Sunny’ye yeni ortağının, uzun bir doğum izninden dönen ve yeni terfi almış bir dedektif olduğu söylendiğinde —üstelik halkla ilişkiler kaygısıyla yönetim tarafından parlatılan biri olduğunu duyduğunda— zihninde aile değerlerini ve şefkati temsil eden, uysal bir kadın canlanmıştı.
Gözden düşmüş Mirage Polis Teşkilatı'nın sert imajını yumuşatacak anaç bir figür...
Ancak tam karşısında duran kadın...
Hayalindekinden o kadar uzaktı ki, bir an dona kaldı.
'Ha?'
Her şeyden önce, kadın öylece durmuyordu; çamurlu kıyıda toplanan diğer tüm polislerin ve Sunny'nin tepesinde, adeta bir kule gibi yükseliyordu. Atalarından biri kesin bir trolle veya ogre'la, ne bileyim bir dağ deviyle falan evlenmiş olmalıydı. Aksi takdirde bu dudak uçuklatan boyun başka bir açıklaması olamazdı.
Soy ağacındaki bu şüpheli duruma rağmen kadın bir trole benzemiyordu. Aksine... Bir süpermodel gibiydi. Hatta büyüleyici yüzü ve ölümcül derecede kusursuz vücuduyla insanın aklını başından alacak kadar güzeldi.
Sanki bu yetmezmiş gibi, atletik vücudu mükemmel bir işçilikle şekillenmişti; o ince ama diri kasları Sunny'yi bile utandıracak cinsteydi. Üzerinde gösterişsiz bir spor kıyafet ve yağmurluk vardı ama ne kadar sıkı bir formda olduğu her halinden belli oluyordu.
Sanki bir tablodan fırlayıp gelmiş bir tanrıçaydı.
Sunny, acemi ortağı hakkındaki önyargılarını yavaşça gözden geçirerek birkaç kez gözlerini kırptı.
'Poster için biçilmiş kaftan, değil mi?'
Yeni emniyet müdürü hakkında biraz yanılmış olabilirdi.
Adam ne dediğini biliyordu.
Sunny kaşlarını iyice çatarak elini kaldırdı ve kadına eğilmesini işaret etti. Kadın, eğlenmiş bir ifadeyle ona baktı, ardından elindeki kâğıt torbayı sırtının arkasına saklayarak denileni yaptı.
"Efendim?"
Yüzü, bir fısıltıyı duyacak kadar yaklaştığında Sunny gür bir sesle konuştu:
"Sana sivil gibi mi görünüyorum be geri zekâlı?! Cesedi inceliyorum!"
Bunu dedikten sonra ceketinin altından rozetini çıkarıp kadının burnunun dibine soktu.
Kadın çevik bir hareketle rozetten sakındı ve kafa karışıklığı içinde baktı. Sonra o muazzam ela gözlerini Sunny'ye çevirdi; bakışları derin bir inançsızlıkla doluydu.
Gerçekten dili tutulmuş gibiydi.
"Ne... sen mi? İblis Dedektif sen misin? Ama sen... sen küçücüksün!"
Sunny bir saniyeliğine gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Afet azası ortağının arkasında, korku dolu fısıltılar yükseliyordu.
"Eyvah, bittik, hepimiz bittik."
"Şimdi kadını öldürecek, değil mi?"
"Hayır! Dedektif Effie’ye kıyma!"
"Şimdiden bir ambulans daha mı çağırsak?"
Sunny dişlerini sıkarak nefesini dışarı verdi, gözlerini açtı ve sözde ortağına baktı.
"Evet, benim. Peki sen... senin adın ne?"
Kadın soğukkanlılığını geri kazanmış gibiydi. Doğruldu, selam verdi ve ardından ışıl ışıl bir gülümseme sundu.
"Ben Effie! O zaman size emanetim!"
Bunu söyleyerek tokalaşmak için elini uzattı.
Sunny uzatılan ele birkaç saniye dik dik baktı, sonra arkasını dönüp cesede odaklandı.
"Kes sesini ve ayak bağı olma, Effie. Olduğun yerde kal ve sessizce izle."
