Kabusların Doğuşu

Sunny bir süre sessiz kaldı, düşüncelere daldı…

Düşünecek çok şey vardı. Nephis’in gözleri kapalı olsa da onun da derin düşünceler içinde olduğunu anlayabiliyordu. Daha önce sadece tahmin yürütebildikleri Rüya Alemi’nin tarihi, şimdi tüm çıplaklığıyla karşılarındaydı. Elbette Ananke tüm bu olaylara şahsen tanıklık etmemişti. Ancak aktardığı masallar, bu olayları bizzat yaşayanlardan ona miras kalmıştı. Demek bu yüzdendi…

Mordret’in ona uyanmışların Kabuslardan getirdiği bilgi ve tecrübenin, kazandıkları güç ve yeteneklerden daha önemli olabileceğini söylemesine şaşmamalıydı. Egemenler tarafından yönetilen mirasçı klanların, evlatlarının hangi tohumlara meydan okuyacağı konusunda neden bu kadar titiz davrandıkları şimdi daha iyi anlaşılıyordu. Hem Valor hem de Song klanları muazzam bir bilgi birikimi yapmış olmalıydı… Fakat bu bilgiye ulaşmak herkesin harcı değildi. Büyük klanlardan birine evlatlık verilen Nephis bile henüz bu sırların çoğuna vakıf görünmüyordu. Bu da gayet doğaldı. Ne de olsa bilgi, gücün kaynağıydı.

Dokumacı’ya göre durum böyleydi. Anvil de kendini kanıtlayana kadar Nephis’e böyle bir güç emanet etmeyecekti.

Sunny bir an duraksadı, sonra sağ tarafına, Ananke’nin maskesinin hâlâ ahşap güvertede durduğu yere baktı. Elini uzatıp maskeyi aldı ve o korkunç, şeytani yüze gözlerini dikti. Maskeye dair en ufak bir sezgi hissedemiyordu. Bir yadigar mı yoksa sadece oyulmuş bir tahta parçası mı olduğunu bile kestiremiyordu. Ananke’ye bir göz atıp maskeyi işaret ederek sordu:

“Bu ilahi bir yadigar mı?”

Yaşlı kadın bir an sessiz kaldı, sonra yavaşça başını salladı. “Hayır efendim. Bu sadece kutsal seviyede… Dokumacı’nın gerçek maskesinin basit bir kopyası. Bizim gibi Kabus Büyüsü rahip ve rahibelerinin giydiği törensel kıyafetlerin bir parçasıdır. Hem peşimizdekilerin bakışlarından kaçmak hem de velinimetimiz olan Kader İblisi’nin izinden gitmek için takarız. Bir rahip ne kadar maharetliyse, ona o kadar yüksek rütbeli bir yadigar bahşedilirdi.”

Ananke hafif bir gülümsemeyle bakışlarını kaçırdı. “Bu yadigarı devraldığım annem, en yüksek onurlardan biri olan kutsal rütbeli maskeyi alan az sayıdaki kişiden biriydi. Dokumacı Maskesi’nin ilahi yadigarlarına gelince… O kutsal emanetleri hiç görmedim. Onlardan sadece iki tane vardı ve bizzat Kader İblisi tarafından seçilen ilk iki kişiye, Kabus Büyüsü’nün başrahibi ve başrahibesine emanet edilmişlerdi.”

Sunny maskenin yüzeyini biraz daha inceledi. Kısa bir sessizliğin ardından içinden gelen dürtüye uyarak sordu:

“Gözüm nerede tılsımına sahip mi?”

Kabus Büyüsü’nün bir rahibesi olarak Ananke’nin, kaderin dokusuna ölmeden nasıl bakılacağını ona öğretip öğretemeyeceğini merak ediyordu. Yaşlı kadın ona şaşkınlıkla baktı. “Gözüm nerede mi? Hayır… Hayır, değil. Fakat… sormak haddim mi bilmem ama efendim, bu tılsımın adını nereden biliyorsunuz? Bendeki bu kutsal yadigar sadece iki tılsıma sahip. Üçüncü tılsım sadece o iki kutsal maskede vardı ve o zamanlar bile bunu bilenlerin sayısı çok azdı.”

Sunny uzun süre tereddüt etti, sonra iç çekerek Dokumacı’nın Maskesi’ni çağırdı. Çok geçmeden, sol elinde parlatılmış siyah ahşaptan yapılmış, sağ elindekinin aynısı olan korkutucu bir maske belirdi. Ananke’nin gözleri şaşkınlıkla büyüdü.

“E—efendim… Bu o mu?”

Sunny başını salladı. “Evet. Ama hemen bir şeyler varsayma; ben ne Kabus Büyüsü rahibiyim ne de Kader İblisi’nin seçilmişiyim. Sadece birkaç yıl önce lanetli bir şehrin Allah’ın unuttuğu bir çukurunda buldum bunu. Rüya Alemi’nde gezerken Dokumacı’nın çeşitli izlerine rastlayıp duruyorum, bu yüzden… sanırım onu merak ediyorum. Erkek miydi, kadın mıydı ya da her neyse, işte o Dokumacı’yı.”

