Gadora’yı İmparatorluk’a yolcu ettikten sonra sıra sorgu suale gelmişti. Hayır, Shinji ve arkadaşlarını değil; Ramiris’i hesaba çekecektim.
Ağzından öyle laflar kaçırmıştı ki öylece görmezden gelemezdim. Üstelik bana şaka yapmaktan hiç çekinmediğine göre kesin başka şeyler de saklıyordu.
“Ha? Y-yok canım… Olamaz öyle şey. Ben… şey, hiçbir şey saklamıyorum ki…”
Ramiris huzursuzca kıpırdandı. Şüpheli olduğu her halinden belliydi, apaçık bir sırrı vardı. Tam hayatının sonuna kadar ona pasta vermemekle tehdit edecektim ki makine gibi konuşmaya başladı.
“Ne… ne öğrenmek istiyorsun Kaptan?!”
Kaptan mı? Her neyse, buna takılmamak en iyisiydi. Sorularıma geçtim.
“Adalmann’ı son gördüğümden beri adam deli gibi güçlenmiş ama… Pekala, bunu kabul edebilirim. Peki ya yanındaki diğer tipler? Alberto’nun Shinji’nin partisini tek başına haşat etmesini beklemiyordum, ayrıca ölümsüz ejderha diye bir şeyi de ilk kez duyuyorum. Başka katları da karıştırmadın, değil mi?”
Alberto artık öyle ‘biraz güçlü’ bir canavar olmaktan çok uzaktı. Özel A seviyesindeki bir ölüm şövalyesinin fiziksel becerilerine ve bunları eksiksiz kullanacak teknik yeteneğe kavuşmuştu. Zaten bir ölüm şövalyesi olarak Hakuro’ya ayak uydurabiliyordu, şimdi kimbilir ne kadar güçlenmişti?
“Şey, Alberto şu Arnaud denen çocuğa koçluk yapıyordu sanırım, değil mi? İşte şimdi yine derin katlara indiler, güçlerini test ediyorlar—”
“Dur!”
Hemen lafını kestim. Alberto Arnaud’ya koçluk mu yapıyordu? Bu da ne demekti böyle? Arnaud Kutsal Şövalyeler’in birlik lideriydi, ona bir şey öğretebilecek birinin olduğunu bile sanmıyordum. O zaman neden eğitim gören taraf o oluyordu? Ramiris’in ne saçmaladığı hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
“Tamam, şey… Hinata, Arnaud ve diğer şövalyelere iyice köpürdükten sonra onlar da yaralarını sarıp Zindan’ı bir kez daha fethetmeye soyundular. O zamanlar İblis Golem henüz yapım aşamasında olduğundan Yetmişinci Kat’ı kolayca geçtiler.”
“Güzel. Sonra?”
“Sonra bu çocuklar yine kaybetti!”
“Kvah-ha-ha-ha! Görülmeye değer bir manzaraydı doğrusu!”
Ramiris halinden bayağı memnundu; Veldora da neşeyle başını sallayıp kahkahalar atıyordu. Çok komik olduğuna emindim.
Rapor. Savaş kaydı mevcut.
Oha, harbi mi?! Adamsın Raphael! Onu sonra izlerdim ama şimdilik odak noktamız Ramiris’ti.
“Peki Arnaud’nun ekibi bu sefer nereye kadar gidebildi?”
Doksan Altıncı ile Doksan Dokuzuncu katlar arasındaki ejderha odalarına kadar çıkmışlardır diye düşündüm. Oralarda bir sürü kat etkisi de vardı, insan kâşiflerin başını epey ağrıtmış olmalıydılar.
“Şey, galiba—”
“Bir sonraki patron hepsini perişan etti,” diyerek araya girdi Veldora. “Kuyruklarını kıstırıp ağlaya zırlaya kaçışlarını izlemek tek kelimeyle keyif vericiydi!”
Vay be. Ne kadar da ayıp. Ama… bir sonraki patron mu?
“Nasıl yani? Sekseninci Kat’ın patronu o kadar güçlü müydü?”
“Aaa? Neden sordun ki?” dedi Ramiris.
“Yani, Arnaud On Büyük Aziz’den biri sonuçta. Clayman ve eski iblis rableriyle kapışacak düzeydeydi, değil mi?”
Sorumu sorarken cevabı da zihnimde belirdi aslında. Düşününce, Adalmann ya da Alberto bile henüz uyanmamış bir Clayman’ı muhtemelen yenerdi. Hatta yanında o çılgın ölümsüz ejderha varken belki uyandıktan sonraki halini bile haşat edebilirlerdi.
