Kendi Gölgesinde Boğulanlar

Sabah saatlerinde Mordret, Sebastian’a planların değiştiğini bildirdi. Normalde doğruca ofise geçmesi gerekiyordu ama bunun yerine Morgan’ı ziyaret etmeye karar verdi.

Genç Efendi, Efendi ve Hanımefendi en kısa sürede Mirage City’ye döneceklerini haber verdiler. Birkaç gün içinde burada olmalarını beklemeliyiz.

Mordret gülümsedi.

Nihayet güzel bir haber!

Malikaneden çıktığında şoför arabayı hazırlamış bekliyordu. Adam, Mordret’e bu lüks araca kadar eşlik etmek için aceleyle bir şemsiye açtı, ardından kapıyı tutup başını saygıyla öne eğdi.

Mordret adamın omzuna hafifçe vurdu.

Morgan ile birkaç saat geçireceğim. Beklemene gerek yok; şirket hesabından kendine sıcak ve lezzetli bir şeyler ısmarla. Sadece öğle vakti gelip beni almayı unutma.

Şoförü on yılı aşkın süredir aileye hizmet ediyordu; Mordret’i üniversiteye götürüp getirdiği günler dün gibiydi. Bugün biraz boş vakti olacağını duyunca yüzü aydınlandı.

Teşekkür ederim efendim.

Araba, Morgan’ın tedavi gördüğü uzak kliniğe doğru yol alırken, Mordret bir an dünkü dedektifleri hatırladı.

Eğlenceli bir ikiliydiler. Adam kısa boylu, ölü gibi solgun ve hırpani bir tipti; kadınsa zeytin tenli, uzun boylu ve kusursuz atletik figürüne rağmen anaç bir hava taşıyordu. Nereden bakılırsa bakılsın tam zıt kutuplardı; tıpkı bir zamanlar okumayı sevdiği polisiye romanların sayfalarından fırlamış, birbirine benzemez ortaklar gibiydiler.

Ancak Mordret’in aklına birden düşmelerinin sebebi bu değildi.

Kendine gel... Dedektif Athena böyle mi demişti?

Bulunulan ortama hiç uymayan, tuhaf sözlerdi.

Kadının omzuna dokunuşundaki o sıcaklığı hâlâ hissedebiliyordu, yine de...

Mordret’in zihninde fantastik bir şüphe uyandı ve kaşları hafifçe çatıldı.

Tam o sırada araba geniş köprüye girdi. Bir eşlikçi araç önde, diğeri arkadaydı. Yağmur o kadar şiddetliydi ki araçlar neredeyse seçilmiyordu; karşı şeritten gelen arabaların farları iç içe geçmiş bir buluta dönüşmüştü.

Mordret derin düşüncelere dalmış, yüzündeki ince hatlar karmaşık bir ifadeyle gerilmişti.

İşte tam o anda, görüş alanının kıyısında bir şey dikkatini çekti.

Başını kaldırdığında, karşı şeritteki döküntü bir kamyonun keskin bir dönüş yaptığını fark etmesiyle çarpışma bir oldu.

Her şey tepki veremeyeceği kadar hızlı gelişti.

Kamyon önce öndeki eşlikçi aracın arka tamponuna takılıp onu bir enkaz yığını halinde kenara fırlattı, ardından hiç yavaşlamadan arkadaki lüks araca tam hızla bindirdi.

Anında açılan hava yastıkları olmasa, Mordret deri kaplı iç kabinin duvarına savrulacaktı. Yine de darbenin şiddetiyle feci şekilde sarsılmıştı ve bilinci yerinden oynamıştı.

Emniyet kemeri göğsüne saplanıyor, nefesini kesiyordu.

Sersemlemiş bir haldeyken kulak tırmalayan bir sürtünme sesi duydu ve arabanın yanlamasına kaydığını hissetti. Sonra bir darbe daha geldi...

Ve birden vücudunun hafiflediğini hissetti.

Araba düşüyordu.

Nehir...

