Sunny, döngünün farkına varana kadar kaç tur geçtiğini bilmiyordu. Ancak bildiği bir şey vardı; gerçeği fark etmesinin üzerinden yaklaşık iki ay geçmişti ve Cassie’nin bu hakikate ortak olması da tam olarak bu kadar sürmüştü.
Zincir Kıran’ın güvertesinde duran Sunny, bakışlarını ısrarla kör kıza dikmişti. İçinde tuhaf bir duygu sarmalı vardı; en başta gelenler ise rahatlama ve minnetti. Rüzgâr Çiçeği’nden kaçma yükünü biriyle, hele ki Cassie gibi becerikli ve sarsılmaz biriyle paylaşacak olma düşüncesi onu inanılmaz derecede keyiflendiriyordu.
Fakat aynı zamanda kalbinde huzursuz bir sızı da hissediyordu.
Kız döngüyü tam olarak nasıl öğrenmişti? Ve neden şimdi?
Kendi durumu belliydi... Avuntu Günahı yüzündendi.
Sunny bir an sessiz kaldı, sonra aniden ileriye doğru bir adım atıp sert bir sesle sordu:
“Onu sen de görüyorsun, değil mi? İtiraf et. Gördüğünü biliyorum.”
Kör kız başını hafifçe yana eğdi, yüzünde saf bir kafa karışıklığı belirdi.
“Kimi... kimi görüyorum? Anlayamadım.”
Sunny bir an tereddüt etti.
Acaba doğruyu mu söylüyordu? Yoksa sadece Avuntu Günahı’ndan haberi yokmuş gibi mi davranıyordu?
Eğer ikincisiyse, Cassie’nin oyunculuk yeteneğine şapka çıkarmak gerekirdi. Eğer durum buysa, kız tahmin ettiğinden çok daha mahir bir yalancı çıkacaktı.
Ama neden gizlesin ki? Belki de her ikisini de utançtan kurtarmak içindi... Tanrılar şahitti ya, Sunny içindeki iblisin her gün kulağına fısıldadığı şeyleri kimsenin duymasını istemezdi.
Öyleyse Cassie’nin döngüyü nasıl öğrendiği ve bunu fark etmesinin neden daha uzun sürdüğü de mantık kazanırdı. Avuntu Günahı’nı ancak Sunny üzerinde Yükselmiş yeteneğini kullanarak algılayabilirdi ve bu yüzden hayaletin etkisine girmeye çok daha az meyilli olurdu.
Yine de o nefret dolu sureti görüp duyabildiği kesin değildi. Aslına bakılırsa Cassie’nin doğruyu söylüyor olması çok daha muhtemeldi; Avuntu Günahı sadece Sunny’nin zihninde var oluyordu, bu yüzden Sunny’nin duyularını paylaşırken bile o hayaleti görmesi pek olası değildi.
Belki de kaderle ve vahiylerle olan eşsiz bağı sayesinde döngünün farkına varmıştı. Kör kız, hiçbirinin hissedemediği şeyleri her zaman sezebilirdi... Rüzgâr Çiçeği üzerindeki zamanın o çarpık doğasını kendi başına hissetmeye başlaması imkânsız değildi.
Cassie’nin kafa karışıklığı samimi olabilirdi. Sunny sadece emin olamıyordu.
Hafifçe kaşlarını çattı.
“Avuntu Günahı... peşimde dolaşan şu kılıç hayaleti. Onu göremiyor musun?”
Cassie bir an sessizce ona baktı, sonra belli belirsiz gülümsedi.
“Nasıl görebilirim ki? Ben körüm.”
Parmağıyla o güzel mavi gözlerini işaret edince Sunny mahcubiyetle öksürdü.
“Hayır, onu demek istemedim... yani... ah, boş ver!”
Cassie’nin Avuntu Günahı’nı algılayıp algılamaması gerçekten önemli miydi? Sunny, algılamamasını tercih ederdi ama algılıyor ve aksi gibi davranıyorsa... bu da kabulüydü.
