Yüzen kalenin ufalanan surlarında dikilen Sunny, gökyüzündeki ışığın Alacakaranlık üzerinde yavaşça solduğunu gördü. Bir an için her şeye ölümcül bir sessizlik çöktü.
Hemen ardından tüm dünya gözlerini kör eden bembeyaz bir parıltıyla sarsıldı.
Neye uğradığını şaşırarak gözlerini siper etmek için elini kaldırdı. Uzaktaki şehrin tam kalbinde kusursuz bir yıldız tutuşmuştu. Yıldız hızla genişleyerek devasa, öfkeli bir alev küresine dönüştü.
Her şey anlık bir patlamayla gerçekleşti.
O beyaz yıldıza en yakın binalar, saf ışığın yoğunluğuyla eriyip buharlaştı. Biraz daha uzaktakiler tuzla buz olarak yok edici şok dalgasının etkisiyle yeryüzünden silindi. Onların da arkasındaki yapılar ise kavurucu sıcağın etkisiyle dümdüz oldu, eriyip küle döndü.
Şehrin heybetli surlarını bile aşan küllendirici bir yangın dalgası, yıldırım hızıyla etrafa yayıldı. Önüne çıkan ne varsa, binaları, ağaçları, parke taşlarını, hatta havayı bile yuttu... Sokakları dolduran sayısız küçük insan figürü de bu cehennemde yok olup gitti.
Alev dalgasının arkasından yükselen o öfkeli yıldız şekil değiştirerek yavaşça bembeyaz, kor gibi parıldayan bir mantar bulutuna dönüştü. Onu besleyen yangın sütunu gökyüzüne uzanırken diğer her şeyi gölgede bırakıyordu.
N-nasıl olur...
Öfkeden gözü dönmüş olsa da, bu akılalmaz manzaranın dehşet verici ihtişamı karşısında bir an felç olmuş gibi kalakaldı. Alacakaranlık... Alacakaranlık gözlerinin önünde yok oluyordu.
Tam o sırada görünmez şok dalgası kaleye ulaştı, surları yerle bir ederek onu yere fırlattı.
Hemen ardından dünyayı sarsan o sağır edici patlama kükremesi kulakları doldurdu.
Sunny yıkılan surdan aşağı yuvarlanarak korkunç bir sesle soğuk taşların üzerine düştü. Sert zeminde birkaç kez sektikten sonra yuvarlandı ve içgüdüsel olarak elleriyle başını korudu. Hemen sonra, üzerine taş yağmuru başladı; yıkıntılar onu ezici bir dolu gibi dövüyordu.
Kim... Kim cüret eder buna...
Patlamanın felaket benzeri gürültüsünden sağır olmuş halde öfkeyle haykırarak ayağa kalkmaya çalıştı. Başına sert bir darbe aldı ama umursamadı. İki büklüm halde yerden doğruldu, etrafı saran toz bulutunun ardında ejderhanın o devasa siluetini aradı.
Alacakaranlık tamamen alevlere teslim olduysa ne olmuştu yani? Gökyüzü parçalanıp yere dökülmüş gibi görünse ne yazardı?
O nefret dolu solucanı yine de öldürecekti...
...Neden bu kadar karardı etraf?
Göklere uzanan devasa alev sütunu rüzgarın gücüyle parçalanıp kendi üzerine çökmüştü. Saf beyaz yıldızın öfkeli ışığı sönüp gitti, dünyayı derin bir karanlığa gömdü.
Havaya yükselen devasa kül bulutu yedi güneşi örterek şafak vaktinin loşluğunu zifiri bir yıkım karanlığına çevirdi.
Çok uzaklarda, Alacakaranlık'ın bir zamanlar yükseldiği o kavrulmuş çölde, gökten kar gibi kül yağıyordu. Harabeye dönmüş şehrin kalbinde artık karanlıktan başka bir şey kalmamıştı. Yok edici patlamanın akılalmaz sıcağı havayı bile yakıp tükettiğinden, kararmış taşların üzerinde yanan tek bir alev bile yoktu.
Bu karanlık uçurumdaki tek ışık kaynağı, küllerin ve yıkıntıların ortasında dikilen parıldayan bir figürdü. Saf ışık, yavaşça birleşerek güzel, genç bir kadının suretine bürünüyordu.
