Sunny, sıradanlaşmış duyularına lanet ederek yataktan yuvarlanıp kalktı.
Refleksleri hala keskindi; maruz kaldığı onca ihmale ve kötü muameleye rağmen vücudu iyi durumdaydı. Ancak gölgeleri hissedemiyordu. Daha da utanç verici olanı, karanlıkta bile göremiyordu; Sunny uzun bir aradan sonra ilk kez gerçekten kör kalmıştı.
Odaya sızan tek ışık, perdelerin arasındaki dar bir çatlaktan geliyordu ve tek görebildiği, yatağın üzerinden atlayan karanlık bir karaltıydı.
Yine de ıslak yün, eski ter ve alkol kokusunu alabiliyordu.
'O... o lanet olası sarhoş!'
Biliyordu işte!
Paranoyası onu şimdiye kadar hiç yanıltmamıştı...
Sunny yerde tuhaf bir pozisyonda yatarken, saldırgan yatağın üzerindeydi ve elindeki ölümcül bıçağı indirmesine sadece saliseler kalmıştı. Bu alelade bir bıçaktı ama burada, Serap Şehri’nde, sıradan bir namlu bile Sunny’yi kanatacak güce sahipti.
Onu öldürecek güce.
Duyuları gitmişti, mevkisi gitmişti... Fakat becerileri ve deneyimi hala onunlaydı. Sunny artık bir Egemen’in gücüne sahip değildi ama hala bir Egemen olmayı başarmış o kişiydi.
Ve bu, onun açık ara en korkutucu özelliğiydi; mevkisinden, niteliklerinden ve alanından çok daha önemli bir güç.
Sunny ayağa kalkmaya çalışmak yerine, ucuz yatağı tüm gücüyle tekmeledi. Yatak yarım metre kadar geriye kayarak hareket halindeki saldırganın dengesini bozdu. Karanlık siluet yalpaladı ve gürültüyle yere kapaklandı.
Boş şişelerin kırılma sesi duyuldu, cam kırıkları bir anda her yere saçılmıştı.
Sunny ayağa fırlarken bir perdeye asılıp onu aşağı çekti. Eğreti bir şekilde tutturulmuş perde kornişi çat diye kırıldı ve elektrikli sokak lambalarının soğuk ışığı küçük apartman dairesine doldu.
Solgun teni, yağsız kasları ve vücudunu saran siyah yılan dövmesinin kıvrımları bu ışıkta ortaya çıktı.
Sözde sarhoşun o tekinsiz, cam gibi bakan gözleri de görünür olmuştu.
Sunny, deneyimli bir katilin sakin ve soğuk bakışlarıyla ona dik dik baktı.
"Bir polisin peşine düşmek iyi cesaret. Seni kim gönderdi?"
Sarhoş, cevap vermek yerine ileri atıldı.
Adam bir sarhoş gibi görünüyor ve bir sarhoş gibi kokuyordu... Ancak eğitimli bir suikastçı hızıyla ve ölümcül bir hassasiyetle hareket ediyordu.
'Suikastçılar, ha? Bu yeni bir şey...'
Gerçek dünyada profesyonel suikastçı kalmamıştı. Elbette sessizce öldürme konusunda uzmanlaşmış usta katiller vardı ama hem rüya aleminde hem de dünyada dolaşan Kabus Yaratığı sürüleri varken, kimin insan suikastı üzerine uzmanlaşacak vakti olurdu ki? Bu işte düzenli bir ekmek kapısı yoktu; bu yüzden bu işi yapanlar için bile bu sadece yarı zamanlı bir işti.
Sunny bir zamanlar kendisini böyle sessiz bir katil olarak hayal etmişti, bu yüzden hayatına son vermek için dairesine giren adama karşı biraz içerledi.
Adamın bileğini yakalayan Sunny kendi ekseninde döndü, düşmanın kolunu kendi koluyla gövdesi arasına sıkıştırdı ve sonra diğer elinin ayasıyla katilin yumruğuna vurdu. Bıçak çınlayarak yere düştü. Sunny hiç vakit kaybetmeden karın kaslarını sıkarak etrafında döndü; tam zamanında yapmıştı.