“Ş-şeymm…,” diye geveledi Ramiris.
Yanlış hatırlamıyorsam Sekseninci Kat’ın muhafızı olarak Zegion’u görevlendirmiştim. Sonunda koza formundan çıkıp yetişkinliğe mi ulaşmıştı? Veldora onu eğittiğinden bahsetmişti ama bununla ne kastettiğini de pek anlamamıştım. Böcek tipi bir canavara nasıl eğitim verilirdi ki? Veldora Tarzı Ölüm Duruşu her ne karın ağrısıysa, Zegion’un bunu nasıl kavrayabileceğine dair hiçbir fikrim yoktu. Eğleniyor gibi göründüğü için Veldora’yı kendi haline bırakmışımdır ama belki de bu konuyu daha ciddiye almalıydım.
Zegion, yaralarını iyileştirmek ve dış kabuğunu büyü çeliğiyle kaplamak için benim hücrelerimi kullanmıştı. Belki de bu sayede muazzam bir hıza ve hareket kabiliyetine sahip olmuştu, ayrıca görünüşe göre soydaşlarını da çağırabiliyordu. Treyni de her şeye onay verdiğinden bir şikayetim yoktu… Fakat bütün bu fikrin arkasındaki amaç, o hantal golemlerden sonra meydan okuyanların karşısına hızlı ve çevik bir böceksi patron çıkarıp kafalarını karıştırmaktı.
“Hey, Zegion şu an ne durumda peki?”
Panikleyen Ramiris’i sıkıştırmaya devam etmeye yeltendim ama önce Veldora söze girdi.
“Ah, öğrencim Zegion nihai dönüşümünü tamamladı. Benden miras aldığı becerilerle artık eşi benzeri olmayan bir savaşçı!”
“…”
“Üstelik Zegion, Arnaud’nun partisine duyargasını bile kıpırdatmak zorunda kalmadı! Yetmiş Dokuzuncu Kat’ın muhafızı hepsini darmadağın etti zaten!”
Taşlar yerine oturmaya başlamıştı. Arnaud, Yetmiş Dokuzuncu Kat’ın patronu olan kraliçe arı Apito’ya toslamıştı. Apito’nun aşırı hızı ve ölümcül zehri karşısında Arnaud’nun şövalyelerinin o keskin kılıçları bile işe yaramamıştı. Sonra da bana anlattıklarına göre tüm parti, Apito’nun kovan arkadaşları tarafından milyon kez sokulmuş ve çığlık çığlığa kaçışmıştı.
Çıldırmamak elde değildi. Bir bu eksikti zaten!
“Böyle şeyleri bana da söyleyin! Burada bir iş yapıyoruz herhalde!” dedim bıkkınlıkla.
“Biliyorum ama suç sadece bizim değil ki! Usta da o böceği ‘eğitiyordu’!”
“S-seni gidi…! Lanet hain!”
“Ama hiç adil değil Usta! Sanki senin hiç suçun yokmuş gibi davranıyorsun!”
“Iıııngh…”
İşin içinde Veldora’nın da olduğuna emindim zaten. Bunun ne kadar eğlenceli olduğunu anlayan herkes balıklama atlardı. Yine de kendimi biraz ihanete uğramış hissettim. Bütün bu millet arkamdan gününü gün edip goygoy yapıyordu… Belki de bu işleri onların eline bırakmak en başından hataydı.
İçimi hafif bir pişmanlık kapladı ama hala kafamı kurcalayan bir şey vardı.
“Baksana Veldora, Zegion’u eğittiğini söylerken tam olarak neyi kastediyorsun?”
Bu çocuk bir böcek, değil mi? Veldora ‘nihai dönüşüm’ derken onun insansı bir forma büründüğünü falan kastetmiyordur herhalde?
Hissim tam olarak doğru çıktı.
“Heh-heh-heh… Demek sonunda fark ettin? Ne kadar yanıldığını anladın mı şimdi? Senin öyle bocaladığını görmek çok eğlenceliydi, o yüzden hiçbir şey söylemedim!”
Bunu hak edecek ne yaptım ki sana Veldora…? Bu sefer beni harbiden ağlarına düşürmüşlerdi.
