En nihayetinde Parlak Çarşı'ya vardılar. Aiko, Fildişi Adası'nın ötesindeki işleri koşturmakla meşguldü. Sunny ile Nephis son birkaç gündür biraz dinlenme fırsatı bulmuşken, o adeta nefes almadan çalışıyordu.
Uyanmış ordusunun lojistik işleri alışılmadık derecede karmaşık ve çetrefilliydi. Savaşlar ve çatışmalar üst üste bindikçe askerlerin eline kaçınılmaz olarak Anılar geçerdi. Ne var ki bu Anıların tamamı sahibinin işine yarayacak diye bir kaide yoktu. Bu yüzden ordunun içinde oldukça teferruatlı bir yeniden dağıtım düzeni kurulmuştu.
Normalde her birliğin kendi levazım subayı bu meselelerle ilgilenir, Anıların en doğru kişilere ulaşması için diğer birliklerle iletişim kurardı. Alev Muhafızları, Kılıç Ordusu’nun diğer leyonlarına kıyasla sayıca çok daha azdı ancak öldürdükleri düşman sayısı akılalmaz boyutlardaydı. Haliyle alıp sattıkları Anı miktarının da maşallahı vardı.
Dolayısıyla Sunny’nin de kağıt üstündeki Anı Tedarikçisi ünvanının hakkını vermesi, yani daha doğrusu bu işleri yardımcısı Aiko’nun sırtına yıkması gerekiyordu.
Nephis aldığı cezayı fırsata çevirip Alev Muhafızları’nın cephede biriktirdiği ganimeti ana kampa taşımıştı. Aiko da şu sıralar takas düzenlemek için diğer levazım subaylarının kapısını aşındırmakla meşguldü.
Sunny, yardımcısını bu kadar pestili çıkana kadar çalıştırdığı için hafif bir suçluluk hissetmiyor değildi. Ama bir yandan da kızın zevkten dört köşe olduğuna emindi. Sonuçta Parlak Çarşı her işlemden komisyon alıyordu ve bu aralar kasa ruh kıymıklarıyla dolup taşıyordu.
Savaş cidden karlı bir tezgahtı.
Bu gerçeğin doğruluğu karşısında sevinsin mi yoksa midesi mi bulansın, bilemedi.
"Aç mısın?"
Kahvaltıdan bu yana kendi karnı da acıkmaya başlamıştı. Nephis hafifçe başını sallayınca gülümsedi ve hemen bir atıştırmalık tepsisi hazırladı.
Tepsiyi kapıp Parlak Çarşı’nın alt katındaki atölyeye indiler. Buraya son birkaç ay içinde özel bir döküm potası kurulmuştu. Nephis Yetenek’ini kullanarak Oyuklar’ın derinliklerinden toplanan o mistik odunları kendi ruh aleviyle tutuşturdu. Sunny bir süre beyaz alevlerin dansını izledi, ardından derin bir iç çekip Bulutlu Pelerin’i zihninde feshetti.
Bodrumu dolduran gölgeler bir anda çok daha derin, karanlık ve soğuk bir hal aldı.
Üstündeki gömleği de çıkarıp kaslı gövdesini açığa çıkardı. Cildi Yüce seviyedeki bir ateşin kıvılcımlarına rahatlıkla dayanabilirdi ama kıyafetleri için aynı şeyi söylemek imkansızdı. Üstelik potadan yayılan sıcaklık dayanılır gibi değildi.
Bir de... Sunny, çalışırken Nephis’in arada sırada kendisine attığı o takdir dolu bakışların gizli gizli tadını çıkarıyordu tabii.
Nephis şu anda tezgahta oturmuş, bir yandan atıştırmalıkları atıştırırken bir yandan da yüzünde hafif bir tebessümle onu izliyordu.
Sunny içini çekip küçük ahşap bir kutuyu açtı. İçinde tuhaf bir buz parçası ve çeşitli değerli maden numuneleri duruyordu. Bir diğer kutuda ise irili ufaklı ruh kıymıkları serpiştirilmişti.
Gölgelerden uzun bir maşa biçimlendirdi ve bununla özel olarak dövülmüş potayı ruh alevinin üzerine yerleştirdi. Potaya biraz Öz aktardığı anda, yüzeyindeki rün örgüsü tutuştı; beyaz alevin göz alıcı parlaklığı karşısında sönük ve cılız kalsa da parıldamaya başladı.
Maşası, potayı yerine oturtana kadar ancak dayanabilmiş, hemen ardından eriyip gitmişti.
Sunny alevlerin derinliklerine bakarak önündeki işi zihninde tarttı. Aklı, ruhani ipliklerden örülmüş sonsuz bir duvar halısının içinde kaybolup gitti.
"Bana büyünden bahsetse çene yap biraz."