Zaten Cassie bir uyanmış olduğundan beri pek çok şeyi bilmiyormuş gibi yapmıyor muydu? Sureti ve yetenekleri ona sadece sırları öğrenme şansı tanımıyor, aynı zamanda onları öğrenmekten başka çare de bırakmıyordu. Hem kendisini hem de o sırların sahiplerini zor duruma düşürmemek için muhtemelen çoğu zaman susmayı tercih ediyordu.
En azından Sunny’nin düşüncesi bu yöndeydi.
Yüzünü buruşturdu, bir süre sustu ve sonra eğreti bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.
“Her neyse... Demek gerçekten hatırlıyorsun? Bu harika bir haber!”
Öyleydi de. Sunny ilk başta sadece kendi akıl sağlığını ve bu yükü paylaşmanın yorgunluğunu ve yalnızlığını nasıl hafifleteceğini düşünmüştü.
Ancak gerçekte elde edeceği fayda bundan çok daha büyüktü.
Takımın iki üyesinin önceki turların bilgisini geleceğe taşıyabilmesiyle, başarabilecekleri şeylerin çapı iki katına çıkacaktı. Sunny’nin tek başına yaptığı her şey artık daha hızlı ilerleyecek, denemeye cesaret edemediği çözümler artık o kadar da ürkütücü gelmeyecekti.
Dahası, Sunny ve Cassie’nin tüm bu hedeflerin peşinde beraber koşmasına gerek yoktu. Ayrılarak farklı görevleri eş zamanlı olarak halledebilirler, böylece kaçış sürecini büyük ölçüde hızlandırabilirlerdi.
Tabii planlarını dikkatlice yapması gerekiyordu. Cassie’nin kendi başına başarabileceği şeyler vardı, bir de Sunny’nin yardımı olmadan asla yapamayacakları. Ayrıca şimdiye kadar öğrendiği her şeyi ona öğretmesi gerekecekti. Kör kız döngünün farkına varmış olsa da mevcut tur onun için henüz ikinciydi.
Sunny ise altmıştan fazla tur boyunca Rüzgâr Çiçeği hakkında bilgi biriktirmişti. Bu zamansız cehennemde kıza gerçek bir müttefik diyebilmesi için önce kendi döşediği temellerden onun da yararlanması şarttı.
“Evet... Önce ona adayı ve buradaki ucube sürülerini anlatmam gerekecek.”
Bu sırada Cassie yüzünü sislere doğru çevirdi. Narin yüzündeki yumuşak hatlar hafifçe gerildi, şüphe ve endişe kendini belli etti.
“Evet... Hatırlıyorum. Ama çok tuhaf hissettiriyor. Garip bir rüya gibi.”
Başını öne eğdi.
“O Kovuk Kelebeği... mağaralar... karanlık orman. Ve Effie! Effie’nin o durumda olduğuna inanamıyorum...”
Tam o anda, hem Cassie hem de Sunny’nin sözü aniden kesildi.
Tam bir kafa karışıklığıyla onlara bakan Nephis tek kaşını kaldırdı.
“Siz... neden bahsediyorsunuz?”
Kaşlarını çattı.
“Cassie neyi hatırlıyor ve bir şeyi hatırlamak neden bu kadar önemli? Mağaralar, ormanlar ve kelebekler mi? Ne anlama geliyor bunlar? Peki ya Effie’ye ne olmuş?”
İkisi de şaşkınlıkla ona döndü. Sunny, tüm bu hengâme içinde Neph’i unuttuğu için bir an suçluluk hissetti.
“Anlaşılan her şeyi en baştan açıklamam gerekecek...”
Ama sonra, aklına bir şey geldi. Sorular her ikisine birden yöneltilmişti... Yani kusuru onu cevap vermeye zorlamıyordu.
Bakışlarını aşağı indiren Sunny, Cassie’nin omzuna hafifçe vurdu ve gülümsedi.
“Bu iş sende Cas. Ben gidip Jet’i kurtarayım.”
Kör kız daha cevap bile veremeden Sunny çoktan Kabus’un sırtına atlayıp sislerin içinde gözden kaybolmuştu bile.
İşte bu!
Bir asistanının olması gerçekten güzeldi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.