Sunny hâlâ Gölge Feneri’ni kullanamıyordu; daha doğrusu, kapılarını açmaktan çekiniyordu. Bunun sonucunda, çok uzun zamandır ilk defa, neredeyse tükenmez olan gölge kaynağından mahrum kalmıştı.
Bu yüzden, savaş alanında kendiliğinden var olan vahşi gölgelerden ördüğü Gölge Kabuk, olabileceği kadar devasa bir boyuta ulaşamamıştı.
Yine de obsidyen devin boyuna yetişmeye fazlasıyla yetmiş, hatta onu birkaç metre aşarak tepesinde yükselmişti.
Oniks Örtü, Sunny’nin kendi bedeninin suretinde yaratılan bu devasa Kabuk’u korkunç, kara bir zırh gibi kaplıyordu. Bu yeni bir şey değildi... Ancak bugün, bu dönüşüm ona her zamankinden farklı hissettiriyordu.
Çünkü daha önce hiç yapmadığı bir şeyi yapıyor; gölgelerinden birini kendi sureti olarak kontrol edip onunla kendini güçlendiriyordu. Bu yüzden Sunny, tuhaf ve sıra dışı ama tamamen yapay olmayan bir hisse kapıldı; hem kendisiydi hem de kendisinden başka bir şeydi ve o şey şimdi kendi bedeniyle bir bütün olmuştu.
Aslında, Gölgeleri ve Hatıraları ile yaptığı pratiklerin aynısını kendi zihnine, bedenine ve ruhuna uyguluyordu.
Bu da Kabuk ile olan bütünleşmesini daha da ileri taşımasını sağladı; artık onu neredeyse kendi asıl bedeni gibi hissediyordu.
Sunny kendini güçlü hissediyordu. Sunny kendini devasa hissediyordu. Her bir hareketinde tarif edilemez bir yıkım gücü barındırıyor gibiydi.
Bunun sonucunda ortaya çıkan başka bir ilginç durum daha vardı.
Gölge Kabuk ile arasındaki bu kusursuz bütünleşme sadece bir histen ibaret değil gibiydi. Sanki dünya bile artık Sunny ile Gölge Dev arasındaki farkı görmüyor, en azından bu farkı o kadar da önemsemiyor, her ikisini de onun ruhunun birer yansıması olarak kabul ediyordu.
Ve Dokumacı’nın Maskesi de öyle yapıyordu.
Bu yüzden maske de genişleyerek karanlık devin yüzünü kaplayacak şekilde büyümüştü. Sonuçta bu maske, belirsiz bir tanrının yüzüne uyması için tasarlanmıştı... Devlerin çehresini gizlemeye fazlasıyla yeterdi. Böylece Sunny, geçmişte sık sık yaptığı gibi gölgelerden sahte bir maske yaratmak zorunda kalmadı.
Yine de yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekirdi...
Dokumacı’nın Maskesi her zaman ürkütücü ve son derece rahatsız edici olmuştu. Ancak şimdi, koca bir bina boyutuna ulaştığında, aniden on kat daha dehşet verici görünmeye başlamıştı.
Düşmanlarının bir an için kararsız kalmasına şaşırmamak gerekirdi.
Fakat onların iradesi sadece korkunç bir çehre karşısında sarsılacak cinsten değildi; bu yüzden dünyayı sarsan saldırıları bir an bile yavaşlamadan devam etti.
Obsidyen çakal, hilal biçimli silahını savurdu. Bu yıkıcı şlakk, dünyanın dokusunu ikiye bölecek kadar güçlü görünüyordu ama bir an sonra momentumu kırıldı.
Sunny, düşman Azizin nasıl saldıracağını çoktan biliyordu. Onun niyetini bedeninin, gölgesinin ve özünün hareketlerinden okuyan Sunny, düşmanın o karmaşık Yüce Savaş Sanatı’nın tam merkezini kavramış ve planlarını çok önceden sezmişti.
Bu yüzden Çakal’ın silahının menziline korkusuzca girdi, hilal bıçaktan sıyrıldı ve silahın sapını zırhlı tek eliyle kavradı.
Ahşap sap oniks eldivenle temas ettiği an kulakları sağır eden bir gök gürültüsü koptu ve yıkıcı bir şok dalgası yayıldı. Saldırının tüm momentumu bir anda sıfırlanırken, Sunny’nin ayaklarını aniden kızıl bir duman kapladı; kadim kemiğin yüzeyine bulaşmış olan kan, bu dehşet verici darbenin gücünü emerek buharlaşmış ve yakıcı bir buluta dönüşmüştü.
Ancak bu yıkıcı enerjinin tüm yükünü sırtlayan Sunny, kılını bile kıpırdatmadı. Hilal bıçağı olduğu yerde, kara bir dağ gibi hareketsizce tutmaya devam etti.