Düşüncelerinden sıyrılıp Nephis’e baktı. Kız halinden memnun görünüyordu, gözlerinde kıvılcımlar çakarak onu süzüyordu.
Sunny gülümsedi.
Düşüncelerini yüksek sesle dile getirmek aslında iyi bir fikirdi. Belki bu sayede aklına yeni bir yaklaşım gelebilirdi.
Potayı işaret etti.
"Sana layık bir kılıç dövmeye kalkışmadan önce çözmem gereken birkaç pürüz var. Bugün, o kılıca kap olacak en mükemmel alaşımı belirleyeceğiz. Çeşitli metaller ve mistik malzemelerle zaten epey deney yaptım ama ruh alevi işin içine girince süreç kestirilemez bir hal alıyor. Bu yüzden bugün son deneyi gerçekleştireceğiz."
Sunny bir an sessiz kaldı, ardından daha canlı bir tonla devam etti:
"Dokuma, diğer büyü türlerinin çoğundan farklıdır. İsim Büyüsü zamanın başlangıcından beri vardı, varoluşun doğal yasalarına dayanır. Rün Büyüsü de onun üzerine inşa edilmiştir, dolayısıyla kaynağı aynıdır. Ama Dokuma yapaydır, yani doğaya aykırıdır... Tek bir kişi tarafından yaratılmıştır. Kader İblisi Dokumacı."
Yüzündeki ifade derinleşti, düşüncelere daldı.
"Dokuma’nın kendisi varoluşun o belirsiz yasalarına mı dayanıyor, yoksa o kurnaz iblis bunu çalıştırabilmek için varoluşun kendisiyle mi oynadı, emin değilim. Ama bir şekilde çalışıyor işte. İsimler veya Rünler aracılığıyla değil, Öz akışına rehberlik eden özel iplik kalıpları sayesinde. Bu iplikler maddesel düzlemde var olmadıkları için onları görmek özel gözler ister. Onlara dokunmak için de özel eller gerekir."
Nephis kıkırdadı.
"Anladım, anladım. Sen özelsin, Usta Sunless. Dokunuşların çok özel..."
Sunny öksürdü, sonra sırrı dökülen bir çocuk gibi sırıttı.
"Son derece! Yine de tek olduğumu söyleyemem. Tarih boyunca, özellikle de Kabus Sistemi rahipleri arasında başka dokumacılar da vardı... Ama bizim çağımızda tek ben varım. İşin trajikomik yanı, bence bunun sorumlusu Sistem’in kendisi. İnsanın karşısına çok düşük ihtimalli Nitelik birleşimleri çıkmadığı sürece, sistem dokumasını algılamasını sağlayacak o görüşü kazanması neredeyse imkansız. Onlara dokunabilme yeteneğinden bahsetmiyorum bile."
Başını iki yana salladı.
"En azından kendi Yetenek’inin sınırları dahilinde bu böyle. Sistem de güce giden kestirme ve zahmetsiz bir yol sunduğu için, alışılmadık güç kaynakları aramak adına kimse amaçsızca macera aramıyor. Bu yüzden benden başka kimse dokuma gerçeğine toslamadı henüz."
Sunny içini çekti.
"Tabii bu sadece ilk adımdı. Bir mağara adamının eline malzeme bilimi ders kitabı verdin diye adam bir anda mühendis olmaz... Ben de bugün geldiğim noktaya ulaşabilmek için uzun uzun, eşek gibi çalışmak zorunda kaldım."
Kısa bir es verdi, ardından gayet sıradan bir şeyden bahseder gibi ekledi:
"Şu an yaşanan her şey tam da bu an içindi."
Sonra ensesini kaşıyıp ciddiyetini biraz bozarak devam etti:
"Yani, tam olarak bu saniye içindi demiyorum! Demek istediğim... Giriştiğimiz şu kılıç dövme sürecinin tamamı içindi."
Nephis gülümsedi.
"Etkileyiciymiş gerçekten."
Sunny başıyla onayladı ve mistik buz parçasına uzandı.
Fakat Nephis’in konuşması henüz bitmemişti.
Hafifçe geriye yaslandı, kıpkırmızı bir ahududuyu ağzına atıp baygın baygın konuştu:
"Ayy, ne kadar sıcak oldu burası..."
Sunny elindeki buz parçasını pat diye düşürdü.
Arpası kesilmiş gibi dönüp baktığında Nephis’in eliyle kendine yelpaze yaptığını gördü. Kız onun bakışlarıyla buluşunca tek kaşını kaldırdı.
"Ne oldu? Atölyeyi kastediyorum. Bayağı ısındı burası."
Sunny bir an öylece kalakaldı, sonra eğilip buz parçasını yerden aldı.
Bu iş bittikten sonra onu kesinlikle göle sürükleyeceğim... Hatta tutup suyun içine fırlatacağım...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.