Zindan kayıtlarına dalarak Raphael’den bana birkaç görüntü göstermesini istedim. Haklıydı. Zegion artık ince sırım gibi, kaslı, insansı bir biçim almıştı. Temelde… Lubelius’ta Shion’un patakladığı şu böceksi Razul’ün ta kendisiydi. O inanılmaz güçlü Razul’e o kadar çok benziyordu ki sırf bu yüzden etrafa buram buram güç yayıyordu.
Bu oldukça sıra dışı evrim ona daha fazla savaş hamlesi öğrenme fırsatı vermişti; sonradan anladım ki aynı durum Apito için de geçerliydi. Apito’nun kıvrımlı, kadınsı bir formu vardı ve ona bakınca jetonum düştü: Hinata ona koçluk yapmaya başladığında bir şeylerin ters gittiğini anlamalıydım. Sadece bir simülasyon savaşı sanmıştım ama kız bildiğin onu eğitiyordu. Hinata’nın uzman savaş eğitimi sayesinde Apito’nun hamleleri inanılmaz derecede rafine bir hal almıştı. Zegion’la da antrenman yapıyordu ve teknik becerileri en az onun kadar bilenmişti.
Arnaud’nun pestilinin çıkarılması da bunun en büyük kanıtıydı herhalde.
“İşte bu yüzden Arnaud’nun partisi durum değerlendirmesi yapmaya karar verdi…”
İşe en baştan başlayarak Zindan’a ilk seviyeden tekrar girdiler. Ancak şövalyelerden biri Altıncı Kat’ta sonunu buldu; Ölümsüz Kral Adalmann’ın hizmetkarı ve centuries önce tüm şövalyelerin en güçlüsü olan Ölüm Şövalyesi Alberto’nun topraklarında.
“Ve o zamandan beri Alberto tarafından evire çevire dövülüyorlar.”
Alberto, ilk rauntta pestillerini çıkardıktan sonra onlarla “Şövalye mi? Şövalyelik sizin neyinize!” diye dalga geçmişti. Bu laf Arnaud’yu iyice çileden çıkarmış olmalıydı ki nihai hamlesi Eter Bozan’ı savurmasına rağmen Alberto’ya zırnık kadar iş işlememişti. Ömrü boyunca edindiği kılıç teknikleri ile canavar tabanlı yeni statlarının birleşimi, Arnaud’nun partisinin ona ayak uydurmasını imkansız kılıyordu. Alberto’nun hortlak bedeni asla yorulmuyor, vücut parçaları kopup gitse bile anında kendini topluyordu. Bayağı hileydi bu; doğru elementel zayıflığı vurmadığın sürece adamı yenmenin imkanı yoktu. Daha da kötüsü, Adalmann’ın o Kutsal-Karanlık Tersine Dönüş becerisi adamın yenilmezliğine yenilmezlik katıyordu.
Düşününce Arnaud’yu suçlayamazdım. Adalmann’ın ekibi labirentte emdikleri o kadar çok büyü parçacığıyla üst düzey canavarlara evrilmişlerdi ve Arnaud da tam o döneme denk gelmişti. Zamanlama gerçekten kötüydü. Ama olaya bir de diğer taraftan bakın; çağlar öncesinin en güçlü şövalyesiyle kılıç tokuşturmak bulunmaz bir fırsattı.
Şimdi ise Arnaud’nun emrindeki Kutsal Şövalyeler, Alberto’nun yönetiminde sırayla Zindan’a girip çıkıyor, eğitim yapıyorlardı.
Ben dikkat etmiyorken Altıncı Kat tam bir ölüm tuzağına dönüşmüştü ama…
“Peki ya diğer katlar?”
Mevzunun nereye varacağını görebiliyordum. Aşağıda deliler gibi evrim geçirenler sadece Adalmann ve Zegion olamazdı. Nitekim haklıydım da. Görünüşe göre labirentte artık yeni bir grup vardı; sadece nihai devlerden oluşan bir ekip. Kendilerine Zindan’ın On Harikası diyorlardı ve dürüst olmak gerekirse benim bakanlar kuruluna kök söktürebilirlerdi.
Adalmann elbette bu ekipteydi, yardımcısı Alberto da öyle. Böcek Kraliçesi unvanını alan Apito da Harikalar safına katılmıştı ve görünüşe göre Zegion artık aralarındaki en yüksek rütbeliydi. Bir de Kumara vardı; dokuz kuyruğundaki büyülü yaratıkları bedenine çekip bütünleştirerek yetişkin bir kadın formuna bürünebiliyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.