Tabii ki sadece bu ilk saldırıyı engellemekle yetinecek değildi.
Sol eli hilal silahın sapını kavrar kavramaz, sağ eli çoktan yumruk haline gelmişti; Çakal’ın kafatasına bir kaleyi yıkacak balyoz gibi çat diye inmeye hazırdı.
"Bakalım ne kadar dayanıklısın..."
Ancak Sunny’nin çakala vurmaya fırsatı kalmadan, yan taraftan üzerine hızlı ve devasa bir gölge atıldı ve sağ eli aniden canavarca bir kurdun çeneleri arasında ezici bir kıskaca alındı.
Yalnız Uluma, saldırısını hilal bıçağın inişiyle tam aynı ana denk getirmişti.
Tüyleri kara bir barikat gibi dikilmişti ve devasa, vahşi gözlerinde öfkeli, kızıl alevler yanıyordu.
Aziz Ceres de çok geride kalmamıştı.
Bir salise sonra sol taraftan Sunny’ye doğru atıldı; kafalarından biri kaval kemiğini ısırdı, ikincisi dişlerini dizine geçirdi ve sonuncusu da uyluğunu parçalamaya koyuldu.
Keskin dişlerin taş gibi metale sürtünürken çıkardığı kulak tırmalayıcı ses yankılandı.
Sunny bir anlığına hareketsiz kaldı.
Sol eli, Çakal’ın silahını tutarak kabuğunu ikiye bölmesini engelliyordu. Sağ eli, Yalnız Uluma’nın parçalayıcı çeneleri arasına sıkışmıştı. Devasa üç başlı köpek ise tüm cehennemî gücünü kullanarak onu yere yıkmak için bacağını koparmaya çalışıyordu.
İşin ilginç yanı...
Oniks Örtü, Aziz Ceres’in dişlerine dayanmıştı. Ancak zifiri karanlık dişi kurdun dişleri altında paramparça oldu; Yalnız Uluma, zırhlı eldivenini ısırarak Gölge Kabuk’un elini ve bileğini vahşi bir öfkeyle paralamıştı.
Sessiz Avcı çoktan bir ok fırlatmıştı ve Canavar Terbiyecisi de sapanından bir kemik parçasını uçurmuştu bile.
Sunny, korkunç bir hızla üzerine doğru uçan bu iki mermiyi zar zor fark edebildi.
İkisinin de gidişatından hiç hoşlanmamıştı.
Şüphesiz ki hem ok hem de kemik parçası yıkıcı birer Hatıraydı. Song Klanı bugün onu devirmek için hiçbir masraftan kaçınmıyordu... Bu yüzden en başından beri ağır topçu birliklerini devreye sokmuşlardı.
Mermilerden biri bile hedefini bulursa, Gölge Kabuk muhtemelen oldukça ağır hasar alacaktı.
Gölge Adımı’nın kullanışlılığı, etraflarındaki parçalanmış uzay yüzünden kısıtlanmıştı ve savaş alanında, ağır hasar görmesi durumunda devasa Kabuk’u yeniden inşa edecek kadar vahşi gölge yoktu.
...Ama bunun hiçbir önemi yoktu.
Sunny, pek çok güce sahip olan ama en büyük özelliği çok yönlülüğü olan bir Esas’a sahipti. Bu kadar çok sınırlama altında bile, önünde seçebileceği koca bir taktik denizi ve kullanabileceği zengin bir sinsi numara hazinesi vardı.
Onu bu kadar tehlikeli yapan da buydu zaten.
Sunny, altın hilali uzağa doğru iterek canavar devin geriye doğru sendelemesini sağladı. Sol eli artık serbest kaldığı için, bacağını paralamaya çalışan köpek kafalarından birine dehşet verici bir darbe indirdi.
Darbe yaratığın kafatasını tam olarak çatlatmadı ama Ceres’in kesinlikle sersemlemesine ve canının yanmasına neden oldu... En azından üçte birinin sersemlemesini ve acı çekmesini sağladı.
Kafalardan birinin sıkışmış ağzından bir kan seli aktı ve uyluğundaki tutuşu zayıfladı.
Bu fırsatı değerlendiren Sunny, tepe büyüklüğündeki köpeği ensesinden yakaladı. Aynı anda Oniks Örtü’nün birkaç parçasını serbest bırakarak, yaratığın geriye kalan iki korkunç diş takımından sıyrıldı.
Ceres aniden havaya doğru çekildi, sütun gibi pençeleri yerle temasını kaybetti.
Gölge Dev Kabuğu’nun derinliklerinde Sunny soğukça gülümsedi.
Ve ardından, üç başlı köpeği tek eliyle yukarı kaldırarak, devasa gövdesini son anda kendisiyle üzerine gelen iki mermi arasına siper etti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.