Sunny, obsidyen köprünün üzerinde koyu bir karaltıya dönüşerek hızla koşarken Kai ve Avcı yaylarını gerdi. Bir an sonra, kara oklar bulut denizini yırtarak süzüldü ve Kar Solucanı'nın soluk etine saplandı.
Volkanın yamaçlarında, hâlâ Kül Diyarı'nın sınırları içindeydiler. Bu sayede tüm güçlerini ortaya koyabiliyorlardı; gerçi bu güç, Lanetli bir canavarı ağır yaralamaya yetecek kadar büyük değildi.
Kar Solucanı o kadar devasaydı ki onu ıskalamak neredeyse imkansızdı. Aynı zamanda gövdesi o kadar genişti ki attıkları oklar bu kabus yaratığı için küçük iğnelerden farksızdı ve neredeyse hiç zarar vermiyordu.
Ama bu önemli değildi, çünkü Sunny'nin bu Lanetli canavara zarar vermelerine ihtiyacı yoktu. Bunun yerine, savaşın bu ilk perdesinde çok daha farklı ve hayati bir rol üstleneceklerdi. Önemli olan saldırıların kalitesi değil, adet miktarıydı.
Kar Solucanı'na mümkün olduğunca hızlı ve çok sayıda ok saplamaları gerekiyordu.
Çünkü fırlattıkları oklar oldukça özeldi; ne de olsa onları Sunny kendi elleriyle yapmıştı.
Son birkaç gündür Kar Solucanı'nı dikkatle gözlemliyordu. Lanetli canavar hakkında hâlâ pek bir şey bilmese de onun silah olarak sonsuzluk kavramını kullandığından emindi.
Soluk gövdesi sonsuzca büyüyebilir, dilediği kadar alanı yutabilirdi. Kilometrelerce uzayabilir ya da sadece birkaç yüz metreye kadar küçülebilirdi. Doğal olarak bu durum Kar Solucanı'nı neredeyse yok edilemez kılıyordu. Ne de olsa Sunny onun devasa gövdesinin ne kadarını yok ederse etsin, canavar basitçe daha fazlasını üretebiliyordu.
Daha fazlasını, daha fazlasını ve daha fazlasını... Ta ki tüm dağ o soluk et yığınının altında kalana dek.
Bu tuhaf ilahi canavarı öldürmenin iki yolu vardı. İlk yol, Sunny'nin canavarın gölgesine odaklanarak saldırıp çürümüş ruhunu yok etmesiydi. Diğeri ise bir şekilde gücünü bastırmaktı. Tabii ki Sunny tek bir stratejiye bağlı kalmak zorunda değildi.
İkisini birden pekala uygulayabilirdi ve oklar tam olarak bu ikinci amacı gerçekleştirmek içindi.
Son iki gündür Kar Solucanı'nı zapt etmek için bu okları hazırlıyordu ve ellerinde epeyce adet vardı. Tırtıklı kristal ok uçlarına dokunan tılsım, Tanrıkabri'nde Yağmur için yaptığı hatıralardan birine dayanıyordu: Acil Durum.
Bu tılsımın amacı, bir şeyi boşlukta kilitlemekti. Yağmur'u, Tanrıkabri'nin üzerindeki bulut örtüsünün beklenmedik bir şekilde yırtılması ihtimaline karşı kurtarmak için tasarlanmıştı. Şimdi, Sunny bu konularda çok derin bir bilgiye sahip olmasa da sonsuzluk kavramının doğası gereği uzay boşluğu kavramıyla bağlantılı olduğundan emindi.
En azından potansiyel olarak sonsuz bir alan kaplayabilen canlı bir varlık olan Kar Solucanı bağlamında bu böyleydi.
Dolayısıyla, eğer gövdesi Sunny'nin yarattığı tılsımlı oklarla boşluğa çivilenirse, sonsuzca büyüme yeteneği sekteye uğrayacaktı; ya tamamen bastırılacak ya da en azından engellenecekti.
