüst olmak gerekirse endişeliyim. Son sahneyi hakkıyla yapıp yapamayacağımdan emin değilim."
"Anlıyorum..."
"Ben sadece Hikoboshi olarak hislerimi doğrudan aktarmamın yeterli olacağını düşünmüştüm ama yine de olmuyor."
"Hımm, zor bir durum."
"Değil mi, ben de öyle düşünmüştüm..."
"Hayır, neden iyi gitmediğini şimdi anladım."
"Efendim?"
Sadece bu anlattıklarımdan sorunun ne olduğunu nasıl anlamış olabilirdi?
"Büyük ihtimalle, işlerin yolunda gitmemesinin sebebi seninle Kei-chan arasındaki ilişkinin ta kendisi."
"Nasıl yani?"
"Hondo-kun, şu an Kei-chan ile olan ilişkini tek bir kelimeyle açıklayabilir misin?"
Zihnimde Shimizu-san'ı düşündüm. Aynı kulüpten bir arkadaş, sınıf arkadaşı, hayatımı kurtaran kişi... Bunların hiçbirinin tek başına Shimizu-san ile olan ilişkimi açıklamaya yetmeyeceğini hissettim.
"...Açıklayamam."
"Değil mi? İkinizin ilişkisinin tek bir kelimeyle açıklanamayacak kadar karmaşık bir hal aldığını düşünüyorum. Sen de Kei-chan ile olan mevcut ilişkin hakkında en az bir kez düşünmüşsündür, değil mi?"
"Defalarca düşündüm. Ama bunun şimdiki oyunla ne ilgisi var?"
"Sıradan bir oyun olsaydı muhtemelen hiçbir şey olmazdı. Ama bu oyundaki karakterler Orihime ve Hikoboshi. Hikoboshi rolünü üstlenen sen, acaba kendinle Kei-chan arasındaki ilişkiyi oyundaki karakterlerin üzerine yansıtmış olabilir misin?"
"Ama benimle Shimizu-san arasında öyle bir ilişki..."
"Şu an için öyle olabilir. Ama sen Kei-chan'ı seviyorsun, değil mi?"
Bu sözleri duyduğumda başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi bir şok dalgası hissettim.
"Şey, yani..."
"Ah, kusura bakma. Eksik ifade ettim. Bu 'sevmek' derken, bir insan olarak sevmekten bahsediyorum."
"O-O kadarını tabii ki seviyorum."
Sanırım aceleci davranıp yanlış anlamıştım.
"Ama karşı cins olarak da seviyorsun, değil mi?"
Belki de yanlış anlamamıştım.
Kaho-san'ın yüzüne baktım. Her zamanki gibi muzip bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
"Benimle dalga geçmiyorsun, değil mi?"
"Bunu yapmak da eğlenceli olabilirdi ama hayır. Sadece netleştirmek istiyorum. Hondo-kun, sen gerçekten Kei-chan hakkında ne hissediyorsun?"
"...Az önceki sorunun cevabını dürüst olmak gerekirse ben de bilmiyorum. Shimizu-san ile vakit geçirmek her zaman çok eğlenceli ve bazen onun yanındayken kalbim güm güm atıyor. Ama bunun Shimizu-san'ı karşı cins olarak sevmek anlamına gelip gelmediğini kestiremiyorum."
Kamptan döndüğümüzden beri bunu düşünüyordum. Ben Shimizu-san'dan hoşlanıyor muydum? Kendi içimde bu sorunun cevabını henüz bulabilmiş değildim.
Odadaki tüm sesler kesildi. Karşımdaki Kaho-san'a baktığımda yüzündeki gülümsemenin kaybolduğunu ve ciddi bir şekilde bir şeyler düşündüğünü gördüm.
"Hondo-kun, sen gerçekten çok ciddisin."
"Öyle mi?"
"İnsanları sevmeye nereden başlandığını bu kadar ince eleyip sık dokuyarak düşünen pek kimse yoktur. Akışına bırakıp öylece sevsen daha iyi olmaz mı?"
Kaho-san şüphesiz benim bu sorunumu çözmek için elinden geleni yapıyordu.
"...Belki de haklısın. Ama ben Shimizu-san'ı seveceksem, bu hislerimi kendi kelimelerimle net bir şekilde ifade edebilmek istiyorum."
