"Biz de sınıfa dönelim."
Senpai gittikten birkaç dakika sonra, Shimizu-san ile ben hâlâ spor salonunun arkasındaydık.
"O kadar şeyi söyledikten sonra nasıl oluyor da hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorsun! Hem zaten burada olduğumu nereden anladın?"
Shimizu-san'ın 'o kadar şey' derken tam olarak neyi kastettiğini bilmiyordum ama sorusunun ikinci kısmına cevap verebilirdim.
"Dürüst olmak gerekirse burada olduğunu kesin olarak bilmiyordum. Ama bir itiraf olacaksa kimsenin gelmeyeceği bir yerde yapılacağını düşündüm ve okulda kimsenin uğramadığı yerlere sırayla baktım. Buranın yakınına geldiğimde bir çığlık sesi duydum, bir an acaba mı deyip gelince seni buldum."
"...Sana itiraf meselesinden bahsetmemiştim."
"Ai-san'dan duydum. Shimizu-san, Ai-san senin için çok endişeleniyordu."
Ai-san'a, Shimizu-san'ı bulduğumu ve güvende olduğunu rapor ettim. Mesaj anında görüldü oldu ve Ai-san'dan rahatladığına dair bir cevap geldi.
"Ai demek... Onu anladım da, neden beni aramaya geldin ki? Sınıfta beklesen de olurdu."
"Endişelendim işte."
"Neyden?"
"Senin tehlikede olabileceğini düşündüm."
Ai-san'ın anlattıklarını sadece parça parça dinlemiştim ama Shimizu-san'ın başına bir şey gelme ihtimali bana gayet olası görünmüştü.
"Bıraksaydın ya. Bir şey olsa bile bu benim sorumluluğumda."
"Bırakamazdım ki."
"Neden ama?"
Neden bu kadar bariz bir şeyi soruyordu?
Burada hislerimi Shimizu-san'a açıkça aktarmam gerekiyormuş gibi hissettim.
"Çünkü muhtemelen senin sandığından çok daha fazla değer veriyorum sana. Eğer incinecek olursan kesinlikle pişmanlık duyarım."
"Ne—"
Shimizu-san'ın yüzü az önceki haline kıyasla daha da kızardı.
"S-sen gerçekten, pat diye neler söylüyorsun böyle!"
"Ne mi diyorum? Sadece senin değerli biri olduğunu..."
"İşte o! Değerli biri derken neyi kastediyorsun!"
Shimizu-san nedense bir hayli heyecanlıydı.
"Senpai öyle söyleyince tekrar bir düşündüm de, bizim ilişkimiz tam olarak ne? Sınıf arkadaşıyız ama sadece bundan ibaret de değiliz. Öte yandan senin beni arkadaşın olarak görüp görmediğinden de emin değildim. Sonra benim seni nasıl gördüğümü düşününce, 'değerli biri' ifadesi tam oturdu."
Cevabımı bitirdim ama Shimizu-san'dan ses çıkmadı.
"Şey... Shimizu-san?"
"Yani karşı cins olarak mı..."
Shimizu-san'ın sesi o kadar kısıktı ki ne dediğini duyamadım. Ancak biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu.
"Pardon. Bir daha söyler misin?"
"Kendi kendime konuşuyordum, boş ver."
"P-peki, tamam."
Dürüst olmak gerekirse acayip merak etmiştim ama morali gözle görülür şekilde çöken Shimizu-san'a bunu sormak biraz zordu.
"Buraya neden geldiğini anladım. Madem böyle olacaktı, saçımı eski rengine döndürmeseydim keşke."
Shimizu-san kendiyle alay edercesine güldü.
"İtiraf almaktan nefret ettiğin için mi saçlarını sarıya boyamıştın?"
"Sahi, söylememiştim değil mi?"
"Evet. Anlatmak istemiyorsan sorun değil."
Shimizu-san biraz düşünceli bir tavır takındı.
"Sen olduğun için anlatabilirim herhalde. Belki şaşıracaksın ama ortaokul sonuna kadar bayağı popülerdim ben."
"Shimizu-san hem güzelsin hem de seninle vakit geçirmek eğlenceli, o yüzden hiç şaşırmadım."
Ai-san'dan da bir şeyler duyduğum için bu bilgi bende şok etkisi yaratmamıştı.
"...Lafımı bölme."
Shimizu-san bana dik dik baktı ama bu seferki bakışlarında her zamanki o sertlik yoktu.
Yüzünün kıpkırmızı olmasının da bunda payı olabilirdi. Öfkeli olmaktan ziyade biraz utanmış gibiydi.
"Neyse, her neyse... İşte o zamanlar her itiraf edene nedenini sorardım. Hepsi bir ağızdan 'ilk görüşte aşk' ya da 'tipimsin' falan derdi. Bu, beni sadece dış görünüşümle yargıladıkları anlamına geliyordu, değil mi?"
