Bir süre sonra Sunny evden çıktı ve verandada tek başına oturdu.
Zihni allak bullaktı.
Çok şey değişmiş, çok şey yaşanmıştı. Önündeki birkaç gün içinde de daha pek çok şey olacaktı. Hayatı kaçınılmaz olarak dönüşecekti; umuyordu ki bu değişim iyiye işaret olurdu.
Ancak bu değişimlerin altında kalıp ezilmemek için aşması gereken pek çok engel ve vermesi gereken pek çok karar vardı. Sunny artık hatırı sayılır derecede güçlenmiş olsa da, onu yok etmek eskisi kadar kolay değildi; yine de dışarıda hâlâ yüzleşmeye cesaret edemediği tehditler pusudaydı.
İçini çekip yere baktı.
Ben bir usta'yım.
Bu bilgi zihninin bir köşesinde duruyordu ama henüz bunu tam olarak idrak edebilmiş değildi. Yükselmiş olanlar bir zamanlar ona çok uzak ve görkemli görünürdü. Tam olarak yarı tanrı sayılmazlardı ama artık ölümlü de değillerdi. Şimdiyse bu hürmet gören varlıklardan biri bizzat kendisiydi. Damarlarında akan insanlık dışı gücü hissedebiliyordu.
Bu, öyle hemencecik sindirilebilecek bir durum değildi.
Yine de zaman kimseyi beklemezdi. Sunny, hızla değişen şartlarına alışmak için önüne düzgün bir fırsat çıkmayacağını biliyordu. Yapacak çok işi vardı ve bunları şimdi yapmalıydı.
Her seferinde tek bir adım at.
Öncelikli olarak ne yapması gerekiyordu?
Mesela Aiko'yu aramalıydı. İş ortağına döndüğünü haber vermeli ve Rain'in ne durumda olduğuna dair bir güncelleme almalıydı.
Ardından Beyaz Tüy klanıyla iletişim kurmanın bir yolunu bulmalı ve Gece Tapınağı'nın yıkılmasının ardından kopan fırtınayı öğrenmeliydi... Gerçi bu meseleyi Cassie halledebilirdi.
Son olarak Usta Jet ile temasa geçmeliydi. İyi günde kötü günde, Jet onun gözetmeni ve hükümetle arasındaki köprüydü. Büyük klanlarla işler çığırından çıkarsa, onu koruyabilecek kadar nüfuz sahibi olan tek güç yetkililerdi; tabii bunun bir bedeli olacağından şüphesi yoktu.
Sunny yüzünü ekşitti.
Henüz değil... Önce düşüncelerimi toparlamam lazım.
Arkasina yaslanıp teras bölgesinin o tanıdık, huzurlu manzarasını seyretti.
Büyük klanlar inanılmaz güçlere sahip olsa da, artık Sunny ve grubun diğer üyeleriyle uğraşmak o kadar kolay olmayacaktı. Dördü de artık birer usta'ydı, hem de istisnai türden... Sadece İkinci Kâbus'u fethetmekle kalmamışlar, bunu alışılmadık derecede genç bir yaşta ve uyanmış olduktan sadece bir yıl sonra Tohum'a girerek başarmışlardı.
Unutulmuş Kıyı'dan sağ kurtulanlar zaten meşhurdu; bu son başarıları ise hem medyada hem de kapalı kapılar ardında gerçek bir fırtına koparacaktı. Sunny artık tamamen gözlerden uzak kalmayı başaramayacaktı.
Üstelik her biri son derece güçlü yetenekler kazanmıştı.
Effie'ninki, belki de kullanışlılık açısından en dikkat çekici olanıydı. Sunny, avcı kızın yine saldırı odaklı bir yetenek alacağını tahmin etmişti; fakat yeni gücü, müttefikleri onu görebildiği sürece onları güçlendiriyor gibiydi. Sanki Effie'nin o muazzam, her şeyi kapsayan fiziksel takviyesinin bir parçasını alıyorlardı.
Effie yeni yeteneğini hevesle aktifleştirdiğinde Sunny bu güçlendirmeyi bizzat deneyimlemiş ve itiraf etmesi gerekmişti ki... Gerçekten güçlüydü. Genç kadının kendi başına başarabildikleriyle kıyaslanamazdı belki ama yine de hatırı sayılır bir fark yaratıyordu.
Daha da şaşırtıcı olanı, avcı ile göz teması korunduğu sürece bu gücün herhangi bir ek öz maliyeti olmaksızın dilediği kadar kişiyle paylaşılabilmesiydi. Bu da demek oluyordu ki herhangi bir grup, birlik, hatta koca bir ordu, saflarında Effie'nin dövüşmesinden devasa bir fayda sağlayabilirdi.
Elbette ustalar genelde yalnız hareket ederlerdi. Yükselmiş olanlardan tam kadrolu gruplar kurmak için sayıları çok az, işleri ise çok fazlaydı. Ancak bu durum, bir ustanın etrafında uyanmışlardan veya sıradan askerlerden oluşan destek ekipleri kurulamayacağı anlamına gelmiyordu. Sunny, Usta Jet hükümet güçlerinden önce kapı'yı dizginlemek için geldiğinde tam da buna şahit olmuştu.
