Kan ve Ayna

Çok uzaklarda bir yerde, Mordret de benzer bir açmazın pençesindeydi. Elbette Ölümsüz Alev klanının Parlayan Yıldız'ı gibi akılalmaz bir güce, hıza ya da dayanıklılığa sahip değildi... Ancak onun da kendine has oyunları, cephaneliğinde gizli kozları vardı.

Acaba, diye geçirdi içinden.

Şehrin devasa bir darbeyle yerle bir olmuş bir bölgesine sığınmıştı. Çatlamış parke taşlarının üzerini sığ bir su tabakası kaplamış, yıkık dökük binalar bu suyun içinden adeta birer ada gibi yükseliyordu. Alacakaranlık gökyüzünün yansıması suya vuruyor, burayı yumuşak renklerle bezeli zarif bir tabloya dönüştürüyordu.

Mordret, peşindekilerin bir adım önünde kalabilmek için bu yansımaları kullanıyordu.

Düzinelerce insan sureti etrafını sarmış, ellerindeki silahlar onun kanına susamış halde bekliyordu.

İçlerinden birini ele geçirmeye çalışsam ne olurdu acaba?

Normalde sadece yansıttığı güçle kuşanıp kurbanın ruhuna karşı hayatını ortaya koyarak savaşırdı. Ancak bu savaşçıların ruhu yoktu; çoktan o sahtekâr, o Ruh Hırsızı tarafından yok edilmişlerdi. Bu durumda Mordret, yozlaşmış aziz ile mi savaşmak zorunda kalacaktı? Yoksa ölü kurbanın ruhunun yansımasıyla mı? Kimin gücünü yansıtabilecekti?

Bunu hem merak ediyor hem de öğrenmekten çekiniyordu.

En azından henüz değil.

Kendisine doğru savrulan hızlı bir kılıçtan sıyrılan Mordret, saldırganın boğazını deşti; gelen başka bir darbeden de kaçıp geriye doğru sıçradı. Yüzü hafifçe gölgelendi, kaşları çatıldı.

Zahmetli iş...

Bu boş kovanları boğazlamanın en kötü yanı, gerçekten de sadece birer kovandan ibaret olmalarıydı. Ele geçirilmiş savaşçıların bedenlerinde hiçbir ruh barındırılmıyordu; bu yüzden onları öldürmek gücünü artırmıyordu. Aksi takdirde Mordret, canavar çekirdeğini yavaş yavaş onarabilir, hatta şansı yaver gider ve yeterince çabalarsa iblis çekirdeğini bile geri kazanabilirdi.

Onlar elinde olsaydı yeni bir iki yansıma yaratabilirdi. Onlar olmadan işler iyice sarpa sarıyordu.

Bunların yerine gerçek insanları katletmeyi tercih ederdi.

Güneşsiz ne derdi buna?

Antik kıyafetler içindeki genç bir kadını acımadan biçti ve içini çekti.

Lanet olasıca mı?

Etrafındaki düşman çemberi giderek daralıyordu. Tek elle onlara karşı yapabileceği pek bir şey yoktu... Mordret için tek çare kaçmaktı. Suya yansıyan gökyüzünün içine adım atıp yüzlerce metre ötede, Ruh Hırsızı'nın kovanları ile Dehşet Lordu'na sadık kalan kabus yaratıkları sürüsü arasındaki amansız çatışmanın tam ortasında belirdi.

Demek o sahtekârın da bir sınırı varmış...

Ruh Hırsızı neden bu ucube yaratıkları da ele geçirmemişti?

Mordret, hantal bir canavarın işini bitirirken sırıttı. Sonunda ruhunun güçlendiğini hissedebiliyordu.

Bunun sebebi yozlaşmanın pençesindeki ruhları yok etmenin daha zor olması mıydı? Hayır, bu olamazdı... Mordret daha önce bu şekilde sayısız kabus canavarı katletmişti. O halde sebep, yozlaşmamış olanların ruhunu yok etmenin daha kolay olması olmalıydı.

Peki ama neden?

Bir an duraksadı.

Yoksa...

Yükseliş yolunda yürüyenler, ruh savaşı sırasında yozlaşmadan etkilendikleri için mi kaybetmeye mahkum oluyorlardı?

Birden Ruh Hırsızı ile yüzleşmeye dair tüm merakı uçup gitti. Yozlaşmak mı? Mordret bunu kesinlikle istemiyordu. Tabii ki hedeflerine aykırı olduğu için, ama en çok da o sahtekârın düştüğü zavallı durum yüzünden...

Ruh Hırsızı güçlüydü, burası kesindi. Mordret'in hayal bile etmekte zorlanacağı bir güç seviyesine ulaşmıştı. Ancak kafasının içi bomboştu.

Mordret'in öldürdüğü savaşçıların hiçbiri, onun kılıç ustalığının onda birini bile sergileyemiyordu. Kurnazlığı, öngörüsü, kararlılığı... Hepsi yok olup gitmişti. Oysa bunlar, milyonlarca hantal et kuklasını yönetmekten çok daha değerliydi.

Görünen o ki yozlaşma, ya da belki de ruhunu insanlar ve canavarlar dahil sayısız varlığa bölmek Ruh Hırsızı'nın zihnini çürütmüş, onu bir deliye çevirmişti. Üstelik dahi bir deliye de değil, sadece hantal bir canavara.