Sunny ona Kan Dokuması’ndan ve Abanoz Kule’de yuttuğu o iblis parmağından bahsetmeyi düşündü ama sonra vazgeçti. Yaşlı kadının kalp krizi geçirmesini ya da kafasında tuhaf düşünceler oluşmasını istemiyordu. Kadının hürmetkar tavrı zaten yeterince rahatsız ediciydi.

Ananke bir süre sessizce maskeye ve Sunny’ye aynı hayranlıkla bakmaya devam etti. Sonra hafifçe içini çekti. “Efendim… Bu yadigar yolculuğunuzda size yardımcı oldu mu?”

Sunny kaşını kaldırdı. “Yardımcı mı? Şey… sanırım öyle denebilir. Birkaç kez hayatımı kurtardı. Gerçi birkaç kez de beni öldürmeye yaklaştı. Her halükarda, o olmasaydı muhtemeler şu an burada duruyor olmazdım.” Yaşlı kadın gülümsedi. “…O halde kader sizi ona, beni de size ulaştırmış. Dokumacı’nın inayetiyle.”

Sunny ona asık bir suratla baktı. Kadere karşı ne kadar çaresiz olduğunun hatırlatılmasından hiç hoşlanmıyordu. Çoktan ölmüş bir iblisin kuklası olma fikri de pek hoşuna gitmiyordu. Ancak Ananke’nin söylediklerine pek de itiraz edemezdi. Birincisi, inançla mantığı tartıştırmak yersizdi. İkincisi ise… Kendi mantığının ne kadar sağlam olduğundan emin değildi. Lanet olası Kader İblisi’nin uzak gelecekte gerçekleşecek olayları gerçekten de önceden ayarlamadığını kim bilebilirdi?

“Bu… can sıkıcı.”

Ağır bir iç çektikten sonra Dokumacı’nın Maskesi’ni geri gönderdi ve diğerini Ananke’nin yanındaki banka bıraktı. “Onu öyle güvertede bırakmamalısın. Ne de olsa annenden bir hediye.”

Yaşlı kadın tahta maskeyi nazikçe alıp kucağına koydu.

“Teşekkür ederim efendim. Çok bilgesiniz.”

Sunny ona gizlice bir bakış atıp gülümsemesini sakladı.

“Ha! Ben de bir övgü kaptım.”

Ardından Büyük Nehir’in eşsiz manzarasına bakarak konuştu:

“Yani, büyükleriniz Ariel’in Mezarı’na girdiğinde, Kabus Büyüsü rahiplerinin çoğu dışarıda kaldı ve Kıyamet Savaşı sırasında daha fazla taşıyıcıyı kendi saflarına katmak için dağıldılar, öyle mi?”

Ananke sadece başını sallamakla yetindi. “Evet.” Üzgün görünüyordu, bu yüzden Sunny bir an için onu neşelendirmek istedi. Birkaç saniye düşünüp omuz silkti. “Eh, harika bir iş çıkarmışlar. Kabus Büyüsü hem iblislerden hem de tanrılardan daha uzun süre hayatta kaldı. Gelecekte neredeyse her şeye gücü yeten bir sistem haline geldi. Ha, bu arada… en başlarda bile insanlar için çok çekici olduğunu söylemiştin. Peki ya bedeli? Kabuslarda ölmekten korkmuyorlar mıydı?”

Yaşlı kadın ona tam bir kafa karışıklığıyla baktı. “Kabuslar mı efendim? Ne demek istiyorsunuz? İnsanlar rüyalarında ölmekten neden korksun ki?”

O anda Nephis gözlerini açtı ve başını çevirip sessizce Ananke’ye baktı. Sunny de ona döndü, bakışları keskinleşmişti.

“Kabusun ne olduğunu bilmiyor mu?”

Bir an duraksadıktan sonra sordu:

“Büyü, o zamanlar insanları sınavlardan geçirmiyor muydu?”

Ananke beyaz saçlarına dokundu, sonra başını iki yana salladı.

“Sınavlar mı? Hayır… Hiç böyle bir şey duymadım.”

Sunny birkaç kez gözlerini kırpıştırdı. “İşte bu yeni bir bilgi… Neden Kabuslar sadece bizim zamanımızda var olsun ki? Hiç mantıklı değil.”

Nephis de onunla aynı fikirde görünüyor gibiydi. Bir an sessiz kaldı, sonra aniden öne doğru eğilip sordu:

“Büyükanne… O zaman bir sorum var. Kabus Büyüsü’ndeki o ‘kabus’ kelimesi tam olarak nereden geliyor?”

Sunny şaşırmıştı.

“Ne tuhaf bir soru.”

Yaşlı kadın şaşkınlık içinde onlara bakakaldı. Bir süre sonra konuştu:

“Dokumacı ona bu ismi vermiş. Kader İblisi’nin mutlaka bir sebebi vardır ama bu sebebi bilmek bize düşmez. Kabus Büyüsü… ismi her zaman buydu işte.”

Sunny ve Nephis birbirlerine baktılar. Büyü, kelime seçimlerinde her zaman çok titizdi; Dokumacı da öyle olmalıydı. O gizemli iblisin bu muazzam eserine öylesine bir isim vermiş olması imkansızdı. Peki ama bu ismin ardındaki anlam neydi?

İkisi de bilmiyordu, Ananke de biliyor gibi görünmüyordu. Lanet olası Dokumacı…

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.