Savaş alanının karmaşasında, hareketsizce donakalmış askerler ve kabus canavarları arasında adeta görünmez olan altı usta, donmuş kalabalığın birer parçası gibiydi.
Sunny ve Mordret yan yana dururken, Nephis birkaç adım ötedeydi. Effie ile Jet ise onlardan birkaç metre uzakta, hemen Nephis’in arkasındaydılar.
Nefeslerini tuttular.
Ruh Hırsızı yakındaydı.
Sunny, bozulmuş azizi göremiyor veya hissedemiyordu ama Mordret’in onları uyarması için başka bir sebep olamazdı. Hiçliğin Prensi haddinden fazla gergindi. Dudaklarında her zamanki hoş tebessüm vardı belki ama gözleri buz gibi bir karanlıkla kaplıydı. Sunny, o gözlerde kendi soluk yansımasını gördü. Sonra, hemen arkasında başka bir şey daha belirdi.
Sırtından aşağı soğuk bir ürperti indi.
Meydanın köşesinde bir şey mi kımıldamıştı?
Ses çıkarmaya cesaret edemedi. Neyse ki alacakaranlık kutsaması vardı. Kasvetli Alacakaranlık Örtüsü’nün büyüsünü etkinleştirerek Mordret ile zihinsel bir bağ kurdu:
Ne oluyor?
Hiçliğin Prensi bir heykel gibi kımıldamadan duruyor, gözlerini bile aynı noktadan ayırmıyordu. Yine de cevabı gecikmedi:
Ne olacak, Ruh Hırsızı geldi. Varlığımızı sezmiş olmalı.
Sunny dişlerini sıkma isteğini bastırıp kalbini sakinleştirmeye çalıştı. Göğsünün gürültüyle çırpınmadığından emin olduktan sonra sordu:
Nasıl olur? Bizi ondan gizleyeceğini söylememiş miydin?
Mordret’in gözlerinde karanlık bir eğlence belirdi.
Öyle mi demiştim? Pek sayılmaz. Sadece gizlemeye çalışacağımı söylemiştim, hatırladın mı? Ki çalıştım da.
Bir an duraksadı ve canı sıkkın bir tonda ekledi:
Ruh Hırsızı’nın ayna alemi tüm şehri kaplıyor. Bu yüzden burada olan biten her şeyi aynı anda hissedebiliyor. Varlığımızı maskelemek için sayısız yansımayı kontrol ediyordum; her su birikintisini, her cam kırığını, parıldayan her kılıcı, her göz çiftini. Kolay bir işmiş gibi anlattıysam kusura bakma, hiç de öyle değil. Buraya kadar gelebildiysek benim sayemde geldik. Ama şimdi, şansımız yaver gitmiyor gibi görünüyor.
Sunny sakin kalmaya zorladı kendini. Hiçliğin Prensi’nin çok daha sinsi, çok daha şeytani bir versiyonunun peşlerinde olabileceği düşünülürse, bunu başarmak hiç de kolay değildi.
Eee, şimdi ne yapacağız?
Mordret bakışlarını hafifçe kaydırdı.
Şimdi mi? Dua etmeyi önerebilirim. Belki o canavar bizi fark etmez.
Sözlerinin ardından sessizliğe gömüldü.
Kahretsin.
Başka çaresi olmayan Sunny, donmuş askerlerden biriymiş gibi öylece durmaya devam etti. Elbette böyle bir ihtimali konuşmuşlardı ama bu sadece en kötü senaryoydu. Planlarının daha savaş başlamadan suya düşme noktasına gelmesi inanılmazdı. Oysa bu aşamanın en kolayı olması gerekiyordu.
Asıl cehennem, dizi devre dışı kalıp bozulmuş orduyla savaş başladığında kopacaktı.
Mutlak bir sessizlik içinde birkaç an gelip geçti.
Ve sonra, Sunny hissetti. Ayaklarının altındaki toprak hafifçe sarsılıyordu; sanki son derece ağır bir şey, ölçülü adımlarla onlara doğru yaklaşıyordu.
Arkasını dönüp bakamıyordu ama Mordret’in gözleri iki ayna gibiydi. Donmuş savaş alanının kanlı manzarası o gözlere yansıyordu. Sunny, evlerin arasından çıkıp meydana adım atan yaratığı işte o yansımadan gördü.
Damarlarındaki kanın donduğunu hissetti.
Ruh Hırsızı... daha doğrusu onun yansıması, hayal ettiği hiçbir şeye benzemiyordu.
Ölmez Kasap ve Yutucu Canavar da bozulma yüzünden değişip çarpılmıştı ama yine de eski hallerini andırıyorlardı.
