Dağın diğer tarafında Slayer bombardımanına çoktan başlamıştı. Harika Canavar sürüsü köprüden karşıya akıyor, zaman zaman dalgalanan kar akıntılarına dönüşüyordu. Sunny bu uroteks kurtların ne tür vasıflara sahip olduğundan emin değildi ama oldukça ele avuca sığmaz görünüyorlardı.
En azından ruhuna yeni bir gölgenin girmediğini hissediyordu; bu da oklardan hiçbirinin can vermediği anlamına geliyordu.
Volkanın doğu yamacında Kai de bir ok fırlattı. Sunny okun havayı yardığını duydu. Bu ok, büyüleyici okçu için özel olarak imal edilmiş, oldukça özgün bir parçaydı. Efsunları sayesinde ok ucuna ses işlenebiliyor, böylece Kai komutlarını kaydedip uzaktan iletebiliyordu. Bir başka deyişle ok, onun mistik sesini taşıyordu.
Uzaklarda, Çarklı Dev cam köprüye çoktan adımını atmıştı. Şarkı söyleyen ok tam göğsünün ortasına çarptı... ve Cüzzamlı Canavar'a en ufak bir zarar veremeden çaresizce sekti.
Sunny'nin tam da beklediği şey buydu.
Külün lütfu ve Sunny'nin kendi ölümcül iradesiyle güçlenen Kai, belki başka bir Cüzzamlı varlığı yaralayabilirdi. Ancak pirinç dev, sanki özellikle dayanıklı ve dirençli olması için yaratılmış gibi duruyordu... Adeta yıkılmazdı.
Sunny bu muayyen rakibin efsunlu olsun ya da olmasın oklarla delinemeyecek kadar sert olduğunu biliyordu. Slayer'ı Kar Kurtları ile savaşmaya göndermesinin tam olarak sebebi de buydu; o kötücül eğitim mankeninin doğası, Slayer'ın cephaneliğinin büyük kısmına karşı bağışıktı.
Hatta muhtemelen her şeye karşı bağışıktı; bu yüzden Kai'nin gürleyen ses saldırıları ve Bolluk'un devasa kütlesi daha iyi bir seçimdi. Cüzzamlı Canavar'ı yok edemeseler bile en azından onu oyalayabileceklerdi.
Sunny, Bolluk'un zahmetsiz ama etkili güçlerini kendi lehine kullanmaktan en ufak bir utanç duymuyordu. Aptal bir etten kalkan, yıkılmaz bir rakip için biçilmiş kaftandı. Aslında en çok kendisi için endişeleniyordu.
İki yoldaşının aksine Sunny, köprüdeki Kar İblisi'ne saldırmaya yeltenmedi. Tipi büyük bir hızla volkana doğru ilerlerken sadece sabırla bekledi, izledi.
"Ah. Bu şeyin beni illa kızdırması gerekiyordu..."
Sunny, Cüzzamlı İblis'in az önceki ilerleyişini görene kadar ona karşı kişisel bir husumet duymuyordu. Çünkü kar perdesini örtü olarak kullanan her yaratık ona Kış Canavarı'nı hatırlatıyordu.
Sunny o Titan'ı çoktan öldürmüş olsa da, kalbinde ona ve soyuna karşı hâlâ büyük bir kin taşıyordu.
"Gel bakalım öyleyse."
Sonunda dalgalanan kar kütlesi volkanın yamacına ulaştı ve etrafı dondurucu bir soğukla kapladı.
Ancak burası Sunny'nin bölgesiydi. Burası onun Alanı'ydı.
Tipi ve içindeki şey küllü toprağa ayak bastığı anda gölgeler şahlandı. Karanlık, volkanın tüm güney tarafını yuttu; küller havaya yükselip karla karıştı.
Kül kaldı ama kar kararıp eridi, iz bırakmadan kayboldu. Soğuk rüzgarlar bile boğuldu.
Saniyeler içinde tipiden eser kalmadı.