Kadın bir an duraksadı, elini geri çekip içini çekti.
"Ne kadar da huysuz..."
Kadını görmezden gelen Sunny, cesedin yanına diz çöktü ve o iğrenç, parçalanmış suratı incelemeye başladı. Su yüzünden çok fazla zarar görmemişti ancak ölü adamın her iki gözü de yerinde değildi...
Bu, Nihilist’in imzasıydı.
Yedi kurbanın her biri kendine has bir yöntemle öldürülmüştü ama hepsinin ortak noktası gözlerinin olmayışıydı. O hastalıklı piç, bilinmeyen bir sebeple gözleri alıp götürüyordu.
En yaygın teori, onları ganimet olarak biriktirdiği yönündeydi.
Sunny, arkasından öğürme sesleri gelmediği için içten içe şükrederek cesedi dikkatle inceliyordu. Acemi dedektifin, Nihilist’in son kurbanının manzarasını görünce midesinin altüst olmasını beklerdi; fakat bu yeni terfi almış "anne" dedektif, korkunç cesedi gayet soğukkanlılıkla karşılıyor gibiydi.
Hayır, aslında...
Yine de arkadan tuhaf sesler geliyordu.
Sunny hoşnutsuzlukla arkasına döndü, tam bir şey söylemek için ağzını açmıştı ki... bugün ikinci kez donup kaldı.
İstenmeyen ortağı, ona durmasını söylediği yerde dikiliyordu. Elindeki kâğıt torba açıktı; bir elinde yarım kalmış bir sandviç tutuyor, büyük bir iştahla çiğniyordu.
Sunny ona şaşkınlık içinde baktı.
"Yemek mi... yiyorsun?"
Ortağı mahcup bir şekilde sırıttı.
"Ah... üzgünüm! Metabolizmam çok hızlıdır. O yüzden sık sık atıştırırım."
'Bu kadının nesi var böyle?'
Sunny bir süre daha ona baktı, sonra kafasını sallayıp tekrar cesede döndü.
"Afiyet olsun bari."
Ölü adamın kafasını biraz oynatmak için öne doğru uzandığında kadın sordu:
"Bu arada, ne arıyorsunuz ki? Ölüm sebebi belli ki boğulma. Boynundaki şu morluklar katilin parmak izleri. Adam oldukça atletik görünüyor, onu bu şekilde boğmak... büyük bir güç ister. Nihilist genelde bıçak kullanır, değil mi? Daha önce kaba kuvvet kullandığını sanmıyorum. Bir taklitçi olabilir mi?"
Sunny yüzünü ekşitti, ardından uzun bir iç çekti.
"Ben sana sessiz ol demedim mi?"
İncelemesine dikkatle devam etti.
"...Bulabileceğim her şeye bakıyorum. Ve bu bir taklitçi değil. Gözler aynı cerrahi titizlikle çıkarılmış, bu herkesin harcı değil. Üstelik bu detayı basına hiç sızdırmadık. Ayrıca o piç sadece bıçak kullanmaz. Elinin altında ne varsa onunla işini görür. Suç yöntemi sürekli değişiyor, sanki yaratıcı olmaktan zevk alıyor gibi."
Ortağı ıslık çaldı.
"Peki, Nihilist’in bir erkek olduğundan emin miyiz? Hiç ipucu yok sanıyordum."
Sunny bir süre sessiz kaldı.
"Emin değiliz. Ama istatistiksel olarak seri katillerin çoğu erkektir. Ve... kim hiç ipucu yok dedi?"
O sırada ölü adamın ellerinden birini tutmuş, kol yeninin altına bakıyordu.
Aniden Sunny kaskatı kesildi.
"Bok."
Ortağı sandviçini bitirmiş gibiydi. Yaklaşıp omzunun üzerinden aşağı baktı ve meraklı bir tonla sordu:
"Ne oldu?"
Ölü adamın soluk teninde...
Koluna dolanmış küçük, siyah bir yılan dövmesi vardı.
Sunny’nin yüzü kasıldı.
"Bu bir çete dövmesi. Bu adam Kara Yılanlar’la takılıyormuş."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.