Sunny ve Nephis tatlılarını paylaşırken çaylarının keyfini çıkardılar. Sohbetleri su gibi akıp gidiyordu. Zaman yavaşça süzülse de sonunda Nephis ayağa kalkıp Jet ve Cassie’yi kontrol etmeye gitti. Çok geçmeden hafif ayak sesleri uzaklaşıp kayboldu; Sunny tek başına kalmıştı.
Kutsal ağacın gövdesine yaslanıp sisin derinliklerini seyretmeye koyuldu.
Kalbi sıcacıktı, huzur doluydu.
Fakat aynı zamanda...
Sunny, Nephis’in az önce söylediklerini aklından bir türlü çıkaramıyordu.
Daha önce yapmaya asla cesaret edemediğim bir şeyi yap...
Aklına gelen birkaç şey vardı.
İçini çekip uzaklara daldı.
Sunny’nin en yakın dostlarıyla olan ilişkisi, en hafif tabiriyle karmaşıktı. Nephis, Cassie ve kendisi; üçünün arasına sıkışıp kalmış devasa bir duygu yığını vardı. Birbirlerine söylemek istedikleri çoğu şey uzun zamandır dile dökülmeden, boşlukta asılı kalmıştı.
Özellikle de Sunny ile Nephis arasındakiler.
Tereddüt etti.
Artık hislerine kör kalmaya devam etmesi için tam bir aptal olması gerekiyordu. Sunny huzursuzca kıpırdandı ve bakışlarını yere indirdi. Kalbi aniden daralmış gibi hissetti. Yüzünü buruşturup elini ahşap güvertede gezdirdi.
Söyle gitsin işte. Bunu bile söyleyemiyor musun?
Şimdi bile söyleyemeyecekse, ne zaman söyleyecekti?
Sözde iki dünyanın en dürüst insanıydı, değil mi? Öyleyse neden kendine bile dürüst olamıyordu?
Sunny bir süre hareketsiz kaldı, ardından ağır bir iç çekti.
Nephis... benim için değerli.
Hayır, bu değildi. Bu sadece lafı dolandırmaktı. Yüzünü buruşturarak başını kaldırdı ve kutsal ağacın sallanan dallarına baktı.
Sunny bir süre öylece durdu. Sonra derin bir nefes aldı.
Ve düşündü:
Nephis’i seviyorum.
Yüzündeki ifade bir anda çöktü.
Bu gerçekti. Uzun zamandır da gerçekti. Sunny duygusal zekası en yüksek insan sayılmazdı, ya da en azından eskiden öyle değildi. Hatta duygusal gelişimi baltalanmıştı; önce varoşlardaki o sert hayat, sonra da Kabus Büyüsü'nün acımasız gerçekliği yüzünden.
Her günün ölümcül bir hayatta kalma mücadelesi olduğu bir yerde, kimin duyguları düşünecek vakti olurdu ki?
Bu yüzden Unutulmuş Kıyı’dan beri Nephis’e karşı hissettiklerinin asıl adını koyması çok vaktini almıştı. Doğrusu, Karanlık Şehir’e ulaşmadan çok önce ona aşık olmuştu bile... Belki de umutsuzca.
Ve yaşadıkları pek çok sert anlaşmazlığa rağmen bu hisler zerre zayıflamamıştı. Aslında Sunny’nin Nephis’e bu kadar sık öfkelenmesinin sebebi de buydu; ona karşı hiçbir şey hissetmeseydi, ne yaptığı umurunda bile olmazdı.
Uzun ayrılık süreci boyunca da hisleri solmamış ya da yok olmamıştı. Aksine, daha da şiddetlenmiş, neredeyse bir takıntıya dönüşmüştü. Ondan daha güçlü olmak... Onunla eşit olmak.
Ondan özgür olmak mı?
İddia ettiği buydu ama bu bir yalandı.
Nephis uyanık dünyaya döndüğünde hissettiği o tarif edilemez rahatlama, sevinç ve tamamlanmışlık hissi... Onun tek başına Valor’a katılma kararı aldığında hissettiği o çıldırtıcı öfke... Tenyürüyen onun boynunu kırdığında hissettiği o ölümcül dehşet...
Artık bunu inkar etmenin yolu yoktu.
İster kader ister tesadüf olsun, iyi günde ya da kötü günde, Nephis... onun kişisiydi. Onun için var olan ve var olacak tek kişi oydu.
Dahası da vardı...
Sunny kör değildi. İkisi de bunu asla yüksek sesle dile getirmeye cesaret edememiş olsa da onun da aynı şeyleri hissettiğini biliyordu.
Bunu görmek o kadar da zor değildi.
Ancak ikisinin de sessiz kalmasının bir sebebi vardı. Aslında pek çok sebebi vardı.
Başını eğdi ve bir an için gözlerini kapattı.
Bunun sebebi sadece ikisinin de duygularıyla nasıl başa çıkacaklarını bilmemeleri ya da bu konularda utangaç olmaları değildi. Duygular başlı başına korkunç derecede karmaşıktı. Bir de araya başka engeller girdiğinde...
Sunny ve Nephis’in farklı hedefleri vardı ve bu hedeflerin çoğu birbiriyle taban tabana zıttı. Nephis'in Büyü'den intikam alma hırsı, şefkat gibi uçarı bir şeye yer bırakmıyordu... Ya da en azından, onun kalbinde şefkat her zaman ikinci planda kalmak zorundaydı.
Kendisine gelince...
Onun da sessiz kalmak için nedenleri vardı.
Ama belki de... belki de burada, bu döngünün içinde, sessiz kalmasına gerek yoktu.
"Ne kadar da tatlı."
Sunny irkilerek gözlerini açtı.