Bunu söylerken Shimizu-san'ın yüzünde tarif edilmesi zor bir ifade belirdi.
"Shimizu-san..."
"İşte bu yüzden, lisede de beni sadece dış görünüşüme bakarak değerlendirecek tiplerin çıkma teklifi etmesini istemediğim için saçlarımı sarıya boyadım."
"Senin saçların eskiden beri sarı değil miydi yani?"
Bu çarpıcı itiraf karşısında şaşkınlığımı gizleyemedim.
"Değildi. Ortaokula kadar normal siyahtı."
Shimizu-san'ın ortaokul yıllarını hayal ettim. Onun benim gittiğim ortaokulun üniformasını giymiş halini düşününce nedense içimde bir 'deja vu' hissi uyandı.
"A-ha?"
"Bir şey mi oldu?"
Neden ortaokul üniforması içindeki Shimizu-san'ı bir yerlerde görmüşüm gibi geliyordu?
"Shimizu-san, yoksa sen benimle aynı ortaokulda mıydın?"
"Ne kadar ani oldu. Daha önce söylemiştim ya."
"Öyle miydi?"
Daha önce konuşmuşuz gibiydi de, konuşmamışız gibi de. Doğrusu hatırlamıyordum.
"Demek bu yüzdenmiş. Ortaokuldayken seninle karşılaşmışız gibi hissetmem."
"Hatırladın mı!"
Shimizu-san hışımla omuzlarımdan tutup beni kendine çekti.
"Bir dakika, Shimizu-san çok yakınsın! Neyi hatırladım mı?"
Sözlerimi duyunca ellerini omuzlarımdan çekti.
"Yok, anlamadıysan boş ver. Aynı okulda olduğumuza göre bir yerlerde denk gelmişizdir herhalde."
Bunu söylerken Shimizu-san'ın yüzü nedense hüzünlüydü. Tam olarak tarif edemesem de onun böyle bir ifade takınmasını istemiyordum.
İki elimle kendi yanaklarıma şaplak attım.
"Ne yapıyorsun sen?"
Shimizu-san şaşkınlıkla bana bakıyordu.
Zihnimi tüm gücüyle çalıştırıp anılarımın izini sürdüm. Şu anki dış görünüşü ve atmosferi biraz farklı olsa bile, eğer Shimizu-san ile eskiden karşılaştıysak bunu tamamen unutmuş olamazdım.
"N-neden öyle ciddi ciddi bakıyorsun be!"
"Ah, pardon."
Farkında olmadan Shimizu-san'ın yüzüne dik dik bakmışım.
"Her neyse, benim için endişelenmen güzel ama dikkat etmen lazım, senin için de tehlikeli olabilirdi."
"Hahaha, bunu sanki daha önce de birinden duymuştum..."
'Dikkat etmen lazım, senin için de tehlikeli.'
Zihnimin içinde geçmişten gelen bir ses yankılandı.
Doğru ya. Daha önce de tıpkı şimdiki Shimizu-san gibi biri benim için endişelenmişti. O ne zamandı? Sanırım ortaokuldayken...
"Hondo?"
Evet, ortaokul üçüncü sınıftayken olmuştu. Eski bir anı şu an gözlerimin önünde canlanıyordu.
"Hey, Hondo, duymuyor musun?"
Nefesi kesilir Hatırlamaya o kadar odaklanmıştım ki Shimizu-san'ın sesini duymamışım.
"Kusura bakma, biraz düşüncelere daldım. Şey diyecektim... Biz seninle ortaokul üçüncü sınıftayken karşılaşmış olabilir miyiz?"
"O zamanı hatırladın mı yani?"
"Gerçekten daha yeni hatırladım."
Lisede ilk tanıştığımızda konuşma tarzı ve atmosferi farklı olduğu için, bir yılı aşkın süredir birlikte olmamıza rağmen dürüstçe söylemek gerekirse anlayamamıştım. Saç renginin farklı olmasının da etkisi vardı tabii.
"...Fark etmen çok sürdü."
"Peki neden ortaokulda tanıştığımızı söylemedin ki? Sen beni hatırlıyordun, değil mi?"
"Çünkü utanç vericiydi..."
"Utanç verici mi?"
Nesi utanç verici olabilirdi ki? Hatırladığım kadarıyla o zamanki Shimizu-san'ın ne tarzı ne de kişiliği öyle garip değildi.
"Hondo, beni kurtardığını bir tek benim hala hatırlıyor olmam... Sanki tek taraflı olarak sana kafayı takmışım gibi hissettiriyordu işte..."
"Öyle olduğunu sanmıyorum ama. Hem kurtarmak desem de, o zaman da pek öyle ahım şahım bir şey yapmamıştım ki..."
"Öyle değil!"
Shimizu-san bağırır gibi yüksek bir ses çıkardı.
