Bir Başka Zamanın Kıyısında

Kış, Kuzey Çeyreği Kuşatma Kentinin sokaklarını buz gibi parmaklarıyla sımsıkı kavramış, insanları soğuktan titretir olmuştu. Sokaktakiler bir an önce kendilerini sıcak bir yere atmak için aceleyle koşturuyordu. Gökyüzü, buz tutmuş bulutlarla kaplı, uzak ve amansızdı.

Şehrin en lüks semtlerinden birinde, paslı bir bankta son derece şık görünüşlü genç bir adam oturuyordu. Elinde pahalı bir bitkisel kahve bardağı tutuyordu. Üzerindeki incecik kıyafetlere rağmen soğuktan hiç de rahatsız görünmüyordu. Hatta bu dünyadaki hiçbir şey onu rahatsız edemezmiş gibi bir hali vardı.

Parkın önünden aceleyle geçen insanlar, genç adama kaçamak bakışlar atmadan edemiyordu. Pahalı kıyafetleri, narin ama atletik figürü, mermer gibi pürüzsüz teni, ışıl ışıl parıldayan kömür karası gözleri ve gür siyah saçları dikkat çekiciydi. Fakat hepsinden öte, etrafına yaydığı o öz güven ve bastırılmış güç aurası, onu bu dünyaya ait değilmiş gibi gösteriyordu.

Bu kasvetli ve küçük parktan ziyade, mermer bir saraya ait gibi duruyordu.

Sunny kahvesinden bir yudum aldıktan sonra yüzünü buruşturup başını iki yana salladı.

"Hâlâ çok acı."

Ayağa kalkıp boş bardağı bir çöp kutusuna fırlattı ve caddenin karşı tarafına geçti.

Yolun karşısındaki bir market, renkli tabelasıyla müşterileri içeri davet ediyordu. Sunny bir an tereddüt etti, sonra kapıyı açıp içeri girdi.

Kapının üzerindeki çıngırak, dükkan çalışanına birinin geldiğini haber veren melodik bir ses çıkardı.

Kendisine gözlerini faltaşı gibi açmış bakan tezgahtarı görmezden gelen Sunny, bu mütevazı markete göz gezdirdi. Raflarda ucuz sentetik ezme rasyonlarından tutun da daha pahalı, lüks doğal atıştırmalıklara kadar her çeşit yiyecek vardı. Bu semt daha çok varlıklı kesimin uğrak yeri olduğu için seçenek boldu.

Yine de Sunny ne alacağını pek kestiremiyordu. Bir zamanlar kendisi de zengin biri olmasına rağmen, bu tarz dükkanlara nadiren uğrardı. Zaten vaktinin çoğunu Düşler Diyarı'nda geçirirdi; uyanık dünyada olduğu zamanlarda ise ya Akademide yemek yer ya da evde kendisi bir şeyler hazırlardı.

Hmm.

Sunny bir süre raflara baktıktan sonra gözünü pencere kenarına çevirdi. Orada, dükkanda hızlıca bir şeyler atıştırmak isteyenler için küçük bir tezgah hazırlanmıştı.

Şu anda pencerenin önünde sadece tek bir kişi oturuyordu. Üzerinde düzgün bir okul üniforması olan, dalgın bir tavırla hazır ramenini yerken bir yandan da ciddi bir ifadeyle iletişimcisinin ekranını inceleyen güzel, genç bir kızdı bu. Tıpkı onun gibi soluk bir teni ve siyah saçları vardı.

Hatta ikisinin birbirine epey benzediği bile söylenebilirdi.

Sunny hafifçe boğazını temizleyip sıradan bir ses tonuyla sordu:

"Hey. Burada ne yenir, hangisi güzel?"

Kız kafasını iletişimcisinden kaldırıp ona döndü. Okuduğu her neyse hâlâ aklı oradaydı.

"Efendim?"

Ardından donakaldı ve gözlerini kocaman açıp ona baktı.

Sunny, artık bu tarz tepkilere alışkın olduğundan içini çekti. Yükselmeden önce bile bu durum biraz can sıkıcı olmaya başlamıştı, şimdiyse bir Aziz olduğu için sıradan insanlar onun görünüşü karşısında kolayca irkiliyordu.

Nazikçe gülümsedi.

"Hangisini tavsiye edersin diye sormuştum. Şu yediğin güzel mi?"

Kızın yemeğini işaret etti.

Kız biraz çekingen bir tavırla başını salladı.

"Ah… evet… efendim."

Efendim mi? Eh, en azından velet demekten iyidir.