Mordret neler olduğunu tam olarak kavrayamadan, üçüncü ve en şiddetli darbe gerçekleşti. Sönmüş hava yastıkları onu hâlâ koruyordu ama saniyeler içinde bacaklarına su dolmaya başladığını hissetti.

Sersemliğini üzerinden atıp etrafına bakındı.

Durumu tartması sadece bir salise sürdü.

Araba ağır hasar almıştı, camlar kırılmıştı ve hızla taşan nehrin dibine batıyordu. Su kabine çoktan girmişti ve dik bir açıyla hızla yükseliyordu.

Emniyet kemerine çaresizce dolanmış, hava yastıklarının yumuşak kafesine hapsolmuştu; buz gibi bir karanlığın içinde boğulmasına ramak kalmıştı.

Ah...

Mordret emniyet kemerini çekiştirdi ama kemer serbest kalmak yerine olduğu yere sıkışmış gibiydi.

Tabii ki öyle olacaktı; emniyet kemerleri ani sarsıntılara direnecek şekilde tasarlanmıştı.

Buz gibi su başının üzerine çıktı, nefesi kesildi.

Sakinliğini korumaya çalışarak emniyet kemerini yavaşça çekti, tutuşunu gevşetti ve altından sıyrılıp kurtuldu. Ardından hava yastıklarının arasından kurtulup bulanık suyun içinden arabanın karşı tarafındaki kırık cama baktı.

Ciğerleri çoktan yanmaya başlamıştı.

Oysa kurtuluş çok yakındı; tek yapması gereken camdan dışarı tırmanmak ve yüzeye çıkmaktı.

Mordret tam bunu yapmaya hazırlanırken gözü şoför koltuğundaki baygın silüete takıldı.

Bir an duraksadı, sonra kırık camın aksi yönüne hareket edip yolcu bölümüyle şoför kabini arasındaki dar açıklıktan kendini ileri itti.

Araba hızla batıyordu ve etraf korkunç bir karanlığa gömülmüştü. Şoför tarafı çarpışmada en büyük hasarı almış, tamamen deforme olmuştu. Oksijen yetersizliğinden kıvranan Mordret, el yordamıyla şoförün kemer tokasını bulup açmaya çalıştı. Ancak ne kadar uğraşırsa uğraşsın, yamulmuş toka bir türlü açılmıyordu. Artık boğulmak üzereydi.

Dişlerini sıkarak tokayı büktü ve tüm gücüyle düğmeye abandı. Nihayet kemer kilit mekanizmasından kurtuldu; böylece şoförü kavrayıp ikisini de kırık ön cama doğru sürüklemeyi başardı.

Ah... Bu... Filmlerde göründüğünden çok daha zormuş...

Mordret disiplinli bir spor programı uygulardı ve özellikle yüzmeyi çok severdi; ancak çok düşkün olduğu o şık kıyafetler şimdi üzerine bağlı beton bloklar gibi onu suyun dibine çekiyordu. Üstelik şoförün baygın vücudunun ağırlığı dayanılmazdı.

Karanlık ve hırçın su kütlesinin içinde kendi bedenini itmekte bile zorlanırken, başka bir adamı peşinden sürüklemek çok yıpratıcı, çok güçtü.

Ciğerleri alev alev yanıyordu. Vücudu oksijen için yalvarıyor, zihnini saran o panik dolu korku, yükünü bırakıp kendini kurtarmasını emrediyordu.

Ama Mordret reddetti.

Görüşü çoktan kararmaya başlasa da tüm gücünü toplayıp suyla savaşmaya devam etti.

Ve nihayet...

Başı suyun yüzeyine çıktı; Mordret hırıltıyla karışık derin bir nefes çekti.

Kıyı feci derecede uzak görünüyordu ama bir şekilde kendisini ve şoförü karaya çıkarmayı başardı. Sonunda bitkin bir halde yere yığıldı.

Çok üşüyordu.

Birkaç boğuk nefes aldıktan sonra yerden destek alıp doğruldu ve şoförün üzerine eğildi.

