Mordret, bu büyüleyici psikiyatristi daha yakından incelediğinde Doktor Saint’in ne kadar bitkin ve hırpalanmış göründüğünü fark etti. O tekinsizce güzel yüzünde morluklar vardı, beyaz önlüğünün altındaki kıyafetleri kırış kırıştı ve ellerinden biri sıkıca sarılmıştı.
İradesi dışında yüzüne endişeli bir ifade yerleşti.
“Özür dilerim. Morgan mı yaptı? Siz… canınız yandı mı?”
Doktor Saint bir an sessiz kaldı, ardından Mordret’in maiyetindeki korumalara soğuk bir bakış attı.
Biraz tereddüt ettikten sonra kaşlarını çattı ve çınlayan, büyüleyici bir sesle konuştu:
“Sizinle özel olarak görüşebilir miyiz Bay Mordret?”
Sesini duyduktan sonra kendine gelmesi ve kendisine bir soru sorulduğunu idrak etmesi birkaç saniye sürdü. Mordret güzel psikiyatriste bir süre bakakaldıktan sonra korumalarına döndü.
“Burada bekleyin.”
Direktöre de lobide kalması için bir işaret verdi.
Doktor Saint başıyla onayladı.
“Öyleyse beni takip edin.”
Arkasını dönüp hastanenin derinliklerine doğru ilerledi; geçerken kartıyla birkaç kapının kilidini açtı.
“Bir sorun mu var Doktor Saint? Kız kardeşim için… epey endişeliyim. Burada en iyi tedaviyi gördüğünü sanıyordum ama bir de bakıyorum ki ortadan kaybolmuş. Tam olarak ne oldu?”
Kadın omuzunun üzerinden ona bir bakış attı.
“Dün gece Bayan Morgan bir hemşire ve üç hasta bakıcıyı öldürerek kaçtı.”
Mordret irkildi.
“Ne? Bu… Neden bana haber verilmedi?”
Madoc Amca birilerinin öldürüldüğünden hiç bahsetmemişti!
Doktor Saint içini çekti.
“Bayan Morgan, onların kendisini öldürmek için personel kılığına girip hastaneye sızan suikastçılar olduğunu iddia ediyor. Normal şartlarda Bayan Morgan’ın paranoid kişilik bozukluğundan muzdarip olduğunu söylerdim… ki muhtemelen öyle… ama bu vakada gerçekten emin değilim.”
Mordret hâlâ şok içinde başını salladı.
“Evet. Morgan… Morgan insanlara zarar verecek biri değildir. Yani, daha önce hiç kimseye zarar vermedi. Onun… birini öldürdüğüne emin misiniz?”
Ardından gözleri hafifçe irileşti.
“Bir dakika, bunları iddia ettiğini mi söylediniz? Yani onunla iletişim halinde misiniz?”
Doktor Saint tekrar başıyla onayladı.
“Evet. Aslına bakarsanız, ben…”
Bir süre tereddüt eder gibi göründü, sonra hafif bir isteksizlikle ekledi:
“Sizi ona götürebilirim.”
İşte o an Mordret nerede olduklarına dair hiçbir fikri olmadığını fark etti. Önce Doktor Saint’in nefes kesici güzelliği, sonra da Morgan hakkındaki sarsıcı haberler yüzünden dikkati fazlasıyla dağılmıştı. Hastanenin kalabalık kısımlarından ayrılmışlardı ve şimdi bir tür servis alanındaydılar. Hava soğuk ve nemliydi, yerlerde ince bir su tabakası vardı.
Mordret kafa karışıklığı içinde etrafına bakındı.
“Bağışlayın ama nereye gidiyoruz?”
Doktor Saint cevap vermek yerine sadece onu takip etmesi için işaret etti.
Birkaç köşeyi döndüler, bir merdivenden çıktılar ve zincirlenmiş bir kapının önünde durdular. Doktor Saint orada durup ona karmaşık bir bakış attı.
Kendini aniden onunla burun buruna bulup gözlerinin içine bakınca, Mordret hafifçe öksürdü ve mahcubiyetle bir adım geri çekildi.
“Şey… kusura bakmayın, yüzümde bir şey mi var?”