Suikastçının yumruğu Sunny'nin kaslarından örülü çelik bariyere çarptı. Aynı anda Sunny'nin dirseği adamın kafasının yan tarafına indi.
Sersemleyen adam pencereye doğru yalpaladı ve bir koluyla başını siper ederek geri döndü.
Diğer eli kemerine uzandı ve tuhaf bir düzenek çıkardı. Kısa, küt bir namlusu ve metal gövdesinin ortasından sarkan döner bir silindiri vardı. Bir halka suikastçının işaret parmağını koruyordu ama diğer parmaklar açıktaydı.
'Bu... kadim bir silah.'
Ortalama bir uyanmış ateşli silahlar hakkında pek bir şey bilmeyebilirdi ama Sunny, Antarktika'nın dondurucu düzlüklerinde sıradan askerlere liderlik etmişti.
Ayrıca varoşlarda büyümüştü, bu yüzden bir müzeye ait olması gereken eski bir yadigar olsa bile, gördüğü şeyin bir silah olduğunu hemen anladı.
Sunny, katile karanlık bir ifadeyle baktı.
'Yumruk kavgasına kim silah getirir ki? Bu resmen aldatma.'
Suikastçı silahı kaldırıp doğrultamadan, Sunny bacağını savurdu ve adamın göğüs kafesinin ortasına yıkıcı bir tekme indirdi.
Kaburgaları un ufak edecek kadar güçlü bir tekmeydi bu; ama daha da önemlisi, piçi uzağa fırlatacak kadar kuvvetliydi.
Ve arkasında... pencere vardı.
Suikastçı sırtıyla camı parçaladı ve yağmurun gürültüsü ile soğuk rüzgarı içeri davet ederek korkulukların üzerinden aşağı yuvarlandı.
Keskin cam kırıkları arasında, geldiği gibi gitti; kırılan cam sesleri eşliğinde.
'...Ben kaçıncı katta oturuyordum sahi?'
Sunny kırık pencereye yaklaşıp aşağı baktı.
Aşağıdaki ıslak asfaltın üzerinde uzanan beden hala hareket ediyordu. Adam sarsıldı, sonra yavaşça ayağa kalktı ve ardında bir kan izi bırakarak sendeleye sendeleye uzaklaştı.
'Seni gidi piç.'
Kendini kesmemek için perdeyi paramparça olmuş pencerenin üzerine seren Sunny dışarı tırmandı, kaygan su borusuna tutundu ve çevik bir şekilde yere indi.
Yağmur çıplak göğsünü dövüyor, ıslak saçları gözlerinin önüne geliyordu. En kötüsü de siyah pijama altı hızla suyu çekiyordu.
Sunny, kan izini bir düzine metre ötedeki bir çite kadar takip etti. Yoldan geçen biri dövmesini fark edince dehşet dolu bir ifadeyle aceleyle uzaklaştı.
Çiti geçen Sunny, yaralı suikastçının köşeyi dönüp gözden kayboluşunu ucu ucuna görebildi. Yol kenarında yırtık bir yağmurluk ve gösterişsiz bir şapka giymiş biri daha duruyordu. Başarısız katilin arkasında bıraktığı kan izine bakıyordu.
'Bir görgü tanığı daha. Bu insanların neden hiçbiri uyumuyor?'
Yakındaki bir dükkan tabelasının kırmızı neon ışığı altında, yoldan geçen adam sanki kana bulanmış gibi görünüyordu.
Sunny su birikintilerinin üzerinden çıplak ayakla yürüdü, sonra durup bu tesadüfi tanığa ters ters baktı. Adam da ona baktı...
Ve sonra eğlenerek gülümsedi.
Sunny, bu hırpani adamın ayna gibi parlayan gözlerinde kendi solgun bedeninin yansımasını görebiliyordu.
"Ah, ne hoş bir sürpriz. Sizi burada görmek ne güzel, dedektif. Güzel bir akşam yürüyüşüne mi çıktınız?"
Sunny karanlık bir ifadeyle gülümsedi.
"...Bırak bu ayakları. Kim olduğunu biliyorum."
Mordret —Hiçliğin Prensi— onu bir an inceledi ve sonra kıkırdadı.
"Ben de senin kim olduğunu biliyorum."
Keyifle gülümsedi.
"Sen, babamı öldüren adamsın."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.