Nephis, Yılan Kral'ın sarayının uzaktan sallandığını gördü. Kubbesi çöküyor, duvarlarında çatlaklardan oluşan bir ağ yayılıyordu. Ancak uzakta olup bitenlere dikkat edecek vakti yoktu; kendini bulduğu cadde sayısız savaşçıyla dolup taşmıştı. Hepsi ona doğru ilerliyordu, acımasız gözlerinin arkasında tekinsiz bir boşluk gizliydi.
Yüzlerce, hatta binlerce kişiydiler; üstelik bu sadece bu caddede olanların sayısıydı. Düşmanlar önünde, arkasında, her yanındaydı.
Bu insan selinden kaçış yok gibiydi. Elleri çoktan ona doğru uzanmış, onu yakalayıp yere sermek için can atıyordu. Dalgalanan canavar sürüsünün ortasında kalan Nephis, ilkel bir korku karşısında pes etmemek için direndi.
İlk el zincirli zırhına dokunmadan hemen önce pozisyonunu alıp kılıcını savurdu. Bu hareket kemiklerine işlemiş, hem bedenine hem de zihnine kazınmıştı. Kütle, hız, kuvvet, uzay ve zaman. Kaldıraçlar ve destek noktaları... enerjinin aktarımı. En temel yapı taşlarına ayrıştırıldığında kılıç ustalığı bundan ibaretti. Bedeni, bu ilkeleri ifade etmek için biçilmiş kaftan, çok yönlü ve karmaşık bir araçtı.
Elbette işin temel fizik kurallarının dışında kalan başka bir boyutu daha vardı. Düşünce. Ne de olsa en mükemmel araç bile, onu yönlendirecek bilinçli bir irade olmadan işe yaramazdı. Düşünceler de, hem kendisininkiler hem de düşmanlarınınkiler, zamanla bir araca dönüşebilirdi. Fakat bunu... bunu ustalıkla yönetmek çok daha zordu.
Kopmuş el yere düştü, parlak kan kaldırım taşlarına saçıldı. Normal bir insan dehşet içinde geri çekilir, en azından bir tepki verirdi. Bir Kabus Yaratığı bile bir uzvunu kaybetmeyi tamamen görmezden gelemezdi. Ancak Ruh Hırsızı'nın sapkın bilincine ev sahipliği yapan bu boş beden, olan bitene hiç aldırmadan Nephis'e doğru atılmaya devam etti.
Nephis zaten savaşçının geri adım atmayacağını hesaplamıştı.
Ağırlık merkezini değiştirip gövdesini döndürerek savaşçının kendisini sıyırıp geçmesine izin verdi. Aynı anda adama ölçülü bir omuz attı. Dengesi zaten bozulmakta olan adam, bu darbeyle solundaki insan duvarına doğru sendeleyerek devrildi.
Kılıcı bir an bile durmamıştı.
En yakındaki insanın kolunu kopardıktan hemen sonra bir diğerinin boynunu deldi, ardından tek bir akıcı hareketle kabzayı üçüncüsüne geçirdi. O sırada, ilk savaşçıyı itmek için kullandığı eli kabzanın üzerine geri dönmüş, ona daha fazla güç ve dolayısıyla daha fazla hız kazandırmıştı.
Ve dolayısıyla özgürlük.
Nephis çelikten bir kasırga gibi dönerek en yakındaki saldırganların bedenlerini parça pinçik etti. Teninden süzülen parlak parıltı, ölümlü savaşçıların arasında süzülen acımasız bir ışık ruhu izlenimi yaratıyordu. Bedenleri, o ışığın içinde birbiri ardına eriyor, dilimlenip parçalanıyordu.
Beyaz parıltı çok geçmeden kırmızıya boyandı, kanlı pusun içinden süzüldü.
Daha hızlı.
Zihni sessiz ve berraktı, inanılmaz bir hızla çalışıyordu. Çevresindeki milyonlarca detayı algılıyor, bu gözlemleri kusursuz bir şekilde birleştirip bütünü kavrıyor ve değişen savaş alanına anında mükemmel hamlelerle karşılık veriyordu.
Gümüş renkli uzun kılıç, menziline giren herkesi biçiyor, merhamet ya da tereddüt nedir bilmiyordu. Akkor gibi parıldayan namlusundan dökülen kızıl kan kaynayıp buharlaşıyordu.