Işıltılı teninde tek bir leke bile yoktu; parıldayan saçları, kör edici beyaz bir ışık saçarak kor halindeki gümüş gibi akıyordu.
Kusursuz ışığı, kaynayan sulara yansıyarak bu kavurucu karanlık denizinde küçük bir aydınlık ada yaratıyordu. Alacakaranlık artık tamamen sessiz ve hareketsizdi; bu geniş, tüten boşlukta sudan başka hiçbir şey kımıldamıyordu.
Ruh Hırsızı'nın sayısız insan bedeni ortadan kaybolmuş, acımasız alevler tarafından yutularak küle dönmüştü.
Onlarla savaşan Kabus Canavarları da yok olmuştu.
Karanlığı ışığıyla aydınlatan sadece Nephis kalmıştı.
...Ve geriye sadece o kaldığı için, o sinsi ayna iblisinin yok edilemez yansımasının, onun o parlak, dehşet verici gözlerinin derinliklerine sığınmaktan başka çaresi kalmamıştı.
Nephis sakin bir okyanusun yüzeyinde duruyordu. Etrafındaki dünya güneş ışığına boğulmuştu ve çıplak ayaklarının altındaki tamamen hareketsiz su, göklerin ihtişamını yansıtarak harika bir şekilde parıldıyordu.
Sanki nefes kesici bir ışıkla yıkanan, altından bulutlardan bir denizin üzerinde duruyor gibiydi.
Başının üzerinde yedi güneş parıldıyordu.
Onlara ifadesizce baktı.
Daha önce ruh çekirdeklerinden birinin, Terör Çekirdeği'nin kendini yok etmesinin getirdiği o korkunç azabı hissetmişti. Ancak ruhundan salınan alevler o kadar çok Yozlaşmış canavarı yutmuştu ki, çekirdek küllerinden yeniden doğmuştu.
Ve onunla birlikte yedinci çekirdek de belirdi.
Son çekirdek.
Onun yaratılış acısı çoktan geçmişti; Nephis artık bir Titan'dı.
Yedi güneşten bakışlarını çekerek bu kusursuz, parıldayan dünyasındaki tek kirli ve karanlık noktaya sessizce dikti. Biraz ötede, ayna gibi gözleriyle ona bakan iğrenç bir yaratık duruyordu.
Ne bir insana benziyordu ne de bir Kabus Canavarına. Bunun yerine, sayısız insanın, sayısız canavarın iğrenç bir birleşimi gibiydi; her hareketinde, her nefesinde, geçen her an durmadan şekil değiştiren canavarca bir yamalı bohçaydı adeta.
Sürekli değişen canavar, onun üzerinde devasa bir gölge gibi yükseliyor, ruhunun saf sularını karanlık ve yozlaşmayla kirletiyordu.
Ruh Hırsızı, sayısız eliyle ona doğru uzanarak sırıttı.
Sayısız sesiyle onun adını haykırdı.
Sayısız gözünden nefret ve açgözlülük akıyordu.
Ama aynı zamanda korku da vardı.
Nephis ona aşağılamayla baktı.
Sakin sesi bu parlak boşlukta yankılandı ve tek bir kelime fısıldadı:
"...Yan."
Ve o an, ruhunun o güzel manzarası tamamen değişti.
Ruh Hırsızı'nın üzerinde durduğu su artık su değildi. Öfkeli ve beyaz bir yıldızın yüzeyindeymişçesine sıvı bir alev denizine dönüştü. Üzerinde yüzen altın bulutlar buhar değil, kor halindeki gazlardı; canavar sanki yanan yıldız tozlarının içinde boğuluyordu.
En dehşet verici olanı ise yedi güneşin ışığıydı.
Çünkü Değişen Yıldız'ın ruh denizinde, onların küllendirici ışınlarından kaçacak hiçbir yer yoktu.
Yedi güneşin parıltısı büyüdü, o sakin okyanusu bembeyaz, kor gibi yanan bir boşluğa çevirdi.
Ve o acımasız boşluğa hapsolan Ruh Hırsızı, cayır cayır yandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.