Yani... Effie, insanlığın büyük güçleri arasında çok ama çok popüler olmak üzereydi.
Kai de benzer bir durumdaydı, gerçi onun nedenleri farklıydı.
Onun yükselmiş yeteneği... Tuhaftı ve biraz da ürkütücüydü. Hiçbiri, hatta Kai'nin kendisi bile bu yeteneğin kapasitesini tam anlamıyla keşfetme fırsatı bulamamıştı. Yine de potansiyeli uçsuz bucaksız görünüyordu.
Temelde Kai'nin sesi, duyanları onun emirlerine uymaya zorlayan doğaüstü bir nitelik kazanmıştı. Sonuç ve etkinin derecesi, bu zorlamaya ne kadar öz akıttığına, hedefin direncine ve kimsenin tam anlayamadığı bazı başka faktörlere bağlıydı.
Güçlü iradeye veya zihin saldırılarına karşı yüksek dirence sahip kişilere doğrudan emirleri dayatmak zordu. Örneğin Kai, başka bir yükselmiş olana silahını bırakmasını emrederse, o kişi bu zorlamayı reddedebilirdi.
...Ancak yine de kabzayı kavrayışı gevşeyebilir, saldırıları yavaşlayabilirdi.
Aynı ilke tersi için de geçerliydi. Bu zorlama illaki bir düşmana yönelik olmak zorunda değildi. Kai, müttefiklerini daha büyük bir şevkle dövüşmeye veya ne pahasına olursa olsun mevkilerini korumaya çağırabilirdi. Geniş insan gruplarında istediği her türlü duyguyu uyandırabilir ya da bir siren gibi onları ölüme sürükleyebilirdi.
Bu yetenek onu da güç sahipleri için inanılmaz derecede değerli kılıyordu. Özellikle hükümetin propaganda makinesi, Nightingale ve büyüleyici sesi için kesinlikle akıllarını kaçıracaktı.
Dahası da vardı... Kai'nin asıl sureti, Fildişi Ejderha ile yüzleşip onu katlettikten sonra evrim geçirmişti. Böyle durumların yaşandığı bilinirdi ama yine de son derece nadirdi. Uyanmış olan sureti artık yükselmiş mertebesine çıkmıştı; bu da önceki yeteneklerini daha güçlü kılıyor, hatta belki onlara yeni boyutlar kazandırıyordu.
Okçu henüz bu değişimleri inceleyecek zaman bulamadığından, arkadaşları bu evrimin neler getirdiğini bilmiyordu. Sadece dostlarının güçlendiğini biliyorlardı, gerçi bu muhtemelen çok az kişinin fark edebileceği bir güçlenmeydi.
Ve bir de Cassie vardı.
Onun yeni yeteneği belki de en belirsiz ve gizemli olanıydı. Kör kız, bu yeteneği dünyayı farklı bir perspektiften algılayabilmek olarak tanımlıyordu.
Başka bir deyişle, artık duyularının yerine başkasını —ya da başka bir şeyi— koyabiliyordu. Bir başkasının burnuyla koku alabiliyor, bir başkasının dokunuşuyla hissedebiliyor... ve bir başkasının gözleriyle görebiliyordu.
Cassie kendisi hâlâ kör olsa da, dünyaya yeniden bakabiliyor ve bağ kurduğu kişinin gördüklerini görebiliyordu. Zihni bu girdi seline dayanabildiği sürece, aynı anda birkaç farklı aracıyla bu bağı kurabilirdi.
Daha rahatsız edici olanı ise, aracının bu bağa razı gelmesinin, hatta bağdan haberdar olmasının bile gerekmemesiydi; gerçi gönüllü bir hedefle bağı sürdürmek çok daha az öz harcatıyordu.
İlk bakışta pek gösterişli durmasa da, bu sinsi derecede heybetli bir yetenekti. Nihayetinde bilgi, gücün kaynağıydı ve Cassie potansiyel olarak bir bilgi girdabına dönüşebilirdi. Büyük çaplı bir savaşta komutanlarla askerler arasındaki bağ dokusu olmaktan, görünmez ve tespit edilemez bir casus ağı kurmaya kadar bu yeteneğin pek çok kullanım alanı vardı.
Ayrıca Cassie'nin ilk yeteneği bir kez daha genişlemişti; artık sadece nitelikleri ve suret isimlerini değil, diğer uyanmış olanların suret yeteneklerini de algılayabiliyordu.
Kısacası, herhangi bir klan, büyük klan veya hükümet birimi için paha biçilemez bir lütuftu. Ancak Sunny, kör kızın bağımsız kalmaya ve Ateş Muhafızları'na liderlik etmeye niyetli olduğunu biliyordu.
Belki bir şansı bile olabilirdi...
Tüm bu açıklamaların ışığında, kendi yükselmiş yeteneği olan Gölge Tezahürü, kıyaslandığında sönük kalmış gibi görünüyordu.
...Tabii bu sadece yüzeysel bir bakıştı.
Sunny, yeni yeteneğinin diğer üçününkinden çok daha çok yönlü, sinsi ve güçlü olduğundan şüpheleniyordu.
Lafı açılmışken...
Onu daha yakından tanımanın vakti gelmemiş miydi?
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.