Saldırganlar, dedektifi sert bakışlarla süzdü. İçlerinden biri ıslak asfaltın üzerinde yatan cansız bedene gizli bir bakış fırlattı; diğeri ise yere serilen yoldaşının akıbetini zerre umursamıyordu.
Aksine, sırıttı.
"Şuna bak hele. Beyaz atlı prensimiz hanımefendiyi kurtarmaya gelmiş."
Dedektif Sunless onlara doğru yürürken başını iki yana salladı.
"Renk körü müsün nesin? Arabamın siyah olduğu her halinden belli. Ayrıca ben bir prens değilim."
Karanlık bir ifadeyle gülümsedi.
"Ben bir kralım. Yani... daha kesin konuşmak gerekirse, bir hükümdarım."
Saldırgan kahkahayı bastı.
"Duydun mu? Bu çok iyiydi dostum. Resmen bir kaçıkla karşı karşıyayız! Herhalde kadının hastalarından biri."
Dedektif Sunless, tüm bu konuşma boyunca olduğu yerde donup kalmış olan Saint'in yanından geçti. Genç kadın sonunda üzerindeki dalgın ruh halinden sıyrılıp kısık bir sesle seslendi:
"Silahlılar."
Dedektif ona kısa bir bakış attı.
"Elbette öyleler."
Ses tonunda en ufak bir endişe kırıntısı bile yoktu.
Dedektif, Saint'i geçip iki saldırgana doğru ilerlemeye devam etti. Genç kadın ona yardım etmesi gerekip gerekmediğini düşündü... Bir sebepten dolayı bu ona o kadar doğal gelmişti ki neredeyse peşinden gitmek için bir adım atacaktı.
Ama sonra Saint ne yaptığını kendine hatırlattı. Yağmurun altında silahlı haydutlarla dövüşmek, kendisi gibi sıradan bir insanın kalkışacağı bir iş değildi. Bu korkunç durumu anormal bir sükunetle kabullenmişti ama aslında normal bir insan şu an dehşet içinde panik yapmalı ve kaçmak için elinden geleni ardına koymamalıydı.
Kaçmalı mıyım? Hayır... Yardım mı çağırmalıyım? Polis! Polisi aramalı mıyım?
Ama polis zaten buradaydı...
Saint ne yapacağına karar veremeden Dedektif Sunless ve iki haydut birbirlerine atıldılar.
Her şey bir anda olup bitti.
Elinde bıçak olan adam, dedektifin boğazını deşmek amacıyla boynuna bir hamle yaptı. Diğeri ise bir yerlerden teleskopik bir cop çıkarmış, öbür taraftan saldırarak dedektifin kafasına indirmeye çalışıyordu. Kurbanın kaçmasına hiçbir yol bırakmamak için ortak bir amaçla, uyum içinde hareket ediyorlardı.
Ancak Dedektif Sunless kaçmaya çalışmadı.
Bunun yerine ilk saldırganın bileğini yakalayıp yana iterek bıçağın boğazını sıyırıp geçmesini sağladı. Aynı anda gövdesini alçaltıp ikinci saldırganın göğsüne bir tekme savurarak onu gerisin geri sendelenmeye zorladı.
"Zavallıca... Şimdi Saint’e üç, bana ise sadece bir suikastçı gönderilmesine daha az alındım. En azından benimki profesyoneldi."
Ardından gelen arbede kısa, şiddetli ve kanlıydı. Dedektif Sunless'ın söylediklerinin aksine, onunla dövüşen iki adam amatör değildi; eğitimli, acımasız ve insan canını yakmaya belli ki alışkınlardı.
Yine de dedektif onları öyle tüyler ürpertici, kayıtsız ve vahşi bir gaddarlıkla saf dışı bırakıyordu ki çatışmanın hangi tarafının suçlu, hangi tarafının kurban olduğunu kestirmek zordu. Saint'in geniş bir dövüş sanatı eğitimi vardı ama daha önce hiç bu kadar irkiltici bir vahşete tanık olmamıştı.
Ancak Dedektif Sunless kaba kuvvet kullanan biri de değildi. Saint, adamın teknik becerisinin ve dövüş zekasının ne kadar etkileyici olduğunu anlayacak kadar beceri sahibiydi. Her hareketi isabetli ve amaçlıydı, her adımı hesaplanmış bir niyetle atılıyordu.
