Sunny, o muazzam kılıcı geri gönderirken derin bir nefes alıp rahatladı. Zihnini taciz eden o sinsi fısıltılar kesilmiş, geriye sadece iliklerine işleyen soğuk bir ürperti ve huzursuzluk kalmıştı.
Çağrı’nın üzerindeki baskısı zaten bir insanı delirtmeye yetecek kadar ağırdı. Bu yükün üzerine bir de Teselli Günahı’nın lanetini eklemek, her yiğidin harcı değildi.
“Neyse ne. Şimdilik Aziz kullansın bari!”
Yine de lanetli kılıçtan etkilenmişti. Bu Yüce silahın keskinliği ve dayanıklılığı, Mükemmel Yeşim efsunuyla daha da artmıştı; sadece temel özellikleri bile tek başına dehşet vericiydi. Üstelik Kabus’un Dehşet Derebeyi niteliği ve Korku Mantosu yeteneği ile harika bir uyum yakalıyordu.
Ancak Sunny’yi asıl cezbeden şey, kılıcın verdiği zihinsel hasardı. Zihin saldırıları... sinsi şeylerdi. Doğrudan element hasarları kadar yıkıcı görünmeseler de ya da ruh saldırıları gibi evrensel bir ölümcüllüğe ve savunulamazlığa sahip olmasalar da, korkutucu bir yanları vardı.
Bir varlığın bilinci ne kadar gelişmişse, bir zihin saldırısından alacağı hasar da o kadar büyük olurdu.
Bu da demekti ki; Canavar ve Hilkat Garibesi gibi düşük seviyeli Kabus Yaratıkları Sinsi Fısıltı’ya karşı o kadar duyarlı olmasa da, asıl tehlikeli rakipler —İblisler, Şeytanlar, Tiranlar, Dehşetler... ve insanlar— bu kılıçtan feci şekilde nasibini alacaktı.
Sunny’nin en çok çekindiği düşmanlar da tam olarak bunlardı; haliyle Teselli Günahı onun ihtiyaçlarını karşılamak için mükemmel bir araçtı.
“Tek yapmam gereken, o feci acıları kendimin çekmemesine dikkat etmek!”
Ama öyle olsa bile... en azından İğrenç Gerçek’in meyvelerini toplardı. Sunny, eğer kullanıcısı o tuhaf efsunun kilidini açmayı başarabilirse, lanetli kılıcın gerçekten korkunç bir şeye dönüşeceğini hissediyordu. Tam gücüne ulaştığında... Belki Teselli Günahı, Ulu Kabus Yaratıklarını bile devirebilecek kadar güçlenirdi.
Ya da Yüce insanları...
Sunny hüzünlü bir iç çekerek diğer alanlardaki gelişimini kontrol etmeye karar verdi, ne de olsa rünler zaten karşısında asılı duruyordu.
Gölge Parçaları: 870/4000.
Fena sayılmazdı... Altı ay boyunca 744/4000 seviyesinde çakılı kaldıktan sonra, sadece iki günde yüzden fazla parça kazanmıştı. Eğer böyle devam ederse, Sunny çok da uzak olmayan bir gelecekte bir Tiran olacaktı.
Tabii her gün bu yoğunlukta dövüşmeye devam ederse, o vakit gelmeden nalları dikmesi de muhtemeldi.
Biraz olsun içi rahatlayarak gözlerini Yeraltı Dünyası Mantosu’na dikti.
Mağlup Edilen Düşmanlar: 4555/6000.
Yeraltı Dünyası Prensi efsununun o devasa gereksinimini tamamlama işi artık son aşamasına yaklaşmıştı. Antarktika’da kol gezen bunca Kabus Yaratığı varken, bunu yakında kesinlikle bitirirdi. Üstelik Kırmız lakaplı kimliği artık muhtemelen ekibi tarafından bilindiğine göre, Mantoyu daha sık giymekte bir sakınca yoktu.
Sınır dolduğunda o siyah zırhın nasıl bir gelişim göstereceğini hâlâ bilmiyordu ama inanılmaz bir şey görmeyi umuyordu.
Ardından Sunny, Gölgeleri üzerine odaklandı; ilki Aziz’di.
Gölge Parçaları: 101/200.
