Araba şehrin o ışıltılı, müreffeh kısmını geride bırakıp sefaletin kol gezdiği mahallelere daldı. Burada binalar daha eski ve döküntüydü; sokaklar daralmış, insanların üzerindeki kıyafetler ucuzlamıştı. Şehrin engebeli yapısı, merkezdekinden çok daha belirgin bir şekilde tepeler ve yamaçlarla kendini hissettiriyordu.
Sonuç olarak, eğimli sokakların bir kısmından gürül gürül sular akıyor, çukur bölgelerde derin su birikintileri oluşuyordu. Sunny'nin eski arabasıyla bu göletlerden geçmek normalde büyük dert olurdu ama o, bu karmaşık sokak labirentini avucunun içi gibi biliyordu. En beter yerlerden ustalıkla kaçınarak ilerledi.
Bu durum Effie'nin gözünden kaçmamıştı. Etrafı ilgiyle süzdükten sonra sordu:
“Sahi, nereye gidiyoruz?”
Sunny omuz silkti.
“Başka neresi olacak? Kara Yılanların inine gidiyoruz.”
Kadın bu ihtimalden korkmak bir yana, aksine eğlenmiş görünüyordu. Normalde onun gibi alımlı bir kadının, vahşi bir çetenin bölgesine girmemesi akıllıca olurdu ama bu afet-i devran, kafataslarını parçalamak konusunda o haydutların çoğundan daha yetenekli duruyordu. Belki de asıl endişelenmesi gerekenler onlardı.
“Hemen öyle mi? Dur bir dakika, sen buraları nasıl... Ah, doğru ya. Eskiden Organize Suçlar Birimi’ndeydin, değil mi?”
Sunny ona göz ucuyla baktı.
“Evet. Öyle de denebilir.”
Bir an duraksadı, sonra içini çekerek konuşmaya devam etti:
“Çok değil, daha on yıl öncesine kadar şehrin her yanını çeteler sarmıştı. Serap Şehri’nin bu kısımları tamamen onların kontrolü altındaydı. Gölgelerde dönen o iğrenç pislikleri saymıyorum bile, bir günün bir cinayet işlenmeden geçtiği nadirdi. Polisler ya rüşvet alıyordu ya da bir şey yapmaya korkuyorlardı. Çabalamaya kalkanların da icabına çabucak bakılıyordu zaten.”
Gençlik yıllarını hatırlayan Sunny, burukça gülümsedi.
“Ama devir değişti. Siyasi iklim kaydı; suçla mücadele, iktidar partisinin seçim sloganı haline geldi. Böylece Emniyet Teşkilatı temizlendi... Gerçi yolsuzluk bitti sanma. Suçlulardan para alan o yozlaşmış heriflerin yerini, politikacılardan para alan yozlaşmış herifler aldı. İşte o hengâme arasında, birkaç yetenekli kişi kilit noktalara gelmeyi başardı.”
Bir süre sessiz kaldı.
“Yüzbaşı Jet de onlardan biriydi; gerçi o zamanlar henüz yüzbaşı değildi. Aslına bakarsan... Onun sayesinde polis oldum. Bir şekilde Organize’de ortak olduk ve o, çetelere yönelik operasyonların öncülüğünü yaptı. O yıllar... En hafif tabiriyle çok sertti.”
Effie kıkırdadı.
“Yüzbaşı Jet, ha? Peki, şimdi nerede o?”
Sunny bir süre cevap vermedi, direksiyonu tutan parmak boğumları bembeyaz kesildi.
Nihayet, dümdüz bir ses tonuyla konuştu:
“Öldü.”
Sunny’nin bu zavallı halinin sebeplerinden biri de buydu.
Hatta asıl sebebiydi.
...Ve şimdi burada, yeni bir ortakla yan yanaydı.
Sunny bu acemi dedektife kasvetli bir bakış attı.
Ondan ben sorumlu değilim, diye geçirdi içinden.
Bu kadını kameraların önüne çıkarmak Serap Emniyeti için harika bir halkla ilişkiler hamlesi olabilirdi ama aynı zamanda kadının sırtına koca bir hedef tahtası asmak demekti. Bunu biliyor olmalıydı ama yine de buradaydı; yani bu kendi kararıydı.
Onunla bir alakası yoktu.
Tekrar yola odaklanarak devam etti:
“Her neyse. Çetelerin çoğu o dönem darmaduman edildi. Geriye kalanlar ise eski hallerinin gölgesinden ibaret. Herkesin bir parçası olduğu ama halka açık yerlerde dünyanın en iğrenç şeyiymiş gibi davrandığı o kirli işleri yürüterek hadlerini biliyorlar. Diğerleri ise yasal yollara saptı; şimdi tekinsiz ama tamamen legal işler yönetiyorlar. Ama Kara Yılanlar...”
