Mordret kahkahayı patlattı.
"Ben mi? Tanrı aşkına... Bu gerçeklikte resmen var bile sayılmam. Beni nasıl yem olarak kullanacaksın ki?"
Sunny sırıttı.
"Nasıl olacak? Seni şık bir takım elbiseyle giydirip saçına biraz jöle sürerek tabii ki. O nazik kopyanın yerine geçecek ve Madoc’u açığa çıkaracaksın. Bunu yaptığında hayatın ciddi bir tehlikeye girecek kuşkusuz... Ama bu, seve seve göze alabileceğim bir risk."
Hulyalı bir şekilde iç çekti.
"Aslına bakarsan, bunu dört gözle bekliyorum."
Mordret devrilen bardağını düzeltti ve şişede kalan son damlaları içine boşalttı. Bir yudum alırken Sunny’ye eğlenmiş bir bakış attı.
"Peki, bu işten benim çıkarım ne?"
Sunny omuz silkti.
"Bu müzakere edilebilir ama... Haline bir bak. Cesur bir maske takınabilirsin fakat Hayal Sarayı’nda geçirdiğin zamanın pek de iç açıcı olmadığı ortada. Seni daha önce hiç bu kadar acınası bir halde görmemiştim. Tüm Serap Şehri peşindeyken hayatta kalmak pek kolay olmamıştır, değil mi? Yani gerçekten talepte bulunabilecek bir konumda mısın?"
Mordret yine güldü.
İçkisinin tadını çıkardı, ardından Sunny’ye meraklı bir bakış attı.
"Beni öldürmek için gerçekten Büyük Ayna’ya girmedin mi yani?"
Sunny yüzünü ekşitti; bu soruyu cevaplamak zorunda kalmaktan rahatsız olmuştu. Cevap vermesi, sırlarını Mordret’e fazlasıyla ifşa etme riskini taşıyordu ki bu asla iyi bir şey değildi.
"Senin o iyi yarınla tanışmadan önce, ruh düellosu dışında öldürülebileceğini bile bilmiyordum. Yani hayır."
Mordret birkaç an durup bir şeyler düşündü.
"Ama artık bildiğine göre, muhtemelen beni öldürmekten çekinmezsin. Öyle değil mi?"
Kahretsin.
Sunny öfkeyle içini çekti.
"Elbette. Seni öldürmek için sayısız nedenim var, hayatta tutmak içinse çok az. Lütfen alınma... Aslında alınsan iyi olur. Bunu bir hakaret olarak söyledim zaten."
Mordret kıkırdayarak içkisini bir yudumda bitirdi.
"Yanılıyorsun. Beni hayatta tutmak için gereken nedenler az olabilir ama senin ve Değişen Yıldız'ın benden kurtulmak için sahip olduğu sayısız nedenden çok daha ağır basıyorlar. Hatta... Buraya neden geldiğini boş ver. Sence ben buraya neden geldim, Sunless?"
Sunny kaşlarını çattı.
"Morgan’ın o diğer yarının kalbini söküp çıkarmasına engel olmak için değil miydi?"
Mordret yavaşça başını salladı.
"Bu nedenlerden biriydi ama asıl neden değildi... Doğrusu, Morgan onun varlığından haberdar olmasaydı bile ben yine buraya gelirdim."
Tam Sunny’nin gözlerinin içine bakarak gülümsedi.
"Tanrılar aşkına... Gerçekten hiçbir fikrin yok, değil mi? Ne kadar da rahatsız edici."
Sunny’nin kaşları daha da çatıldı.
"Bir fikrim var. Hatta birkaç fikrim var ve sen böyle lafı dolandırıp durdukça o fikirler daha da çoğalıyor."
Mordret iç çekerek bakışlarını kaçırdı.
Nadir bir dürüstlük anında, o her zamanki resmi maskesi kaydı ve altından hem kederli bir duygu hem de bir huzursuzluk kırıntısı belirdi.