Plan en azından buydu.
Kai ve Avcı'nın bu devasa Lanetli canavarı vurmak için çok fazla nişan alması gerekmiyordu ancak karşılarında başka bir zorluk vardı. Sunny'nin onlara sağladığı tüm okları hızla fırlatmak zorundaydılar ve bu da bedenlerini büyük bir baskı altında bırakıyordu. Ne de olsa yaylarının germe ağırlığı ürkütücü boyuttaydı.
Sunny orada kalıp bu olağanüstü fiziksel güç gösterisini izlemekten keyif alırdı ama onun da yerine getirmesi gereken kendi görevi vardı.
Yoldaşlarının rolü düşmanı zayıflatmakken, onu gerçekten öldürmesi gereken kendisiydi.
Tabii bu sırada ölmemeyi başararak.
Gücünün sadece yedide birine erişebilirken Lanetli bir canavarla savaşmak kulağa pek iyi bir fikir gibi gelmiyordu. Ama aynı zamanda...
Sadece bir Lanetli canavardı işte.
Kendisinden sadece bir rütbe üstte olan bir kabus yaratığıydı. Endişelenecek ne vardı ki?
Oklar Kar Solucanı'nın etine saplandıkça kabus yaratığı harekete geçti. Dağı saran soluk et halkaları kaydı ve devasa kafası zirvenin üzerine yükseldi. Devasa ağzını açarak boğuk, tekinsiz ve ürkütücü bir feryat kopardı.
Sunny bunu kelimelerle tarif edemezdi; yaşayan bir varlığın çıkarabileceği hiçbir sese benzemiyordu. Daha çok elemental bir gücün uğultusunu andırıyor, omurgasından aşağı soğuk ürpertiler gönderiyordu.
Yıkıcı ses dalgası onu tamamen vurup etini parçalamadan önce, Sunny gölgelerin derinliklerine dalarak saklandı ve solucanın feryadının üzerinden geçip gitmesine izin verdi. Ancak gölgelerin karanlık kucağında bile özünün titrediğini, neredeyse dağılacak gibi olduğunu hissetti.
'Ses dalgasıyla vurulmayalı... epey olmuştu... sanırım...'
Gölgesi, parıldayan köprünün üzerinde büyük bir hızla süzülmeye devam etti.
Ve karlı dağa ulaşmasına ramak kala, küllerin arasından kanatlı figürler fırladı, adeta obsidyen bir sürü gibi yayıldı.
Bunlar, kendisinin ve Avcı'nın katlettiği Kristal Eşek Arıları'nın gölgeleriydi; neredeyse yüz taneydiler.
İki ok daha Kar Solucanı'nın etine saplanarak canavarın kasılmasına ve biraz küçülmesine neden oldu.
Sunny gölgelerden yükseldi ve gölgeler de onunla birlikte yükselerek muhteşem bir siyah yeşim zırha bürünmüş devasa bir figüre dönüştü. Yüz metre boyundaki Gölge Devi, karanlığın içinden yüz metre uzunluğunda bir kılıç çekip çıkardı ve başını kaldırarak tepesinde yükselen Lanetli canavarın devasa kafasına gözünü ayırmadan baktı.
Kar Solucanı, Sunny ve onun devasa kabuğunun yanında bile dev gibi kalıyordu. Yaratığın dairesel ağzı onu tek seferde yutabilirdi.
Obsidyen arı sürüsü dağın zirvesini sararken, Sunny devasa kılıcını kaldırıp Lanetli canavara doğrulttu.
'Bugün seni öldüreceğim, seni gidi haşere.'
Kar Solucanı, gözleri olmamasına rağmen bir an ona baka kaldı.
Ardından devasa ağzı, gökyüzünü kapatarak aşağı doğru gürültüyle indi.
Dağ sarsıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.