Sunny başıyla onaylayıp kendisi için de aynı hazır ramenden bir tane aldı. Bardağa kaynar su doldurduktan sonra genç kızın yanındaki boş sandalyeye oturdu. Zaten orada sadece tabureler vardı. Pencereden dışarıyı seyretmeye koyuldu.

Kendisi son derece rahattı ancak kız oldukça gerilmiş görünüyordu. Bir anlık sessizlikten sonra kız çekingen bir ses tonuyla sordu:

"Şey, sorabilir miyim efendim… siz bir uyanmış mısınız?"

Sunny kıza kısa bir bakış fırlattı, ardından dumanı tüten ramen bardağının kapağını açıp yemek çubuklarını eline aldı.

"Hm? Evet."

Yemekten yayılan baharatlı kokunun tadını çıkardı, ardından koca bir lokma erişteyi höpürdeterek ağzına attı ve büyük bir keyifle çiğnemeye başladı.

"Vay canına, yalan söylemiyormuşsun. Bu cidden harikaymış."

Kız ona tuhaf bir şekilde baktı, sonra birden kararsız bir sesle sordu:

"Şey, özür dilerim ama… sizi bir yerden tanıyor olabilir miyim?"

Sunny kıza baktı ve birkaç saniye boyunca sessiz kaldı.

Ardından hafifçe başını iki yana salladı.

"Yok… sanmıyorum. Yani, nereden tanıyacaksın ki? Aslında oldukça akılda kalıcı biriyimdir. Birinin benimle karşılaştığını kolay kolay unutacağını sanmam. Normal şartlarda tabii."

Kız mahcubiyetle bakışlarını kaçırırken Sunny omuz silkti.

"Neden sordun?"

Kız başını salladı.

"Hiç, sadece yüzünüz çok tanıdık geldi efendim. Sizi başka birine benzetmiş olmalıyım."

Sunny birkaç saniye daha onu inceledikten sonra önüne döndü.

"Sorun değil. Kusura bakmam."

Yemeğine geri döndü, genç kız da kendi yemeğini bitirdi. Bir süre daha konuşmadılar ancak sonra Sunny aniden sordu:

"Buralı mısın, buralarda mı yaşıyorsun?"

Kız şaşkınlıkla ona baktı.

"Şey… evet. Ama yakında taşınacağız. Babam hükümet için çalışıyor. Malum olaylardan dolayı onu yeni bir göreve atadılar. Birkaç ay içinde gideceğiz."

Sunny içini çekti.

"Anladım. Demek öyle. Aslında ben de yakında uzun bir yolculuğa çıkacağım."

Gülümsedi ve yemek çubuklarını kenara bıraktı, ardından tuhaf bir hüzünle ekledi:

"…Çünkü evimden çok uzaktayım."

Sunny bir an sessiz kaldı, sonra başını sallayıp ayağa kalktı.

"Neyse, her şey için teşekkürler. Tekrar karşılaştığımızda bu iyiliğinin karşılığını mutlaka ödeyeceğim."

Genç kız kafa karışıklığı içinde ona baktı.

Kız tam o anda farkına varmadan, karanlık bir yılan onun gölgesinden süzülüp genç adamın gölgesine geçti.

Aynı anda, genç adamın gölgesi ikiye ayrıldı. Biri ona bağlı kalırken, diğeri yerde süzüldü, bir an tereddüt etti ve karanlık yılanın yerini alarak kızın gölgesinde gizlendi.

Sunny bu mutlu gölgeye sessizce veda edip gülümsedi.

"Kendine iyi bak, Rain. Sonra görüşürüz."

Bunu söyledikten sonra kapıya yöneldi.

Rain irkilerek oturduğu yerden doğruldu ve arkasından seslendi:

"Bekleyin… efendim? Adımı nereden biliyorsunuz?"

Ancak o gizemli uyanmış çoktan gözden kaybolmuştu. Kapının üzerindeki çıngırak hiç ses çıkarmamıştı ama genç adam hiçbir yerde yoktu. Sanki oraya hiç gelmemiş, orada hiç bulunmamış gibiydi.

Geriye kalan tek şey boş bir ramen bardağı ve geride bıraktığı o açıklanamaz aşinalık hissiydi.

Bir de o tuhaf ilk karşılaşmanın silinmez hafızası.

…Sunny birkaç yüz metre ötede gölgelerin arasından sıyrıldı ve gökyüzüne bakarak içini çekti.

Artık gitme vakti gelmişti.

Yapayalnız, gri gökyüzünden süzülerek usul usul beyaz karlar yağıyordu.

Üçüncü bölümün sonu: Dilekler Kuyusu.

Yedinci cildin sonu: Ariel'in Mezarı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.