Kadın bir süre daha sessiz kaldıktan sonra dümdüz bir sesle konuştu:
“Bay Mordret, ben düzenli ve mantıklı şeylere değer veren biriyimdir. Ancak kendimizi içinde bulduğumuz bu durum düzensiz ve mantıksız… hatta gerçekten tatsız. Bu yüzden sadece içgüdülerimizi takip edip en iyisi olduğunu düşündüğümüz şeyi yapabiliriz.”
Mordret birkaç kez gözlerini kırpıştırdı.
Neden bahsediyor bu?
Doktor Saint tekrar içini çekti.
“Demek istediğim şu ki, işlerin çığırından çıkmasına izin vermeyeceğim. Eğer kendinizi çok rahatsız hissederseniz bana bir işaret verin, tüm bunları durdurmanın bir yolunu bulurum.”
Mordret bir an tepkisiz bir ifadeyle ona bakakaldı.
O sakin maskesinin ardında ise hiç de huzurlu değildi.
Sonunda sordu:
“Şey gibi mi… hani… bir güvenlik sözcüğü gibi mi?”
Göz alıcı psikiyatrist kaşlarını çattı, bir an ona baktı, sonra sorusunu tamamen görmezden gelerek kapının kilidini açmak için arkasını döndü.
Kapının ötesinde, hastanenin teknik ek binası boyunca uzanan sokak vardı. Gri gökyüzünden sicim gibi yağmur yağıyor, alelacele dizilmiş kum torbalarından oluşan barikatın küçük yarıklarından su sızıyordu. İşçiler delikleri tıkamaya çalışıyor, yalnız bir güvenlik görevlisi ise tentenin altında yağmurdan saklanıyordu.
Ancak Mordret’in bakışları barikatın ötesine kaydı.
Orada, ön camı çatlak, döküntü siyah bir araba sokağın ortasına park edilmişti; iki kişi kaygısızca arabaya yaslanmıştı.
Dedektifler.
Mordret kaşlarını kaldırdı.
“Dedektif Sunless? Dedektif Athena? Sizin burada ne işiniz var?”
Dedektif Athena gülümsedi.
“Ah, buralardan geçiyorduk.”
Dedektif Sunless da aynı şekilde sırıttı.
“Seni kaçırıyoruz.”
Ortağı ona şaşkın bir bakış attı.
“Ne? Hey, plana ne oldu? Onu arabaya güzellikle ikna etmeyecek miydik?”
Sunless boğazını temizledi ve ardından omuz silker gibi yaptı.
“Ee… sordu ama.”
Mordret tuhaf bir ifadeyle onlara baktı.
Ha? Bir saniye, yani Doktor Saint…
Bir an için yer yarılsa da içine girse diye düşündü.
Mordret bir an duraksadı, sonra hafifçe başını salladı.
“Ah… Gerçekten çok üzgünüm dedektifler ama şu an kaçırılmam benim için hiç uygun değil. Görüyorsunuz ya, kız kardeşimi bulmam gerekiyor. Ayrıca ailem de ziyarete geliyor… Şehirde seller var ve bir müze açılışı planlamam lazım. Bu yüzden, tüm saygımla —tekrar söylüyorum, gerçekten üzgünüm— teklifinizi reddetmek zorundayım.”
Mordret başka bir zaman dedektiflere seve seve eşlik ederdi ama bugün işi başından aşkındı. Bu yüzden onlara uymayacaktı.
Bir randevu ayarlasalar olmazdı sanki.
Mordret onlara kibar bir gülümseme sundu.
…İşte tam o an sırtına soğuk bir şeyin bastırıldığını hissetti ve bir tabanca horozunun kurulma sesini duydu.
Omzunun üzerinden baktığında, Doktor Saint’in o güzel, parıldayan gözleriyle kendisine baktığını gördü.
İnsan o gözlerde boğulabilirdi ama…
Görünüşe bakılırsa kadın sırtına bir revolver dayamıştı.
Güzel psikiyatrist içini çekti, sonra huzursuzca yüzünü buruşturdu.
“Gerçekten de… Ben de aklımı kaçırmış olmalıyım.”
Derin bir nefes aldı.
“Her neyse, lütfen arabaya binin Bay Mordret. Kaçırılıyorsunuz… Sizi kaçırıyoruz.”
Mordret başını hafifçe yana eğdi.
Biraz düşününce, bir tur atmanın zararı olmaz gibi…
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.