Zincir Kıran’ın güvertesi karanlığa gömülmüştü; ortalığı aydınlatan tek şey, geminin altından akıp giden yanar döner suların soluk parıltısıydı. Büyük Nehir’in gece vakti saçtığı o ışık normalde büyüleyici olurdu ama bugün göze bir hayalet gibi görünüyordu.
Karanlık, Sunny’yi elbette rahatsız etmiyordu fakat Nephis’i de düşünmek zorundaydı.
Gemiye birkaç fener yerleştirsek iyi olacak sanırım.
Fenerlerin ışığı Kabus Yaratıkları’nı çekebilirdi ama bu pek de sorun sayılmazdı. Dehşet verici ucube sürülerinden çekinmediklerinden değil, onların dikkatini çekmenin zaten kaçınılmaz olmasından dolayı böyle düşünüyordu.
İlk savaşlarının ne zaman patlak vereceğini zihninde tartan Sunny, geminin kıç tarafına doğru ilerledi.
Nephis hâlâ rün dairesinin içinde duruyor, dümen küreğini tutuyordu. Ayaklarının dibine, güvertenin üzerine yerleştirilmiş ışık saçan bir Ekipman, karanlık okyanusunun ortasında sıcak, turuncu bir ışık adacığı yaratmıştı.
O turuncu ışığın altında, Nephis’in güzel yüzü solgun ve cansız duruyordu. Bütün gün gemiye rehberlik etmişti ve biriken yorgunluk artık kendini iyice belli ediyordu.
Sunny rüzgarı dinleyip yönünü tayin etti.
Gelecekten esiyor.
Işığın içine adım atan Sunny gülümsedi ve küreği işaret etti.
“Git dinlen. Buradan sonrasını ben devralırım.”
İsimlerin büyü ilmini henüz kullanamıyordu fakat rüzgar onlardan yana olduğu sürece Zincir Kıran şimdilik bu desteğin eksikliğini hissetmezdi. Biraz hız kaybetmeleri onları pek geciktirmezdi.
Aslında Aziz ve İfrit gemiyi rotasında tutacak kadar zekiydiler. Yine de Sunny, şimdilik onların gözcü olarak beklemesini tercih ediyordu.
Nephis birkaç saniye onun yüzünü inceledikten sonra başıyla onay verip küreği bıraktı. O rün dairesinden dışarı adım atarken, Sunny içeri girdi.
“Bekle.”
Sunny, Nephis’in elini yakalayıp birkaç an öylece durdu. Genç kız ona şaşkın bir ifadeyle bakıyordu.
“Şu Şafak Tacı denilen Ekipman’ın... Onu birkaç günlüğüne bana ödünç verebilir misin?”
Nephis kaşını kaldırdı.
“Tabii ama neden?”
Sunny omuz silkti.
“Üzerinde biraz çalışıp geliştirebilir miyim diye bakmak istiyorum. Yine de umutlanma... Büyük ihtimalle hiçbir şey değişmeyecek. Ama en azından denemeye değer.”
Nephis bir an tereddüt etti. Ardından elinden Sunny’nin eline bir enerji kıvılcımı süzüldü.
Büyü o her zamanki gizemli sesiyle fısıldadı:
Bir Ekipman aldınız: Şafak Parçası.
Sunny gülümsedi.
“Teşekkürler. Hadi, git dinlen artık. Dalgaların altından bir cehennem zebanisi fırlayıp bize saldırırsa seni uyandıracağıma söz veriyorum.”
Nephis ona ciddi bir ifadeyle baktı.
“Sadece tatlı rüyalar diyebilirdin, biliyorsun değil mi?”
Sunny sırıttı.
“Öyle de diyebilirdim. Ama o zaman ne eğlencesi kalırdı ki?”
Nephis başını iki yana sallayarak serin elini onun avucundan kurtardı, ışık saçan Ekipman’ı yerden alıp uzaklaştı. Sunny bir süre karanlığın içinde dikilip Nephis’in az önce durduğu boşluğa baktı.
Sonra içini çekip boşta kalan eline bir göz attı ve dümen küreğini kavradı.
“Ah be... Zifiri karanlıkta, kutsallıktan nasibini almamış bir Titan’ın kanından oluşan nehirde yelken açmak ne kadar da yalnız hissettiriyor...”
Bu sözlerin ardından Şafak Parçası’nı çağırdı.