O kaybolduğunda, içinde saklanan tayf da ortaya çıktı; kül kasırgasının ortasında hareketsizce duruyordu.
Sunny karanlık bir şekilde gülümsedi.
"Beklenmedik."
Karşısındaki donmuş bir cesetti.
Çürümüş kürkleri kar kadar beyaz olan devasa bir kurdun cesediydi bu. Kurumuş postundan, adeta bir çit gibi dışarı fırlayan sayısız ilkel mızrak vardı; mızrak başları çakmak taşından ve obsidyenden kaba saba yontulmuştu.
Cüzzamlı canavarın üç gözü vardı ve her biri kötücül, kızıl alevlerle yanıyordu... Onları görmek Sunny'ye sonsuzluk kadar uzun bir zaman önce, NQSC'deki Kabus Kapısı'nın önünde Jet'in katlettiği o kadim avcıyı hatırlattı.
O Kapı Muhafızı da miğfer olarak üç boş gözü olan bir kafatası takıyordu. Sunny, Ariel'in Oyunu'nda kapana kısılan Kabus Yaratıkları'nın çoğunun, Yeşim Sarayı'nın batısındaki donmuş çorak topraklarda iblisler tarafından toplandığından şüphelenmişti.
Eğer öyleyse, bu korkunç kurdun cesedinin de geçmiş çağların ilkel insanlarının mızraklarıyla can verdikten sonra buzlar arasında kaldığını... Binlerce yıl sonra kötücül bir ruh tarafından ele geçirilip intikamcı bir tayf olarak ortaya çıktığını hayal edebiliyordu.
İlkel insanları avlayan ve onların etiyle beslenen korkunç bir yırtıcı mıydı? Başka bir kabilenin avcılarının rakibi yok etmek için katlettiği bir insan kabilesinin koruyucu ruhu muydu? Yalnız mı avlanırdı, yoksa vahşi bir tanrı gibi diğer yırtıcılara liderlik mi ederdi?
Slayer şu anda volkanın kuzey yamacında kurt sürüsüyle savaşıyordu ama bu... Bu yaratık o sürünün lideri olmalıydı.
Ya da belki de tanrıları.
Her halükarda, Sunny bu kadim dehşetle savaşta yüzleşmek zorundaydı.
Kurdun yürek burkan üç gözü Sunny'ye kilitlendi. Sunny, o bakışların altında ruhunun bile titrediğini, ürperdiğini hissetti. Üzerine çöken baskı boğucuydu ve uzun zamandır hissetmediği bir şeyi hissetti.
Vahşice çarpan kalbini boğmak için yükselen ilkel, tamamen mantıksız, ezici bir korku.
Avın, bir yırtıcıyla karşılaştığında içgüdüsel olarak hissettiği o korku.
Sunny alaycı bir tavırla güldü.
"Hey, sen... Kim olduğunu sanıyorsun?"
Obsidyen Eşek Arıları'nın arasından yürüyerek öne doğru bir adım attı. Ardından odaçisinin ucuyla yeri işaret etti.
"Burası benim volkanım. O yüzden kuyruğunu kıstırıp kaçsan iyi edersin."
Cüzzamlı İblis cevap vermek yerine yere sindi ve korkunç bir hırıltı koyuverdi. Sunny omurgasından aşağı soğuk bir ürperti indiğini hissetti; ruhu, bütünlüğünü korumak için çabalıyormuşçasına sarsıldı.
Bu kötücül hırıltının tek başına daha düşük kademedeki birçok insanın ruhunu söndürebileceğinden emindi; sıradan insanların, Uyanmışlar'ın... Hatta belki Ustalar'ın. Sıradan Azizler bile bu kötülüğe maruz kaldıktan sonra felç olur, ızdırap içinde kıvranırdı...
Yüzünü ekşitti.
"Pekala. Yaklaş öyleyse... Sana katlettiğim ikinci tanrı olma onurunu lütfedeceğim."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.