Tanrıkalbi Savaşı'nın üzerinden çok geçmeden Song ordusu Göğüskemiği Uzanımı'nın uçsuz bucaksız düzlüğündeki geçici karargâhını terk etti. Kuzeye doğru uzun ve meşakkatli bir yürüyüşe başladılar.
Bu noktada düşman üstünlüğünü kanıtlamıştı. Kuzgun Kraliçesi’nin savaşçıları, açık alanda Kılıç Ordusu ile boy ölçüşemezdi; en azından Değişen Yıldız ile Gölgelerin Efendisi hayatta olduğu sürece bu imkânsızdı.
Bu yüzden geri çekilmekten başka çareleri yoktu.
Yine de durum umutsuz değildi; bu rastgele bir kaçış hiç değildi. Arkasında, Song Bölgesi'ne bir sonraki savaşta veya daha sonrakinde zaferi getirebilecek iki stratejik hedef yatıyordu.
Kuzeye dönmenin ilk amacı oldukça belirgindi; orada arazi avantajını ele geçireceklerdi. Song Ordusu cephe savaşında düşmanı alt edemiyordu fakat işin içine karmaşık arazi şartları ve korkunç tahkimatlar girdiğinde dengeler değişirdi.
Song kuvvetleri, Göğüskemiği Uzanımı'nın kuzey ucundan Batı Köprücük Kemiği Ovası'na uzanan iki geçide son derece sağlam iki kale inşa etmişti. Geçitlerden biri doğrudan ovaya çıkıyor, diğeri ise Batı Birinci Kaburga üzerinden dolanıyordu. Bu geçitlerden herhangi birini kuşatmak, Kılıç Ordusu için şüphesiz son derece tehlikeli bir iş olacaktı.
Geri çekilmenin ikinci stratejik hedefi ise daha farklıydı.
Bu hedef çok daha mistik bir anlam taşıyordu.
Tanrıkalbi Savaşı'nın gerçekleştiği devasa göğüs kemiği parçası, çatışan iki Bölge arasındaki görünmez sınırda yer alıyordu. Hükümdarların gücü orada tam bir denge içindeydi.
Şimdi ise kartlar yeniden dağıtılıyordu. Song Ordusu geri çekiliyordu; bu da Song Bölgesi'nin nüfuz alanının daralacağı, Kılıç Bölgesi'nin etki alanının ise genişleyeceği anlamına geliyordu. Kılıç Kralı'nın bu bölgede hak iddia edebilmek için tek yapması gereken, güneşte kavrulmuş kemik yüzeyine kurulmuş derme çatma imha karargâhlarını ele geçirmekti.
Yakında Göğüskemiği Uzanımı'nın tek hükümdarı olacaktı.
Yine de Bölgesi, ölü tanrının Ki Song'un Hisarı'nın bulunduğu batı köprücük kemiğine kadar uzanamayacaktı. Kraliçe'nin gücü bu iki geçitte zirveye ulaşacak, Kral'ın gücü ise en zayıf anını yaşayacaktı.
Bu yüzden Song Ordusu, ne pahasına olursa olsun o geçitleri savunmaya kararlıydı. Başarılı olma şansları da oldukça yüksekti.
Fakat Kılıç Kralı'nın gözü korkmamıştı. Ordusunu derhal takibe çıkardı.
Kılıç Ordusu'nun geçitlere ulaşması ne kadar uzun sürerse, Song Bölgesi'nin askerleri mevzilerini o kadar iyi tahkim edecek ve kuşatmaya o kadar iyi hazırlanacaktı. Dolayısıyla kaybedecek vakit yoktu. Belki de Anvil, Tanrıkalbi'ndeki o görkemli zaferin ivmesini kaybetmek istemiyor, düşman savunmasını tek hamlede yarıp doğruca Köprücük Hisarı'na yürümeyi hedefliyordu.
Ki Song elbette bunun farkındaydı. Kılıç Ordusu'nu yavaşlatmak için her yolu deneyecekti.
İki Bölge'nin askerleri arasında pusuların ve sayısız çatışmanın yaşanması kaçınılmazdı.
Hatta bundan daha kötüsü, ilerleyen düşman birliklerinin hızını kesmek için uygulayabileceği çok basit bir taktik vardı.
Kendi ordusu geri çekilirken, tıpkı eski çağlarda geçtiği yerdeki tarlaları yakan ve kuyuları zehirleyen ordular gibi imha karargâhlarını yok etmek.