Nephis binlerce düşmanın ortasında tek başınaydı. Yine de sorun değildi. Bu insanların bir kısmı uyanmış olsa da çoğu sıradan insanlardı. Ondan çok daha yavaştılar. Çok daha zayıftılar. Çok daha narin... dahası, sayısal üstünlüğün onlara fayda sağlamasının da bir sınırı vardı. Bir noktadan sonra bunun hiçbir önemi kalmıyordu.
Bu savaşçıların bedenleri belli bir alan kaplıyordu. Çevre binaların duvarları ve kendi yoldaşlarının bedenleri yüzünden ona aynı anda ancak sınırlı sayıda düşman saldırabiliyordu. Yani Nephis aynı anda Ruh Hırsızı'nın binlerce kuklasıyla savaşmak zorunda değildi.
Aynı anda sadece bir düzine kadar düşmanla baş etmesi gerekiyordu ve onları... onları öldürebilirdi.
Ama ne fark ederdi ki?
Bir düzine öldürebilirdi. Bir yüz, bir bin... belki on bin öldürebilirdi. Ama milyonlarcasını öldüremezdi.
Er ya da geç yorulacaktı. Özü tükenecekti. Ruh Hırsızı onunla yüzleşmesi için daha güçlü uyanmış savaşçıları ve usta sürülerini gönderecekti. Binaların duvarlarını yıkıp geçerek onun tek avantajını elinden alacak savaşçılar belirecekti; sinsi yeteneklere ve güçlü hatıra cephaneliklerine sahip olanlar da cabası.
En nihayetinde bir insan eti dağının altında kalıp parçalanacaktı.
Ne yapacağım?
Nephis uzun mızraklı uyanmış bir savaşçıyı biçti, sıradan bir askeri ortadan ikiye böldü, kan yağmurunun içinden geçip ağır zırhlı bir kılıç ustası boğazını deldi. Efsunlu plaka zırh bile kılıcını durduramamış, karşısında kağıt gibi yırtılmıştı.
Kılıç ustası bedenine tekmeyi basarak onu geriye fırlattı; arkadaki bir düzine boş gözlü savaşçıyı ezip sakat bıraktı. Sırtına darbe almasına sadece bir salise kalmıştı; hızla dönerek üzerine inen kılıcı, saldırganın kollarını ve boynunu tek bir hamlede kesti.
Ne yapacağım?
Hâlâ binlerce düşman etrafını sarmış durumdaydı... hatta ilk dalganın korkunç ölümlerine rağmen sayıları azalacağına daha da artmış gibiydi. Yüzleri soğuk ve ifadesizdi. Tekinsiz gözleri boşlukla ve dondurucu bir nefretle doluydu. Onu bir beden çığının altında ezmek istercesine ilerlemeye devam ediyorlardı.
Nephis yerinde duramayacağını bilerek hareket etti. Ne de olsa onlardan daha hızlıydı ve her ne kadar dört bir yanı çelikten ve etten bir duvarla çevrili olsa da kılıcı bu duvarı yarıp geçecek kadar keskindi.
Kesti, deldi ve ezdi. Hem kendisinin hem de düşmanlarının her hareketini kusursuz bir şekilde hesapladı. Kafasında on adım sonrasını planlıyor, akıp giden güruh arasından kendine kanlı bir yol çiziyordu. Bu selde boğulmamanın tek yolu buydu.
Ne yapacağım?!
Sunny neredeydi? Cassie neredeydi? Effie ve Jet'e ne olmuştu? Hâlâ hayattalar mıydı, yoksa çoktan Ruh Hırsızı'na bedenlerini kaptırmışlar mıydı? Peki ya Kai? Zamanın donduğu o tuzaktan kurtulup ayna canavarına yem mi olmuştu?
Ya Valor Hanedanı'ndan Mordret? Ona ne olmuştu?
Bu düşüncelerle dikkati dağılan Nephis, bir düşman mızrağının ucunun omzuna çarpmasına engel olamadı. Zincirli zırhı darbeyi tuttu ama akıcı kılıç dansının ritmi bozuldu; bu da onu toparlanmak ve düzinelerce hareketi yeniden hesaplamak zorunda bıraktı.
Ne yapması gerekiyordu?
Binlerce düşmanın ortasında kalan Nephis, kasvetle ileriye baktı. Ardından gözlerinde öfkeli beyaz alevler tutuştu.
Hepsini öldür... Hepsini öldüreceğim. En azından deneyeceğim...
Kılıcı parıldadı, akkor gibi yanan namlunun ışığında sayısız hayat küle döndü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.