Ruh Hırsızı ise bambaşkaydı.
Aslında, Sunny’nin ömründe gördüğü hiçbir şeye benzemiyordu.
Meydana giren o silisiz figür ne bir insana ne de bir ucubeye benziyordu. Sanki sayısız insan ve kabus canavarı bir araya getirilip birbirine dikilmiş, ortaya korkunç bir yama işi canavar çıkmıştı. Vücudunun hatları, üzerine düşen ışık kırılıyormuş gibi sürekli değişiyordu.
Belki de gerçekten şekilden şekle giriyordu.
Attığı her adımda yer sarsılıyordu.
Tanrılar aşkına, bu da ne böyle?
Sunny dehşet içindeydi ve fazlasıyla sarsılmıştı. Sadece yaratığın yansımasının ne kadar tekinsiz ve yabancı görünmesinden değil, o canavarımsı bedeninin içinde uğursuz bir karanlığın yedi odağı bulunmasından dolayıydı bu dehşet.
Ruh Hırsızı, yozlaşmış bir titandı.
Sunny bakışlarını çevirip bir anlığına Mordret’e baktı.
Yanında dudaklarında hafif bir tebessümle duran bu adam, aslında bu dehşetin kaynağıydı. O gülümsemeyle arkasındaki tekinsiz, ürkütücü çarpıklığı gizliyordu.
Bu piçin yükselmesine gerçekten yardım etmeli miyiz?
Bir an tereddüt etse de bu düşünceleri kafasından hemen attı. Bu kabusun içinde Mordret’in yanlarında olması iyiydi; en azından onunla düşman olmaktan sonsuz kat daha iyiydi.
Bu nasıl bir dönüşüm yeteneği böyle? Bu formda neler yapabiliyor?
Hiçliğin Prensi cevap vermekte gecikti.
Bu tam olarak bir dönüşüm yeteneği değil. Sadece ruhunun sureti. Fiziksel bedeni farklı görünüyor ve Alacakaranlık’ta bir yerde gizli. Onu asla bulamadım.
Bir an duraksadı.
Bozulmuş olmak beni ne hale getirmiş böyle. Çok çirkin.
Bunu söylerken Mordret’in gözleri hafifçe titredi.
Yine de şu an endişelenmemiz gereken şey bu değil. Asıl sorun, canavarın doğrudan üzerimize geliyor olması.
Toprağın sarsıntısı artık iyice belirginleşmişti. Sunny içinden lanetler okusa da kımıldamadan durmaya devam etti. Donmuş askerler ve ucubelerle çevrili bir halde, arkasını yaklaşmakta olan titana dönmüş beklemek... Bedenindeki her bir hücre tehlike diye haykırıyor, onu kaçmaya zorluyordu.
Ne yapıyoruz?
Mordret birkaç an sessiz kaldıktan sonra aniden kafasını çevirdi ve doğrudan Sunny’nin gözlerinin içine baktı.
O buz gibi, ayna benzeri gözlerinde en ufak bir eğlence kırıntısı kalmamıştı.
Sanırım çaresiz önlemler alma vakti geldi. Ne yazık. Gerisi sende, Sunless!
Mordret hareket ettiği anda arkalarından dondurucu bir ses yükseldi ve hızla gelen bir şey havayı yırtarak üzerlerine atıldı. Sunny’nin üzerine devasa, korkunç derecede koyu bir gölge düştü; sanki o gölgenin içinde boğuluyordu.
Kahretsin!
Çoktan dönmeye başlamıştı, içgüdüsel olarak Yalnızlık Günahı’nı çağırmaya çalıştı.
Ancak tek görebildiği, etraflarındaki gerçekliğin bir cam gibi çatlaması ve ardından tuzla buz olması oldu.
Kendini bir anda ayna aleminin dışına fırlatılmış buldu. Alacakaranlık’ın, yani yansımanın değil, gerçek Alacakaranlık’ın parke taşlarına sertçe çarptı.
Lanet olsun!
Ruh Hırsızı’nın onları keşfetmesi ihtimaline karşı sahip oldukları tek acil durum planı, yansımalar dünyasından tamamen kaçmaktı. Mordret son anda onları geri göndermeyi başarmıştı. Şimdilik güvendeydiler.
Ama asıl sorun, Hiçliğin Prensi de dahil olmak üzere herkesin şu anda zamanda donup kalmış olmasıydı.
Alacakaranlık Tacı sayesinde savunma dizisinin etkisinden korunan Sunny hariç, herkes...
Ayağa kalkan Sunny kısık sesle küfretti ve başını kaldırıp uzaktaki Yılan Kral’ın sarayının kubbesine baktı.
Artık oraya sadece kendisi ulaşabilirdi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.