Kaşlarını çattı.
“Kara Yılanlar, hâlâ bir nebze de olsa gerçek ağırlığı olan tek çete. O yüzden oraya vardığımızda...”
Effie sırıttı.
“Ah! Şu iyi polis, kötü polis numarasını yapalım! Hep istemişimdir! Ben kötü polis olabilir miyim? Lütfen?”
Sunny ona kuşkuyla baktı.
Bu kadın gerçekten Akademiyi birincilikle mi bitirmişti?
Gerçi... Sınav görevlilerinin bu fıstığı görünce ağızlarının suyu akarken objektif not veremediklerini tahmin etmek pek de zor değildi.
Dudaklarını büzüp omuz silkti.
“Peki. Kötü polis sen olabilirsin.”
Araba, döküntü bir binanın önünde durdu. Bir çete karargâhı denince akla gelen o mekanlardan değildi burası; Kara Yılanların ini bir bar, gece kulübü veya yasa dışı bir kumarhane değildi. Aksine, eski ve bakımsız görünen bir boks salonuydu.
Arabadan inen Sunny, yağmurun içinde ilerleyerek ön kapıya yöneldi. Kapının saçakları altında, eşofmanlı kaslı bir adam kasvetli bir tavırla sigara içiyordu.
Sunny'yi görünce adamın gözleri hafifçe fal taşı gibi açıldı. Bir an donup kaldı, sonra tek kelime etmeden sigarasını yere atıp içeri süzüldü.
Sunny sigarayı yerden alıp yakındaki çöp kovasına fırlattı ve içeri girdi. Acemi ortağı da meraklı gözlerle etrafı süzerek hemen ensesindeydi.
Çok gevşek davranıyor, diye düşündü Sunny.
Kadın ya kendine gereğinden fazla güveniyordu ya da tahtalarından biri eksikti.
Boks salonuna girdiklerinde, etrafa dağılmış sert görünümlü adamlarla karşılaştılar. Bazıları kum torbalarını yumrukluyor, bazıları plastik bir masada kağıt oynuyor, bazıları da ringde antrenman yapan iki iri yarı herifi izliyordu.
...Bazıları ise çoktan Sunny ve Effie’nin arkasına geçmiş, kapıyı kilitliyordu.
Sürgünün yerine oturma sesini duyunca Sunny’nin kaşları hafifçe çatıldı.
Masadaki adamlardan biri arkasına baktı, gülümsedi ve oturduğu yerden kalktı. Az önceki nöbetçi de yanındaydı, belli ki durumu çoktan rapor etmişti.
Adam yürüyüp Sunny ve Effie’nin önünde durdu. Önce Sunny’ye soğuk bir bakış attı, sonra gözlerini dikip Effie’yi süzerek pis pis sırıttı.
“Selam tatlım...”
Effie de karşılık olarak gülümsedi, sonra aniden yüzüne öfkeli bir ifade takınıp kükredi:
“Beni dinleyin ulan pislikler! Serap Şehri Emniyeti’nden geliyoruz. Ben Dedektif Vay Canına, bu da ortağım Dedektif Eh İşte. Size birkaç soru soracağız ve eğer her şeyi dökülmezseniz... O zaman bağırsaklarınızı biz dökeriz, ona göre!”
Haydut sürüsü o sırada çevrelerini tamamen sarmış, iki polise dizginlenemez bir düşmanlıkla dik dik bakıyordu.
Tam önlerinde duran adam bir an sessiz kaldı, sonra Sunny’ye bakıp kaşını kaldırdı.
“Sana da selam... Lağım faresi. Buraya gelmeye cüret etmen büyük cesaret doğrusu. Yanında kız arkadaşını da getirmişsin... Hayırdır, nesi var bunun?”
Sunny bir iki saniye boyunca sessizce adama baktı, sonra omuz silkti.
“Gördüğün gibi, kötü polisi oynuyor.”
Adam kahkahayı bastı.
“Hadi ya? Cidden mi? Dur bakayım, o zaman iyi polis sen mi oluyorsun, fare?”
Sunny kısa bir süre bekledi, sonra yavaşça başını iki yana salladı.
“Hayır...”
Bunu demesiyle birlikte, haydudun yüzüne şiddetli bir yumruk indirmesi bir oldu. Adam, kırılan burnundan boşalan kanlar eşliğinde yere serildi.
Sunny, etrafını saran çete üyelerine soğuk birer bakış attı.
“...Ben daha kötü olan polisim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.