Aziz, bir... Aziz olmaya, daha doğrusu Yüce bir İblis olmaya şimdiden yarı yolu aşmıştı. Sadık şövalyesini beslemek için yeterli miktarda Hatıra —veya Yankı— topladığında onun ne kadar güçlü olacağını hayal bile edemiyordu.
Yine de yüz kadar Yükselmiş Hatıra az buz bir miktar değildi. Neyse ki daha düşük rütbeli Hatıraları da kullanabiliyordu, her ne kadar o durumda süreç çok daha yavaş ilerlese de.
Son olarak Kabus’u betimleyen rünleri okudu.
Gölge Parçaları: 14/600.
İç çekti. Doğrusunu söylemek gerekirse Sunny, binek hayvanını besleme konusunda pek de çalışkan davranmamıştı. Nedense bu kara küheylanın Yükselmesi için Aziz’in ihtiyaç duyduğundan çok daha fazla parça gerekiyordu... Belki zaten bir Dehşet olduğu içindi, belki de Aziz’in Yeraltı Dünyası Prensi Nether tarafından yaratılmış bir ırktan gelmesiyle alakalıydı.
Her halükarda Sunny, onun Yüce olmasını sağlamanın, Kabus’u Yükselmiş bir Dehşet seviyesine çıkarmaktan daha önemli olduğunu düşünüyordu. Özellikle de Dehşet yeteneği olan Rüya Laneti’nin hâlâ kilitli olduğu düşünülürse.
Ve o yetenekten bahsetmişken... En azından o cephede daha fazla ilerleme kaydedilmişti.
Gereken Kabuslar: 112/1000.
Küneylanı şimdiden yüzden fazla kabusu dize getirmişti; bu hem kendisini güçlendiriyor hem de Rüya Laneti’nin kilidini açmaya yaklaştırıyordu. Elbette bu görevin bitmesine daha çok vardı... Ama Sunny yakında büyük bir ilerleme kaydedileceğini hissediyordu.
Sonuçta Antarktika, Kabuslar Zinciri olarak anılmaya başlanan bir afet dalgasının pençesindeydi. Bu durumun bir sürü kabus doğuracağı kesindi. Daha da iyisi, şimdiye kadar kara küheylan sadece Usta seviyesindeki insanların kabuslarını dize getirmekle sınırlı kalmıştı; çünkü Uyanmış insanlar rüya görmezdi.
Ancak Uyanmış Kabus Yaratıkları rüya görüyordu. Bu da demekti ki Kabus, onların ruhlarına korku tohumları ekebilecek ve ardından bu karşılaşmadan sağ kurtulan o ucubelerin rüyalarını ziyaret ederek onları hasat edebilecekti.
“Belki de onu daha sık serbest bırakmalıyım!”
Aşağı yukarı durum böyleydi. Kendi gölge parçaları, Aziz ve Kabus’un durumu, Yeraltı Dünyası Prensi efsunu ve Rüya Laneti. Odaklanması gereken şeyler bunlardı.
Daha sonra başka meseleler vardı; Hatıra cephaneliği, ekibinin gücü ve üyelerin ekipmanları.
Ha, bir de her nasılsa hayatta kalması gerekiyordu.
“Muhtemelen kalırım ya.”
Sunny çok yol katetmişti ama katetmesi gereken daha çok yol vardı.
Neyse ki Antarktika bu ilerlemeyi kaydetmek için biçilmiş kaftandı. Her türden Kabus Yaratığının tükenmek bilmez rezervine sahipti ve yakında yenileri de damlayacaktı. Hayatta kalındığı sürece, gelişim için sayısız fırsat vardı.
Usta Jet haklıydı. Bu harekat tüm insanlığın güç dengesini değiştirecekti... Birçok yeni şampiyon ortaya çıkacak, birçok tanınmış savaşçı daha da güçlenecekti. Birçoğu ise ölecekti.
Bunu düşünen Sunny’nin üzerine bir ağırlık çöktü. Şimdi, büyük klanların Kabuslar Zinciri’nden uzun süre uzak kalamayacaklarına daha da ikna olmuştu.
O halde onlar gelmeden önce bu durumdan en iyi şekilde yararlanmalıydı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.