Hey... Hey, yaşıyor musun...

Ölmüş müydü?

İçini kaplayan korkuyla adamın yanağına hafifçe vurdu.

Büyük bir rahatlama hissiyle şoförün inlediğini, ağzındaki suyu öksürerek dışarı attığını ve gözlerini yavaşça açtığını gördü.

Mordret derin bir iç çekti.

Tanrıya şükür!

Fakat sonra... Şoförde bir tuhaflık fark etti.

Adamın gözleri tuhaf bir şekilde cam gibi oldu; içlerinde yabancı ve soğuk bir ifade belirdi.

Bir sonraki an, adamın eldivenli eli Mordret’in boğazına kapandı.

Ne...

Aniden vahşi, insanüstü bir güce kavuşan şoför, Mordret’i yere yapıştırıp üzerine çıktı ve onu boğmaya başladı.

Gözleri fal taşı gibi açılan Mordret, adamın ellerini boynundan çekmeye çalıştı ama nafileydi. Boynu sanki demir bir mengeneye sıkışmış gibiydi, her an kırılabilirdi.

Boynu sağlam kalsa bile, çok geçmeden nefessizlikten ölecekti.

Neler oluyor...

Çaresizce debelenirken, Mordret’in görüşü bugün ikinci kez kararmaya başladı. Gördüğü tek şey, şoförün o tekinsiz, cam gibi bakan gözleriydi.

H—hayır...

İşte o anda üzerlerine bir gölge düştü ve havada soğuk bir metal parladı.

Mordret’in yüzüne sıcak kan sıçradı ve bir anda yeniden nefes alabildiğini fark etti.

Şoförü üzerinden itip geriye doğru emeklediğinde, o çıldırmış adamın üzerine eğilmiş ince bir figür gördü. Keskin bir bıçak tekrar parladı ve şoförün etine bir kez daha saplandı. Islak zemine daha fazla kan yayıldı.

Silüet bıçağı çevirdi, ardından adamın yaralı böğrüne soğuk bir tekme atarak onu nehre geri fırlattı.

K—kimsin...

Bıçaklı yabancı, sırtı Mordret’e dönük bir halde duruyordu. Üzerinde ucuz, paramparça bir yağmurluk ve gösterişsiz bir kasket vardı. Gri gökyüzü ve uzaktaki köprünün karanlık hattına karşı duran bu uzun boylu figür, hem tehditkar hem de tuhaf bir şekilde tanıdık görünüyordu.

Nihayet yabancı arkasını döndü ve Mordret’e tepeden baktı; soğuk bakışları öfke ve aşağılamayla doluydu.

Mordret yabancının yüzünü görünce irkildi.

...Kendi yüzüydü.

Yabancı, ellerinden hâlâ kan damlarken üzerine eğildiğinde Mordret olduğu yerde donup kaldı. Diğer Mordret’in ayna gibi parlayan gözlerinde kendi solgun ve şok içindeki yansımasını görüyordu.

Diğerinin yüzünde çarpık, hoş bir gülümseme belirdi ve Mordret’in kulağına, bastırılmış nefret dolu o sinsi sesiyle fısıldadı:

Hey, zavallı herif... Kendini hayatta tutmayı bile beceremiyor musun? Seni zayıf, değersiz budala. Her şeyi senin yerine ben mi yapmalıyım?

Bıçağın ucu, Mordret’in yanağına kin dolu bir sitemle batıp orada sığ bir kesik bıraktı.

Uzaktan bağırışlar ve siren sesleri duyulmaya başladı.

...Mordret nihayet hareket edebilecek hale geldiğinde, diğeri sanki hiç var olmamış gibi çoktan ortadan kaybolmuştu.

Titreyen elini kaldıran Mordret, yanağına dokundu.

Elini çektiğinde parmakları kan içindeydi.

Parmaklarına bulaşan kana bakarken...

Mordret aniden genişçe gülümsedi.

Geri döndü!

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.