Karanlığın Beşiği

Sunny rüya gördüğünü fark ettiğinde aklına gelen ilk şey, beyaz kemerin yakınlarında bir yerde başka bir ruh ağacının büyüyor olduğuydu. Ancak yaşadığı kısa süreli bir panik anının ardından bu düşünceyi hemen kafasından attı.

Ne de olsa o kadim canavarın zihin büyüsü altındayken hiç rüya görmemişti. Sadece Cassie ile olan konuşmasının parça pinçik anılarını rüya sanmıştı.

Fakat bu… bu seferki gerçekti.

Sunny’yi çevreleyen rüya alemi geçici, değişken ve gölgelerle kaplıydı. Tepesindeki güneş, karanlıktan bir çemberi andırıyor, kızıl ışığı yanan bir bulut denizinde boğuluyordu. Yine de o ışığın tek bir hüzmesi bile ona ulaşmıyordu.

Siyah mermerden yapılmış o tekinsiz salonda boş bir sessizlikten başka hiçbir şey yoktu.

…Tabii bu sessizlik, şimdi bir bebeğin ağlama sesiyle paramparça olmuştu.

Kadının çığlıkları çoktan kesilmişti. Karanlık mermer salonun zifiri derinliklerine bakan Sunny, uçsuz bucaksız gölgelerden başka bir şey göremedi. Bebek ağlaması bu gölgelerin ardındaki bir yerden geliyordu.

…Ya da tam içlerinden.

Sunny’nin zihnine belli belirsiz bir düşünce sızdı. Devasa duvarlar, sütunlar, o görkemli salon… hepsi tuhaf bir şekilde tanıdık geliyordu. Sanki çok uzun zaman önce, bir kez daha burada bulunmuş gibiydi.

Tek eksik, terk edilmişlik hissi ve tek bir siyah mermer bloktan oyulmuş büyük bir altardı. Aslında tam da ağlama seslerinin yükseldiği yerde duruyor olması gerekirdi.

Zihninde beliren tanıdık kelimeler şimdi yepyeni bir anlam kazanmıştı.

"Gölgelerin Çocuğu mu?"

Bir an sonra her şey yok oldu.

Dünya sallanıyordu. Siyah taştan yapılmış, sonu gelmez görünen bir yüzey görüş alanından aşağı yukarı kayıp gidiyordu.

…Hayır, hareket eden taş değil, Sunny’nin kendisiydi. Sallanan oydu.

"Ne—ne oluyor?!"

Sunny kendini küçük bir çocuğun bedeninde buluvermişti. Yanan meşalelerin loş ışığıyla aydınlanan uzun bir taş koridorda yürüyen genç bir kadın, onu kucağında nazikçe taşıyordu. Sallantının sebebi buydu.

Kız çok gençti, Sunny’nin kendi yaşından —yani asıl bedeninden— daha büyük değildi. Pürüzsüz, porselen gibi bir tene ve uzun, kuzguni saçlara sahip, narin ve olağanüstü güzel biriydi. Bu zarif güzel, narin boynunu ve omuzlarını açıkta bırakan dökümlü, ipek bir tunik giymişti.

Kollarına ve boynuna siyah bir yılan dolanmıştı; pulları o kadar ince işlenmiş dövmelerden oluşuyordu ki sanki yaratık gerçekten hareket ediyordu. Kızın tenine bu resmi işleyen kişi, mesleğinin tam anlamıyla bir dâhisi olmalıydı. Sunny gerçek dünyada böyle bir şey hiç görmemişti.

Ancak benzer işaretleri bir Kabus içinde görmüştü.

…Bu, Gölge Tanrısı’na ait bir köle işaretiydi.

Genç kız, tıpkı onun İlk Kabus’undaki gibi bir tapınak kölesiydi. Boynuna ve kollarına dolanan yılan, hem tasması hem de prangasıydı.

Aynı zamanda bu küçük çocuğun annesiydi. Sunny bunu, kadının çocuğu sararken hissettirdiği sevgiden ve ona her baktığında yüzünde beliren o dingin gülümsemeden anlayabiliyordu.

Sunny kendi annesini çok küçük yaşta kaybetmiş olabilirdi ama en azından bu duyguyu hala hatırlıyordu.