"Hiç de öyle değil. O zaman da şimdi de sen beni kurtardın. Ortaokuldayken de az önce de, eğer sen gelmeseydin her şey çok kötü olabilirdi. O zaman söyleyememiştim ama... Şey..."
Sıradaki kelimeler bir türlü dökülmüyordu. Shimizu-san konuşana dek ne kadar sürerse sürsün beklemeye kararlıydım. Ve o an, beklediğimden çok daha çabuk geldi.
"...Teşekkür ederim."
Sesi çok yüksek çıkmamıştı ama söylediklerini net bir şekilde duymuştum.
Bu basit minnet sözcüğü, kalbimi şaşırtıcı derecede sarstı. Bu his de neydi böyle? Kelimelere dökemediğim için huzursuz hissediyordum. Belki de içimde daha önce hiç yeşermemiş, yepyeni bir duyguydu bu.
"Bir şey söylesene..."
Kendi duygularımı düzene sokmaya çalışırken, sandığımdan daha uzun bir süre geçmişti herhalde.
Shimizu-san bana endişe dolu gözlerle bakıyordu. Ne kadar beceriksizce olursa olsun, hissettiklerimi bir an önce dile getirmeliydim.
"Sevindim."
"Neye?"
"Shimizu-san'a yardımım dokunduğu için. Şimdiye kadar yaptığım şeyler sadece kendi tatminim içindi, karşımdakinin ne düşündüğünü pek önemsemezdim. Ama bunca zamandır yaptıklarım sana bir nebze olsun yardım ettiyse, buna gerçekten sevindim. Teşekkür ederim, Shimizu-san."
"Fufu, asıl sen neden bana teşekkür ediyorsun ki?"
Shimizu-san yumuşak bir gülümseme sergiledi. Onu gülerken muhtemelen ilk kez görüyordum.
"Acaba... Shimizu-san, sen aslında çok mu tatlısın?"
"N-ne diyorsun sen aniden? Hem neden soru sorar gibi söylüyorsun bunu!"
Ağzımdan neden çıktığını bilmediğim kelimeler döküldü bir anda. Bana neler oluyordu böyle?
Az önceki gülümsemesinden eser kalmamış; öfkeden mi yoksa utançtan mı bilinmez, Shimizu-san'ın yüzü kıpkırmızı kesilmişti.
"Biraz sakin ol, Shimizu-san."
"Nasıl sakin olayım! Durup dururken tatlısın falan deyip benimle dalga mı geçiyorsun!"
"Dalga geçmiyorum ki. Sadece aklımdan geçenler bir anda ağzımdan kaçıverdi işte... Zaten böyle bir zamanda şaka olsun diye tatlısın demezdim!"
"Hgh... Ö-öyleyse, gerçekten tatlı olduğumu düşündüğün için mi söyledin?"
"Evet. Shimizu-san'ı gerçekten tatlı bulduğum için öyle dedim."
"Ne..."
Bu noktadan sonra geri adım atamazdım. Bir şekilde buna inanmasını sağlamaktan, benim de bunu belli bir kararlılıkla söylediğimi göstermekten başka çarem yoktu.
Bana dik dik bakan Shimizu-san'ın yüzü hala kıpkırmızıydı.
"...Madem bu kadar ısrar ediyorsun, tamam anladım."
"Anlamana sevindim."
"Anladım, o yüzden bu konuyu burada kapatıyoruz, tamam mı?"
"Tamam."
Neden böyle bir noktaya geldiğimizi tam çözemesem de, tartışmamız sağ salim sona ermişti.
"Pekala, artık sınıfa dönelim mi?"
"Olur."
Spor salonunun arkasına geleli ne kadar olmuştu acaba? Bana epey uzun bir süre geçmiş gibi geldiği için Toshiya muhtemelen benim için biraz endişelenmiştir.
Tam dönmeye hazırlanırken, henüz sormadığım bir soru olduğunu hatırladım.
"Bu arada, hep aklımı kurcalayan bir şeyi sorabilir miyim?"
"Ne var?"
"Saçlarını sarıya boyama sebebini anladım ama neden tekrar siyaha döndürdün?"
Siyah boyattığında da bir kez sormuştum ama o zaman cevap alamadığımı hatırlıyordum. Fakat şimdi sanki bana nedenini anlatabilirmiş gibi geliyordu.
"O..."
"O?"
Nefesimi kestim. Demek saçlarını siyaha döndürmesinin de bir anlamı vardı.
"...Vakti gelince anlatırım."
"Peki o vakit ne zaman gelecek?"
"O-o zaman işte!"
Shimizu-san bunu söyler söylemez hızla koşmaya başladı.
"E-hey, beklesene Shimizu-san!"
Benden önce fırlayan Shimizu-san'ın sırtını takip ederek, sınıfa kadar arkasından koşmak zorunda kaldım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.