O nefretlik kılıç hayaleti sislerin içinde durmuş, ona soğuk gözlerle bakıyordu.
"Ah, gençlik aşkı... Pekâlâ, haksız sayılmazsın. İkinizin o kadar uzun zamandır birbirinizin etrafında korkuyla dönüp durmanızı izlemek zorunda kaldım ki, sadece hatırlamak bile midemi bulandırıyor. En azından sen aptal sonunda itiraf edebildin. Bak sen şu işe. Tek gereken düzinelerce kez ölmekmiş."
Sunny bakışlarını kaçırdı.
"Kapa çeneni."
Sesindeki mecal tükenmişti.
Yalnızlığın Günahı sırıttı.
"Eee, şimdi ne yapacaksın? Cesaretini toplayıp itiraf mı edeceksin?"
Sunny ona sert bir bakış fırlattı.
"Edersem ne olur?"
Hayalet kahkahayı patlattı.
"Bak sen. Şansın bol olsun. Ah, sadece küçük bir sorun var... Kız her şeyi unutacak, değil mi? Ne kadar da korkaksın. Zavallı kıza biraz haksızlık gibi sanki."
Sunny dişlerini sıktı.
Piç... haklıydı. Kabul etmekten ne kadar nefret etse de hayalet doğruyu söylüyordu.
Tereddüt etti, sonra tükürürcesine konuştu:
"O zaman döngüden kaçtıktan sonra yaparım. Ne yani, yapamayacağımı mı sanıyorsun?"
Yalnızlığın Günahı bir süre ona baktı, sonra içini çekti. Başını iki yana sallayan kılıç hayaleti çömelip Sunny'nin gözlerinin içine baktı.
"Başka bir şeyi unutuyor olmayasın?"
Sunny cevap vermek istemeyerek kaşlarını çattı. Ancak hayalet onun yerine cevapladı:
"Sen onun kölesisin, Sunless. Sahibin o. Bağlarınız kopmadığı sürece ikiniz arasında nasıl bir ilişki mümkün olabilir sanıyorsun?"
Sunny’nin yüzü çirkin bir hal aldı. Öfkeyle bakışlarını kaçırdı ve dişlerinin arasından tısladı:
"Bunu asla kullanmaz."
Yalnızlığın Günahı gülümsedi.
"Öyle mi? Kullanmaz mı? Nereden biliyorsun? Eğer bu Kabus bir şeyi kanıtlıyorsa, o da geleceğin neler getireceğini kimsenin bilmediğidir. Yani, o çok kıymetli arkadaşların tam burada, Yozlaşmış canavarlara dönüşmüş halde milleti katlediyorlar. Sen bile farklı değilsin! Bir gün Jet'in seni vahşice katledeceğini hiç bekler miydin? Ya da Effie'nin açlığını senin etinle doyuracağını? Nephis'in sana olan gücünü aynı şekilde suistimal etmeyeceğini beklemen ne komik."
Hayalet ona doğru eğildi:
"Sonuçta, bunu zaten yaptı."
Sunny’nin dudağı seğirdi.
"O... hayatımı kurtarmak içindi. Ve bir daha asla yapmayacağına yemin etti."
Hayalet güler.
"Ama o yemini çoktan bozdu!"
Sunny öfkeyle ona bakarak kaşlarını çattı.
"Neden bahsediyorsun sen? Bana ölmemem için yalvardığı o seferden mi? Bu pek bir emir sayılmazdı."
Yalnızlığın Günahı gülümsüyordu.
"Hayır, hayır... Boğulmuşların Zincirkıran'a saldırdığı o zamandı. Ne demişti o zaman? 'Git, burayı ben hallederim!' Ve sonra sen o devasa canavarla dövüşmek için anında suya daldın."
Sunny kafa karışıklığıyla ona baktı.
"Ne? Zaten dalacaktım."
Fakat hayaletin gülümsemesi daha da genişledi.
"Öyle mi?"
Sis etraflarında soğuk ve boğucu bir şekilde dönüyordu. Sunny, Boğulmuşlarla olan ilk savaşlarının tam olarak nasıl geçtiğini hatırlamaya çalıştı ve suratını astı.
"Evet, öyleydi! Öyle olmasa bile... Sadece bir dil sürçmesiydi."
Kılıç hayaleti ona küçümseyerek baktı.
"Bir dil sürçmesi ha? Elbette, elbette... sen öyle diyorsan öyledir. Yine de, basit bir dil sürçmesiyle özgür iradeni elinden alabilecek biriyle bir ilişki yaşamayı hayal edebiliyor musun? Böyle bir ilişkinin nasıl yürüyeceğini sanıyorsun? Ne tür sapkın bir ortaklık olurdu bu? Gerçekten, her zaman ve mutlak surette onun insafına kalmaya razı mısın?"
Yalnızlığın Günahı güler.
"Tanrılar aşkına. Çok iğrençsin. Çok tiksinçsin. Çok zavallısın... Söyle bana, sahibine güvenmeye başlayan bir köleden daha zavallı bir şey var mı şu dünyada?"
Sunny ne cevap vereceğini bilemeyerek sessizce ona baktı.
Sonunda hayalet kıkırdadı, başını salladı, sonra ayağa kalkıp uzaklaştı. Karanlık figürü, sanki hiç orada bulunmamış gibi sisin içinde kayboldu.
"Eğer öyleysen, git ve teslim ol!"
Sunny başını öne eğdi.
Zihninde karanlık bir fırtına kopuyordu.
Lanet olsun... lanet olsun... Kusuruma da, Gölge Bağına da lanet olsun. Keşke hiç var olmasaydı...
Soğuk sis yüzünü gizleyerek etrafında süzüldü.
Dünya sessizliğe gömülmüştü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.