Mordret, canavar ikizinin bu apaçık acizliği üzerine kafa yormaya devam etmek isterdi ama tam o sırada kılıcı, başka bir kabus canavarının sert kabuğunu geçemedi. Diğerlerini Ruh Hırsızı'nın kovanlarını oyalamak için kullanarak birkaçını zaten öldürmüştü ama bu canavar sandığından çok daha güçlü çıkmıştı.

Ah...

Keskin bir pençe göğsünü yarıp geçerken Mordret acıyla yüzünü ekşitti ve elini hızla suya daldırdı. Ardından sudan bir insan bedeni çıkardı; üzerinde Yiğitlik klanının renklerini taşıyan uyanmış bir savaşçının bedenini.

Bir sonraki salisede Mordret'in gözleri boşluğa bakarken savaşçının gözlerinde sinsi bir zeka parıldadı. Hemen ardından Mordret'in kendi bedeni sığ sulara gömülerek gözden kayboldu.

Silahtar Warren'ın aşina olduğu bedenine bürünmüş ve onun veçhesini kuşanmış halde, canavarın gövdesinin altına dalarak korumasız karnını boylu boyunca yardı.

Birkaç tane daha... Birkaç düzine daha öldürürsem yeniden bir canavar olacağım.

Mordret, can can çekişen kabus yaratığı kendi ağırlığıyla onu ezmeden önce hızla oradan uzaklaştı. Warren'ın bedeni yok olsa da sorun değildi; seçebileceği daha pek çok beden vardı. Hatta bazılarından Parlayan Yıldız ve grubunun haberi bile yoktu. Bu canavarların bedenlerini de ele geçirebilirdi...

Ama ne anlamı vardı ki?

Mordret soğukkanlılıkla yozlaşmışları öldürmeye devam ederken yüzündeki ifade karardı.

Onları öldürse ne olacaktı? Birkaç ruh çekirdeğini geri kazansa ne değişecekti?

Durum hâlâ... çaresizdi. Hayatında ilk kez, kazanmayı geçtim, hayatta kalmanın bile bir yolunu göremiyordu. Alışılagelmiş kaçış yolları bile tıkanmıştı çünkü Ruh Hırsızı yansımaların içinde de avlanabiliyordu.

Hepimiz bu lanetli şehirde ölecek miyiz yani?

Bu kadarı da fazla trajikomik değil miydi? Hatta edebi bir sondu. Kendi eliyle ölmek...

Yine de Mordret'in moralini yüksek tutan bir şey vardı. O kız, Cassia... Düşenlerin Şarkısı.

Başkalarını kandırmış olabilirdi ama o kör cadının göründüğü kadar basit olmadığını biliyordu. Onun gibi birinin kesinlikle bir planı olmalıydı... Yoksa yoldaşlarını buraya kadar sürüklemezdi.

Fakat diğer yandan, Ruh Hırsızı da Mordret ile aynı ritüelden geçmişti. Kehanetle ikisini de sezinlemek kolay değildi... Yoksa o canavar, Azap'ın bakışlarından kaçıp Dehşet Lordu'na nasıl isyan edebilirdi ki?

Ah... Bilmiyorum işte.

Mordret, yıpranmış deri zırhlar içindeki yaşlı bir adamı korkunç bir kabus canavarının çenesine doğru itti, ardından yaratık zavallı budalayı yutmakla meşgulken gözüne kılıcını sapladı.

Yüzünde kasvetli bir ifade vardı.

Bu saatten sonra buradan sağ çıkmak için bir mucize gerekecek.

Ama dünya ne zaman mucizeler konusunda cömert olmuştu ki? Gerçekten şaşırtıcı bir şey gerçekleştiğinde... Bu her zaman bir mucize değil, bir lanet olurdu.

Biraz ötede, Cassie ise Alacakaranlık'ın gedik açılmış surlarına doğru kaçıyordu. Burada Ruh Hırsızı'nın kovanlarıyla savaşan daha fazla kabus canavarı vardı, bu da daha fazla kargaşa ve kaos demekti.

Cassie bu kaostan yararlanarak hayatta kalmak için çabalıyordu. Boynundaki derin yaradan oluk oluk kan akıyordu. Elini yaranın üzerine bastırarak insan ve canavar bedenlerinin oluşturduğu o korkunç karmaşanın arasından sıyrılıyor, kılıçlardan, pençelerden ve dişlerden bir şekilde kaçmayı başarıyordu.

Bazen ölümle arasında sadece bir salise kalıyordu ama her seferinde o salise, onu kurtarmaya yetiyordu.

Yüzü solgun ve bitkindi.

Göğsündeki demir kolye ucu kana bulanmıştı.

Ne kadar vaktim kaldı?

Tam olarak bilmiyordu.

Çok uzaklarda, Yılan Kral'ın sarayı sarsılıyor, parça parça yıkılıyordu.

Orada, taht odasının yıkıntıları arasında...

Sunny, o devasa yılan bedenini Dehşet Lordu'nun etrafına dolamış, kemiklerini un ufak etmeye çalışıyordu. Dişleri, ejderhanın o nüfuz edilemez gece yarısı pullarını tırmalıyor, arkasında derin izler bırakıyordu.

Geber! Geber seni gidi solucan!

Tüm mantığını yitirmişti; aklındaki tek şey bu nefret dolu ejderhayı paralamaktı.

...Ancak yozlaşmış bir azizi öldürmek hiç de kolay bir iş değildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.