Kadim kütüphanenin merkez odasına adımını atan Sunny, içindeki heyecanın bir nebze söndüğünü hissetti. Taş levhalar dışarıdan bakıldığında zarar görmemiş gibi duruyordu ama yakından incelendiğinde durum pek de iç açıcı değildi.
Yozlaşmış kâhin belli ki bu odada da terör estirmişti. Birçok levha paramparça edilmiş, bazıları moloz yığınına, bazıları ise toza dönüşmüştü. Duvarlar ve tavan derin çatlaklarla doluydu; her yer tam bir enkaz yığınıydı. Yerlerde derin su birikintileri oluşmuştu; odayı sarmalayan soğuk karanlıkta yankılanan tek şey, yukarıdan süzülen suyun şıpırtılarıydı.
Yine de... sapasağlam kalmayı başarmış pek çok levha vardı.
Cassie bir an öylece hareketsiz kaldı, ardından bir iç çekerek nispeten kuru görünen bir moloz yığınının üzerine ilişti.
Sunny ona baka kaldı. "Ne yani, aramıza yardım etmeyecek misin?"
Kör kız gülümsedi. "Arıyorum ya."
Sunny hafifçe öksürerek bakışlarını mahcup bir tavırla başka yöne çevirdi. "Aferin dahi çocuk. Gözleri görmeyen birine bakıp bakmayacağını sormak tam sana göre..." Cassie’nin uyanmış yeteneği dünyayı algılamasını sağlasa da ona gerçek anlamda bir görüş bahşetmiyordu. Cassie geleceği sanki bizzat yaşıyormuşçasına duyumsuyordu; bu da fiziksel olarak hâlâ kör olduğu anlamına geliyordu. Görmesini sağlayan şey yükselmiş yeteneğiydi; o da ancak bir başkasının gözlerinden bakarsa mümkündü. Mesela Sunny veya Nephis gibi birinin gözlerinden... Yani sadece onların baktığı levhaları görebiliyordu.
Haliyle kendi başına bir şey bulamaz, sadece onların bulduklarını teşhis etmelerine yardımcı olabilirdi.
Utancını gizlemeye çalışan Sunny boğazını temizledi. "Peki, tam olarak neyi aramalıyız?"
Cassie kısa bir süre duraksadı. "Önce sağlam levhaları ayırmalıyız. Şu an aradığımız bilgiyi içermeyenler bile sonra işimize yarayabilir."
Haklıydı... Effie ve Jet’i kurtarmak, Büyük Nehir üzerindeki son durakları olmayacaktı. Alacakaranlık şehrine gitmeleri, oradan da zamanın şafağına, Eşik’e saldırmak için yol almaları gerekiyordu. Uçsuz bucaksız nehrin yüzeyi altında ne tür tehlikelerin gizlendiğini kestirmek imkânsızdı. Kâhinler tarafından kaydedilen bilgiler artık güncelliğini yitirmiş olsa da hâlâ muazzam bir değere sahipti.
Cassie başını hafifçe yana eğdi. "Bunun dışında... çiçeklerden bahseden bir şey görürseniz hemen haber verin."
Sunny başıyla onayladı. Effie ve Jet’in mahsur kaldığı yer hakkında pek bir şey bilinmiyordu ancak Düşmüş Zarafet sakinleri oradan Rüzgâr Çiçeği diye bahsediyordu. Büyük Nehir’in o bölgesiyle ilgili duydukları yarım yamalak hikâyeler, oraya gidenin bir daha asla dönmediği dışında pek bir bilgi sunmuyordu.
Rüzgâr Çiçeği isminin nereden geldiği bile meçhuldü.
Sunny bir iç çekerek vakit kaybetmeden moloz yığınlarını eşelemeye başladı. Çok geçmeden Nephis ile birlikte enkazın arasında diz çökmüş, hafif hasarlı levhaları tamamen tuz buz olanlardan ayırmaya koyulmuşlardı.
Sunny ayıkladığı her levhaya kısa bir göz atıyordu.
Ananke onlara Büyük Nehir’de nasıl yol alacaklarını —en azından Düşmüş Zarafet’e ulaşacak kadar— öğretmiş olsa da, levhalara kazınmış haritaları okumayı pek beceremiyordu. Sunny’nin alışık olduğu haritalar topografyaya; dağlar, nehirler ve kraterler gibi yer şekillerine dayalıydı.