"Neden peki?"
"Çünkü Shimizu-san'ın öylesine, yüzeysel beğenilerden hoşlanmadığını düşünüyorum."
Daha önce kendisinden duyduğuma göre, saçlarını sarıya boyatmasının sebebi sadece dış görünüşüne bakıp ondan hoşlandığını söyleyen insanları kendisinden uzak tutmak istemesiymiş. Shimizu-san sadece dış görünüşünün değil, iç dünyasının da görülmesini istiyordu.
"...Hondo-kun, sen Kei-chan'ı gerçekten çok iyi gözlemliyorsun."
Kaho-san'ın yüzünde yeniden bir gülümseme belirdi.
"Hatalı mı düşünüyorum?"
"Hayır, bunun doğrusu ya da yanlışı olduğunu sanmıyorum. Sen sadece Kei-chan'a karşı olan hislerinle ciddi bir şekilde yüzleşmeye karar vermişsin. Olay bundan ibaret."
"Kaho-san..."
"Yine de bir tavsiye vermem gerekirse, oyun başlamadan önce Kei-chan hakkında ne hissettiğini netleştirmen iyi olur. Bunu çözdüğün an oyun da kesinlikle başarılı olacaktır."
Öyle ya, başlangıçta buraya oyunun son sahnesi hakkında danışmak için gelmiştim.
"Shimizu-san'a karşı olan hislerimin üzerine bir kez daha ciddi şekilde düşüneceğim. Ve oyun için de elimden gelenin en iyisini yapacağım."
"Güzel, seni destekliyorum."
Kaho-san bunu söyleyerek oyunun senaryosunu bana uzattı.
"Ah."
"Ai ile olan konuşmanızı duydum. Bunu almaya gelmiştin, değil mi?"
Tamamen unutmuştum. Asıl amacıma dönecek olursak, buraya bu senaryoyu almaya gelmiştim.
"Teşekkür ederim."
"Orada duruyordu, ben de sadece sana uzattım. Epey konuştuk ama vaktin var mı?"
Telaşla akıllı telefonumu çıkarıp saate baktım. Kaho-san'ın dediği gibi, zaman sandığımdan daha hızlı akıp gitmişti.
"Kusura bakmayın, benim artık gitmem gerek."
"Peki, ben de Kültür Festivali'ni gezmeye başlayayım bari."
"Bugün için çok teşekkür ederim!"
"Asıl ben teşekkür ederim. Hondo-kun, Kei-chan hakkındaki hislerini duyduğuma sevindim."
Ardından Kaho-san'la kulüp odasından çıktık ve kendi hedeflerimize doğru yürümeye başladık.
"Geciktin, Hondo."
"Aynen öyle, abiciğim!"
Shimizu-san ve diğerlerinin yanına döndüğümde aralarına bir kişi daha katılmıştı. Somut konuşmak gerekirse, kız kardeşim Teruno da oradaydı.
"K-Kusura bakmayın."
"Ne yapıyordun sen Daiki? Alt tarafı bir senaryo alıp gelecektin, bu kadar sürmezdi."
"Yarı zamanlı iş yerimdeki senpai'm Kaho-san kulüp odasındaydı, onunla biraz lafladık."
"Iyy, o kız mı gelmiş..."
Shimizu-san bariz bir şekilde hoşnutsuz bir tavır takındı. Görünüşe göre Kaho-san'a karşı bir çekincesi vardı.
"Kaho-san dediğin, bizden iki dönem üstte olan Sakurai Kaho-san mı?"
"Toshiya, Kaho-san'ı tanıyor musun?"
"E yani, popüler biriydi. Boylu poslu ve güzel olduğu için mezun olana kadar kız erkek herkes severdi onu."
Gerçekten de Kaho-san geçen yıla kadar bizimle aynı okulda okuyordu, bu yüzden Toshiya'nın onu tanıması şaşırtıcı değildi.
"Matsuoka-kun, sen uzun boylu kadınlardan mı hoşlanırsın?"
"Ha? Yok, uzun boylu olunca iyi, kısa boylu olunca kötü diye bir şey yok! Bence uzun boylu kadınlar da kısa boylu kadınlar da gayet iyi!"