Sonra o kibar gülümsemesini yeniden takındı. "Seni aydınlatmama izin ver o halde. Babanı ben yapamadan senin öldürdüğünü öğrenince kalbim fena kırıldı, Sunless. Öyle ki, senden intikam almak için akıl kârı olmayan bir şeyler yapmayı bile düşündüm. Çocukça ve kin dolu bir şey... Kılıç Diyarı’nı yerle bir etmek veya Kuzey Quadrant Kuşatma Başkenti'ni bir mezarlığa çevirip sonra da senin uzuvlarını tek tek koparmak gibi."
Sunny’nin yüzü kararırken, Mordret’in gülümsemesi biraz daha yayıldı.
"Ah, ama çabucak aklım başıma geldi. Elbette intikamımın elimden çalınması canımı çok yaktı... Fakat her şeyden önce pragmatik biriyimdir. Varoluş amacım olarak seçtiğim hedef yok olmuştu. Ben de, o bilge ve yardımsever kişiliğimle, geçmişe takılıp kalmak yerine geleceğe bakmaya karar verdim."
Sunny karanlık bir ifadeyle gülümsedi.
"Öyle mi? Bir Hükümdar'ın uzuvlarını tek tek koparmanın o yardımsever kişiliğin için biraz fazla sorun yaratacağı için olmasın?"
Mordret kahkaha attı.
"Ah, kesinlikle. Öfkeme rağmen, iki yeni Üstün’ü kendime yeminli düşman etme fikri pek de cazip gelmedi."
Sunny onu bir süre süzdü.
"Peki, kendin için hayal ettiğin o gelecek neydi? Yeni bir hedef buldun mu?"
Mordret omuz silkti.
"Yeni hedeflerden bahsetmek için henüz çok erken. Önce güvenliğimi sağlamalıyım. Gördüğün gibi benim eylemlerim şu anda bir seçim değil, bir zorunluluk meselesi."
Sunny öfkeyle bakarak konuştu:
"Ne demek istiyorsun sen? Ne zorunluluğu?"
Mordret kıkırdadı.
Yine de gülüşü pek neşeli gelmiyordu kulağa.
"Bir düşün. Kusurumu, yani tek zayıflığımı bu gizli yere sakladım. Babam bile onun varlığından ya da Hayal Sarayı’ndan haberdar değildi. Sen kusurumu Morgan’dan öğrendin, Morgan ise Ki Song’un bıraktığı mirastan. Peki Ki Song bunu nereden biliyordu? Hele nerede bulacağını nasıl öğrendi?"
Sunny ona kasvetli bir bakış attı.
"Bilmiyorum. Bir tür kehanet yoluyla olduğunu sanmıştım... Belki de Ölüm Şarkıcısı yardım etmiştir."
Mordret başını iki yana salladı.
"Hayır, kehanet değildi. Birisi ona bunu bizzat anlattı. Beni herkesten daha iyi tanıyan ve babamı dizginlemek için onunla pazarlık yapabilecek biri."
Sunny gerildi.
Mordret’in imâ ettiği kişi tek bir adam olabilirdi.
"Yani... Üçüncü Hükümdar’ı mı kastediyorsun?"
Mordret keskin bir şekilde gülümsedi.
"Aynen öyle. Rüyadoğan benim zayıflığımı çok iyi biliyor. Pek çok şeyi biliyor... Aslına bakarsan, onun bilmediği bir şey var mı, emin bile değilim."
Sesi biraz tuhaf çıkmıştı. Sunny, Mordret’i daha iyi tanımasa bu piç kurusunun korktuğuna inanabilirdi.
Ancak bu, doğası gereği imkansızdı.
"Peki bunun senin Hayal Sarayı’na gelmenle ne ilgisi var?"
Mordret omuz silkti.
"Çok basit. Kusurum şimdiye kadar burada güvendeydi ama artık değil."
Birkaç saniye duraksadı ve ardından dondurucu bir gülümsemeyle ekledi:
"Çünkü Rüyadoğan geliyor. Ve o geldiğinde, dünyadaki hiç kimse —hiçbir dünyadaki hiç kimse— artık güvende olmayacak."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.