Peki, sonu gelmeyen devasa bir nehrin haritasına ne koyulabilirdi ki? Kâhinlerin kullandığı sistem oldukça karmaşıktı. Her levhaya; Büyük Nehir’in kıyılarına olan uzaklık, güneşlerin geçişi ve Ariel’in Mezarı’na bela olan birkaç sabit tehlikeye olan tahmini mesafe üzerinden bir tür koordinat atayan çetrefilli bir yönteme dayanıyordu.
Levhaların hiçbiri Büyük Nehir’in tam haritasını da göstermiyordu. Bunun yerine, tarif edilen bölgeler yer değiştirdikçe levhalar bir araya getiriliyor, eski koordinatlar kazınıp yenileri eklenerek harita sürekli güncelleniyordu.
Levhaların çoğu yok edildiği için tam haritayı yeniden oluşturma umudu kalmamıştı.
Yine de kâhinlerin ve hizmetkârlarının yaptığı harika bir şey vardı: Her levhanın arkasına, üzerinde neyin resmedildiğine dair bir açıklama kazımışlardı. Sunny de koordinatları deşifre etmeye çalışmak yerine bu açıklamaları okumaya başladı.
Yüzü yavaş yavaş asılıyordu.
"Suyun altında açılıp koca ada-gemileri yutan devasa bir ağız... rüzgârın eti resmen kestiği bir bölge... bu da ne, sadece ölmek üzere olanların görebildiği hayali bir ada..."
Yani o adayı aniden görürse, bu birkaç dakika içinde öleceği anlamına mı geliyordu? Yoksa tam tersi miydi; adayı görmek mi insanı öldürüyordu?
Her halükarda, fazlasıyla ürperticiydi.
Sunny, Ariel’in Mezarı’nın korkunç bir yer olduğunu biliyordu ama şimdi, Düşmüş Zarafet’e tek parça halinde varabildikleri için kendini şanslı hissetti.
Gerçi... yerel tehlikeler arasında bile oldukça dehşet verici olan o zaman fırtınasına yakalanmışlardı. Bu yüzden kendine şanslı demek pek doğru olmayabilirdi.
"Her neyse..." Bir süre sonra ikisi de bir ritim yakaladı. Sunny tek parça kalmış levhaları arıyor, Nephis ise kırılmış ama onarılabilecek durumda olanları toplayıp Karanlık Şekillendirici yardımıyla birleştiriyordu.
Cassie ise bir süre moloz yığınının üzerinde dinlendikten sonra sıkıldı ve odada kısa bir yürüyüşe çıktı.
Bir süre yanlarında dolandı, ardından elini duvara koyup parmaklarıyla odanın çevresini yavaşça takip etmeye başladı. Her yer enkazla dolu olduğu için turu tamamlayıp girişe dönmesi epey vaktini aldı.
Aslında... sanki biraz fazla uzun sürmemiş miydi?
Aniden endişelenen Sunny, dikkatini levhalardan çekip duyu yeteneğine odaklandı. Bunu yapması sadece bir salise sürdü.
Cassie’nin gölgesini hâlâ net bir şekilde hissedebildiğini anlayınca rahatladı. Arkasına dönüp odanın uzak köşesine baktığında, kör kızın narin figürünü çatlak duvarın önünde dururken gördü. Derin düşüncelere dalmış gibiydi.
Sunny hafifçe kaşlarını çatarak ona seslendi: "Hey! O duvar çok mu ilginç? Gel de biraz yanımızda dur!"
Cassie’nin geleceği sezebildiği düşünülürse belki bu yaptığı saçmaydı ama Sunny sular altındaki bu tapınağın artık güvenli olduğundan tam emin olamıyordu. Kör kızı görüş alanının dışında tutmak onu huzursuz ediyordu.
Ya aniden saldırıya uğrarlarsa ne olacaktı?
Sesini duyan Cassie bir an tereddüt etti, sonra onlara doğru dönüp duvarı işaret etti. "Aslında... evet, ilginç."
Bir an duraksadı ve ardından emin olmayan bir ses tonuyla ekledi: "Çatlaklardan hafif bir rüzgâr geliyor. Sanırım bu duvarın arkasında başka bir oda var."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.