Boştaki elinde, üzerinde tek bir mücevher bulunan parlak metalden yapılmış sade bir halka belirdi. Şafak Tacı ilk bakışta o kadar da etkileyici görünmüyordu. Gösterişli olmaktan ziyade ağırbaşlı bir hali vardı... Yine de bu basit çember; Sunny’nin, grup üyelerinin ve Ateş Muhafızları’nın Unutulmuş Kıyı’dan sağ dönebilmelerinin yegane sebebiydi.
Üzerindeki tek büyü olağanüstü derecede güçlüydü. Şafak Parçası, geniş bir alan içindeki tüm Ekipmanları güçlendiriyordu. Unutulmuş Kıyı’dayken bu güçlendirme, Hayalperest Ordusu’nun Uyanmış silahlarını ölümcüllük bakımından Nükseden silahların seviyesine çıkaracak kadar baskındı.
Şafak Tacı’nın geliştirebileceği Ekipman sayısında bir sınır olmadığı düşünülürse, bu akılalmaz bir lütuftu. Üstelik pasif bir büyüydü.
Düşmüş ucube sürülerini bu sayede katledebilmişlerdi.
Ne yazık ki Nephis ve müttefikleri güçlendikçe ve Unutulmuş Kıyı’dan kaçtıktan sonra daha iyi teçhizatlar edindikçe bu tacın işlevselliği giderek azaldı. Şafak Parçası hâlâ Nükseden Ekipmanları hatırı sayılır derecede güçlendirebiliyordu ancak onları bir üst Kademeye taşıyacak kadar etkili değildi artık. Ulvi Ekipmanlar üzerindeki etkisi ise çok daha cılızdı.
Sunny ve grubun Üçüncü Kabus’ta yüzleşmek zorunda kalacağı düşmanlar düşünülürse, bu artış neredeyse yok hükmündeydi.
Peki ya Şafak Tacı’nın kendisini Nükseden bir Ekipman’dan Yüce bir Ekipman’a yükseltebilirse?
Sunny hatasız bir değişim yapabileceğinden şüpheliydi. Ancak Şafak Parçası’nı Yüce bir ruh özü parçasıyla donatarak Ulvi bir Ekipman kadar güçlü kılmayı başarsa bile, sonuç Muazzam Kabus Yaratıkları’na karşı galip gelme şanslarını büyük ölçüde artırırdı.
Eskiden olsa buna yeltenmeye bile cüret edemezdi...
Fakat şimdi elinde iki avantaj vardı. Birincisi, Ananke’nin Mantosu’nu incelemenin ona kazandırdığı ivmeydi. İkincisi ise Şafak Tacı’nın bizzat kendi doğasıydı.
Nephis bu tacı ilk kullandığında Sunny, Ekipmanlarının dokumalarının daha parlak bir hal aldığını, her bir bağlantı noktasının ve ruhani ipliğin ışıl ışıl parladığını görmüştü. Bu artış ya dokumaları güçlendirerek Ekipmanları sağlamlaştırıyor ya da artan güce dayanabilmeleri için dokumaları daha dirençli kılıyordu.
Her iki durumda da sonuç aynıydı. Öz iplikleri daha sağlam bir yapıya bürünüyordu.
Ve Şafak Parçası’nın güçlendirdiği ilk Ekipman, bizzat kendisiydi. Dokuması her zaman kendi etkisiyle takviye ediliyordu... Belki de bu Nükseden Ekipman’ın böylesine akıl dışı bir güce sahip olmasının nedeni buydu.
Dolayısıyla bu, Sunny’nin Yüce parçayı nakletmeyi denemesi için neredeyse kusursuz bir Ekipman’dı. En büyük endişesi, daha düşük bir özden dokunan ipliklerin üstün enerjileri aktarma yüküne dayanamayacak olmasıydı; peki ya bizzat o enerjiler sayesinde daha dayanıklı hale gelirlerse?
Şafak Tacı’nın dokuması Sunny’nin yeniden yaratamayacağı kadar karmaşıktı ancak üzerinde değişiklik yapmak farklı bir meseleydi... Herhalde öyleydi.
Bakmadan bunu bilemezdi.
Sunny Algı yetisini odakladı ve metalin parlaklığına nüfuz ederek Şafak Parçası’nın altındaki dokumayı ayırt etmeye çalıştı. Yakında karanlığın içinde parıldayan, ruhani ipliklerden örülmüş akılalmaz bir duvar halısı gözlerinin önünde belirdi.
Küreği tutarken hüzünlü bir şekilde gülümsedi ve derin bir nefes aldı.
“İş başına...”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.