Sert hamlelerle yağan yağmuru yararak rakiplerinin hep bir adım önünde ilerledi. Sanki iki saldırganı birer kukla gibi parmağında oynatıyor, her hareketlerini o dikte ediyordu. Kendi saldırıları ise hem amansız ve yıkıcı hem de ekonomik bir verimlilikle zarifti. Tüm bu olup bitenlerin bir ritmi, garip bir melodisi vardı...
Neredeyse bir dans gibi.
"Polisi... arayacaktım..."
Saint ne yapması gerektiğini unutmuştu.
Acı dolu bir feryat yağmurun hışırtısını bastırdı.
Eti yırtan iğrenç bir ses ve kemik kırılması duyuldu. Saldırganlardan birinin kolu korkunç bir şekilde parçalanmış, doğal olmayan bir açıyla bükülmüş halde geriye doğru sendeledi. İkincisi tepki veremeden kendi bıçağı kaburgalarının arasına saplandı ve ardından yüzüne ezici bir darbe indi. Adam bir iniltiyle dizlerinin üzerine çökerken kafasına sert bir tekme yedi.
Dedektif Sunless eğilip yere düşen teleskopik copu aldı. Kolu kırılan saldırgan kaçma amacıyla arkasını döndüğünde, dedektif copu şaşırtıcı bir hızla savurup adamın şakağına indirdi; haydut devrilen bir ağaç gibi asfalta yığıldı ve hareketsiz kaldı.
"Ah... seni... piç... Seni öldüreceğim..."
Göğsünde bıçak olan adam, titreyen eliyle kabzayı kavrayıp dışarı çıkarmaya çalışıyordu.
Dedektif ona baktı ve son derece doğal bir tavırla, düz bir sesle konuştu:
"Yerinde olsam bunu yapmazdım. Seni hayatta tutan tek şey o bıçak."
Fakat saldırgan onu dinlemedi. Bıçağı çekip çıkardı, oluk oluk kan boşalmasına neden oldu; sonra bıçağı sıkıca kavrayıp ayağa kalkmak için sendeledi.
Adam dengesiz bir adım ileri atarken Dedektif Sunless acelesiz bir adımla geri çekildi.
Bir, iki, üç, dört...
Dördüncü adımda aniden Saint ile yan yana geldi.
Genç kadın, bu dehşet verici manzarayı tuhaf bir ilgisizlikle izliyordu; sanki birkaç adamın şiddetli bir çatışmada ölmesi, duygularını harekete geçirmeye değmezmiş gibiydi. Dedektifin varlığı garip bir şekilde rahatlatıcıydı.
Bu tepki... kesinlikle normal değildi.
"Muhtemelen şoktayım."
Saldırgan, yavaş ve sallantılı adımlarla Dedektif Sunless'ı takip etmeye çalıştı. Vücudundan süzülen kan yerdeki yağmur suyuna karışıyordu.
Bir, iki, üç...
Dördüncü adımda bacaklarının bağı çözüldü ve yere kapaklandı. Elinden düşen bıçak asfalta çarpıp çınladı.
Bundan sonra bir daha kımıldamadı.
"Onları... öldürdün."
Saint'in sesi sakindi. Kendisi de sakindi.
Neden bu kadar sakindi?
Dedektif Sunless ona baktı, bir an sessiz kaldı ve gülümsedi.
"E ne demişler, söz namustur. Sana söylememiş miydim? Ben dünyanın en dürüst insanıyım."
"Hatta üç dünyanın."
Öyle demişti.
"Şüphesiz, ileri derecede büyüklük sanrısı vakası."
Dedektif Sunless birkaç saniye onu inceledi, ardından kaşlarını çattı.
"Aklından tuhaf şeyler geçiyor, değil mi? Aramalarıma neden cevap vermedin?"
"Şu an önemli olan bu mu yani?"
Saint derin bir nefes aldı.
Ardından aynı sükunetle cevap verdi:
"Mesai saatim bitmişti. Uyku düzenim çok önemlidir... bu yüzden belirlenen saatler dışında hastalardan gelen aramaları kabul etmiyorum."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.