Bu imha karargâhları, insanlığın o meşum ormanın üzerine vurduğu mühürler gibiydi; onun Çukurlar'ın nemli alacakaranlığından sıyrılıp yeniden yeryüzüne taşmasını engelliyordu. Kadim kemikteki çatlakların etrafına inşa edilmiş bu kalelerde konuşlanan askerlerin tek bir görevi vardı: Kızıl lanetin sarmaşıkları karanlıktan her uzandığında onları kesip atmak.
Song Ordusu geçmişte biat ettirdiği bu topraklardan çekilirken, garnizonlar boşaltıldı ve kaleler yerle bir edildi. Derinliklerdeki kadim ormanı tutacak hiçbir şey kalmayınca, yaratıklar karanlık yarıklardan dışarı tırmandı; güneş ışığını ve sıcaklığı açgözlülükle emmeye başladı.
Kızıl lanetin geri dönüşü, meşum bir yaşam patlamasını andırıyordu. Leke, kemiğin güneşte beyazlamış yüzeyini korkunç bir hızla kapladı. Bir anda sayısız kâbus yaratığı doğdu; çoğu hemen yutuldu, bazıları ise düşen kardeşlerinin etini ve ruhunu yiyerek tüyler ürpertici bir hızla büyüdü.
Kılıç Ordusu düşmanın geçtiği yerlere vardığında, karşılarında çoğunlukla kıpkırmızı sarmaşıklarla kaplanmış devasa börtü böcek yuvaları buluyordu.
O lanetli orman adacıklarının her seferinde yeniden evcilleştirilip yakılması, imha karargâhlarının sil baştan kurulması ve yarıkları korumak için arkada yeni Uyanmış garnizonlarının bırakılması gerekiyordu. Bu yüzden Kılıç Ordusu kuzeye ilerlerken hem zaman hem de insan gücü kaybediyordu.
Uğraşmaları gereken başka bir mesele daha vardı.
Tanrıkalbi Savaşı'nın artçı sarsıntıları ve Kral'ın, Ölümsüz Alev klanından Değişen Yıldız'a itaatsizliği yüzünden verdiği ceza.
Verdiği ceza aslında o kadar da ağır sayılmazdı. Değişen Yıldız'ın Kılıç Ordusu komutanlığı unvanı elinden alınmış —Anvil bizzat bu rolü üstlenmişti— ve iki geçidin kaçınılmaz kuşatmasına hazırlık amacıyla, kurulan ikmal zincirlerini kaydırma işini idare etmesi için ana karargâha geri gönderilmişti.
Temelde yaptığı şey, kızgın bir çocuğun eline vurup birkaç haftalığına odasına kapatmaktan ibaretti.
Yine de askerler huzursuzdu.
Son savaşın dehşetinden ve anlamsızlığından henüz sıyrılamamışken, hayatlarını kurtaran ve Kılıç Bölgesi'ne zaferi getiren kişinin onurlandırılıp övülmek yerine azarlanmasına ve rütbesinin düşürülmesine tanıklık etmek zorunda kalmışlardı.
Bazıları bunu büyük bir haksızlık olarak görüp içten içe öfkeleniyor, bazıları ise sadece anlam veremiyordu.
Kral en güçlü savaşçılarından birini neden uzaklaştırıyordu ki?
Solucanlar Kraliçesi ordusunu döndürüp saldırmaya karar verirse ne olacaktı? Kılıç Ordusu, düşmanın sayıca üstün azizleriyle kendi arasında sadece Gölgelerin Efendisi kalmışken bunun altından kalkabilecek miydi?
...Peki, Gölgelerin Efendisi, kendisini Kılıç Bölgesi sancağı altına getiren kişi böyle aşağılanıp cezalandırılmışken kılını bile kıpırdatacak mıydı?
Sembolik bir cezayı gözlerinde fazla büyütüyorlardı elbette.
Ama Sunny onları bu düşünceden vazgeçirecek değildi.
Aksine, tam da elde etmek istediği şey buydu.
Nephis'in ana karargâha gönderilmesi aslında çok hayırlı bir gelişmeydi.
Hızı sayesinde çok geçmeden oraya varırdı. O vardığında, iki Hükümdar'ın meraklı gözlerinden uzakta Rain'in Gerçek İsmi'ni çözebileceklerdi.
Kılıcını dövmeyi de deneyebileceklerdi.
...Eh, bir de başka şeyler yapacaklardı tabii.
Dürüst olmak gerekirse, sabırsızlıktan iç çürütüyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.