Neden birden resmi konuşmaya başlamıştı ki? Hem bence Seto-san bunu sadece meraktan sormuştu.
"Hondo-kun, senin için de öyle mi?"
Aynı sorunun bana da sorulacağını hiç tahmin etmemiştim. Peki Shimizu-san neden şimdiden bana öfkeyle bakıyordu? Henüz tek bir kelime bile etmemiştim oysa.
"Daiki boy konusuna biraz takılır, değil mi?"
Toshiya, ben cevap vermeden önce araya girmen hiç adil değil.
"Öyle mi, Hondo-kun?"
"...Dürüst olmak gerekirse biraz takılıyor olabilirim."
"Hangisi daha iyi peki?"
Geçiştirmenin bir anlamı yoktu. Ben de içimden geçeni olduğu gibi söylemeye karar verdim.
"Erkekler arasında pek boylu poslu sayılmam, bu yüzden benden uzun olunca biraz çekiniyorum."
Toshiya'nın az önce neden resmi dille cevap verdiğini şimdi biraz daha iyi anlıyor gibiydim.
"Demek öyle..."
Seto-san'ın bakışları Shimizu-san'a kaydı.
"N-Ne var?"
"Hondo-kun ile Shimizu-san'dan hangisi daha uzun?"
"Hondo biraz daha uzun olmalı."
"...Gözün aydın, Shimizu-san."
"Seto!"
Shimizu-san, Seto-san'a ters ters baktı ama Seto-san'ın istifini bozduğu yoktu.
"Kei ablacığım, hazır konusu açılmışken abime söylemek istediğin bir şey yok muydu?"
"Ne hakkında?"
Ben yokken Shimizu-san ve Teruno kendi aralarında bir şeyler mi konuşmuştu acaba?
Shimizu-san birkaç saniye donup kaldıktan sonra yavaşça bana doğru döndü.
"Ş-Şey, Hondo."
"Efendim?"
"Bu iş bittikten sonra, tiyatro hazırlıklarına başlayana kadar ne yapmayı planlıyordun?"
"Ha? Kültür Festivali'ni gezmeyi düşünüyordum."
"K-Kiminle?!"
"Kimseyle sözleşmedim. Boş vakti olan birini, mesela Toshiya'yı davet ederim diyordum..."
"Matsuoka-kun festivali benimle gezecek."
"Seto-san?!"
Toshiya'yı ilk kez bu kadar şaşkın bir ifadeyle görüyordum galiba.
"Bu yüzden kusura bakma ama Hondo-kun, sen festivali başka biriyle gezsen iyi olur."
"Anladım, öyle yaparım."
Doğal olarak Toshiya ve Seto-san'ın baş başa gezmesine engel olacak değildim.
"Abiciğim, ben de annemle gezeceğim, o yüzden başkasını bul tamam mı?"
"P-Peki."
Daha kimseyi davet edemeden reddedileceğimi hiç düşünmemiştim.
"Sen biriyle mi gezmek istiyorsun?"
"Yani, evet. Yalnız olmaktansa biriyle gezmek daha iyi olur. Kimsenin işi gücü yoksa tek başıma da gezerim gerçi."
Üzerine düşünmem gereken şeyler de vardı, bu yüzden yalnız gezmek de o kadar kötü bir fikir sayılmazdı.
"...Benimle olmaz mı?"
"Shimizu-san?"
"Kültür Festivali'ni benimle gezsen olmaz mı?"
Shimizu-san'ın yüzünde beliren ifade, bir anlığına büyük bir endişe taşıyor gibiydi.
"Neden olmasın ki? Eğer senin için de uygunsa, festivali benimle gezebilir misin?"
"...Olur."
"Harika, Kei ablacığım!"
"Guh!"
Kendini tutamayıp heyecanla boynuna atlayan Teruno'yu, Shimizu-san geriye doğru sendeleyerek de olsa havada yakalamayı başardı.
"İyi misin?"
"B-Bu kadarcık şeyden bana bir şey olmaz..."
Söyledikleriyle yüz ifadesi birbirini tutmuyordu ama kendi iyi olduğunu söylediğine göre öyle olduğunu varsaymak en iyisiydi.
Böylece, Shimizu-san'la Kültür Festivali'ni birlikte gezmek üzere sözleşmiştik.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.