"Anne köleyse, çocuk da köledir."

Sonunda Sunny başına gelenleri anlamaya başladı.

İçinde bulunduğu rüya kendisine ait değildi. İlk Kabus sırasında rolünü üstlendiği o isimsiz tapınak kölesine aitti.

O orijinal gölgelerin çocuğuna.

Bu görörü, onun hafızasıydı.

Çok geçmeden genç kız karanlığa bürünmüş devasa bir salona girdi. Siyah mermer duvarlara bakılırsa, kadim tapınağın başka bir bölümündeydiler. Sunny çevresini pek seçemiyordu ama bir şekilde yerin altında olduklarını hissedebiliyordu.

Salonun ortasında, yedi yüksek ayaklı şamdanda tuhaf, soluk alevler yanıyordu. Işığın sınırında, hareketsizce duran bir düzine kadar insan vardı.

Sunny, Ruh Denizi’ni dolduran o sessiz gölgeleri hatırlayarak aniden ürperdi. Ancak bunlar hayalet değil, insandı. Birkaç köle daha vardı, geri kalanlar ise rahip gibi görünüyordu.

Doğrusunu söylemek gerekirse aralarında pek bir fark yoktu. Gölge Tanrısı’nın hizmetkarları şatafat ve statü peşinde koşmuyor gibiydi. Hatta rahiplerin birçoğu kölelerle aynı işaretleri taşıyordu; bu da onların da bir zamanlar tapınağın malı olduğunu gösteriyordu.

"Burada ne yapıyorlar? Neler oluyor?"

Genç güzel, yaşlı kölelerden birine yaklaşarak çocuğu ona emanet etti. Annesinin göğsünün sıcaklığından ayrılan bebek… yani Sunny… üşüdüğünü ve korktuğunu hissetti. Ancak yaşlı kadın onu tatlı sözlerle teselli ederek ağlamasını engelledi.

Ardından, yeraltı salonunda toplanan diğer insanların yanına dönüp sessizce bekledi. Yüzleri sakin ve vakurdu.

Bu sırada genç kadın yavaşça ışık çemberine doğru yürüdü. Hareketleri zarif, akıcı ve büyüleyiciydi.

Tam merkezde durarak yedi soluk alevin arasında, yedi gölgeyle çevrelenmiş halde hareketsiz kaldı.

Sunny, önemli bir şeylerin olmak üzere olduğunu hissederek güzel köleye kilitlendi.

Ama neydi bu?

O böyle düşünceli ve huzursuz bir haldeyken, sessizliği aniden bir ses böldü. Bir kanunun derinden yankılanan tınısıydı bu.

Enstrüman dile geldiği an, köle kız birden hareketlendi.

O hareket edince, yedi gölgesi de onunla birlikte hareket etti.

"Bu… bu da ne…"

Sunny gözlerini kocaman açmış, genç kadını izliyordu.

Dans ediyordu.

Güzel köle, etrafını saran o zifiri karanlığın ortasındaki ışık çemberinde dans ediyordu; her hareketi tarif edilemez bir zarafetle, net ama gizemli bir amaçla doluydu. Genç bedeni esnek ve narin olduğu kadar, bir savaşçı kadar güçlü ve eğitimliydi. Bir dansçı olarak sergilediği beceri, bir dövüş ustasınınkiyle yarışacak düzeydeydi.

İnsan büyüleniyordu.

Genç kadın hareketleriyle adeta güzel bir nakış işliyordu; adımlarının ritmi hem kararlı hem akıcı, hem keskin hem yumuşak, hem belirgin hem de öngörülemezdi. Tek başına ama aynı zamanda yedi ortakla dans ediyor, hem kendi bedenini hem de bedeninin yarattığı yedi gölgeyi zahmetsizce yönetiyordu.

Bazen hangisinin gerçek olduğunu ayırt etmek zorlaşıyordu.

Dansı… sinsi, şekilsiz ve sürekli değişen bir yapıdaydı.

Sunny donakaldı.

Bu hareketleri tanıyordu. Kendi gölgesinin hareketleriyle birebir aynıydı.

Yaratmak istediği dövüş tarzının kaynağı ve kökeni tam karşısındaydı.

Bu, Gölge Dansı’ydı…

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.