Üstelik, arkadaş seçimi konusunda da Katoyu’un dediği gibi gerçeklikten uzak bir kadroydu bu.
O kişilikleri fazla güçlü ve karakterleri bozuk ikilinin takım çalışması yürütebileceğini hayal bile edemiyordum.
...Gerçi o ikisinin birbiriyle iyi geçindiğini hayal etmek çok daha korkutucuydu ya, neyse.
Ayrıca... hepsinden önemlisi, Kato da pek ilgili görünmüyordu.
Bu şekilde, ardı arkası kesilmeyen bahaneler bir anda zihnimi istila etmeye başladı.
Sadece metin miktarı açısından bakarsak, şimdiden planlama dosyasının hacmini çoktan aşmıştı.
Buraya kadar gelince, bir şeyi anlamaya başladım...
Eğer sadece ben vazgeçersem, herkes mutlu olabilirdi.
Bir tek ben vazgeçersem...
'Aki-kun... benim tam olarak neremi beğenmiştin?'
'...Ha?'
'Ay, hayır yani şey... Şöyle şeyler yaparken eğlenceliydi ya da şu yönünü seviyorum falan gibi. Ya da tam tersi, bak şu yönün hiç olmamış dediğin bir şey de olabilir.'
Ben de sana sorayım o zaman.
Asıl Kato, hiç mi eğlenmedi?
Benimle vakit geçirmek sıkıcı mıydı yani...
'Şey... Kato, sen,'
'E-evet.'
'Bayağı bildiğin sevimlisin işte.'
'A-teşekkürler. Ama bu biraz aniden oldu, pek içten gelmiyor gibi sanki.'
'Evet, ben de öyle düşünüyorum. O yüzden az önce söyleneni unut lütfen.'
'Aa, bir sipariş daha verebilir miyim? Karnım biraz acıktı da.'
'Tabii, istediğini söyle. Bugün hepsi benden, benim ısmarlamam.'
'Ah, zahmet oldu, bakalım...'
"...Hı?"
Bu, birkaç gün öncesine ait bir anıydı.
O "yokuşun tepesindeki kızla" hiç de dramatik olmayan o yeniden karşılaşmamızın hemen ardından gittiğimiz kafedeki, o aşırı güven veren, sıradan karşılıklı konuşmamız.
Fakat, bu yoksa...?
'Şey... Kato, sen,'
'E-evet.'
'Bayağı bildiğin sevimlisin işte.'
'Ih... H-hayır, bir dakika... E-eee!?'
'Öyle nefret eder gibi bir yüz ifadesi takınmana gerek yok herhalde. Seni övüyorum şurada.'
'A-ama yani, normalde neredeyse ilk kez karşılaştığın bir kızın yüzüne karşı böyle şeyler söylenir mi hiç?'
'Ah, demek ki kızlara karşı böyle davranınca cidden soğuyorlar ha?'
'Soğumaktan ziyade, şey...'
'Ya, bende galiba hiç nezaket yok, o yüzden böyle şeyleri pek anlamıyorum.'
'Ah, evet, cidden hiç anlamıyor gibi görünüyorsun, hem de hiç.'
'Tamam, konuyu ben açtım kabul ama yüzüme karşı bu kadar net onaylamasaydın bari.'
'Çünkü, en başta o "nefret eder gibi bir yüz ifadesi" kısmı tamamen bir yanlış anlaşılma...'
"Allah Allah?"
Birazcık... etkileyici mi oldu ne?
Diyalogları sadece ufacık kurcalamış olmama rağmen mi?
Ben, biraz daha samimi ama saf bir çocuk tarzında replikler söyleyince.
Kato da biraz daha toy tepkiler verince...
"—Öyle nefret eder gibi bir yüz ifadesi takınmana gerek yok herhalde... —Eee, sonra ne geliyordu?"
İşte bu yüzden, o kalbimin küt küt ettiği anın peşinden hırsla koşuyorum.
Odanın içinde, uzun süredir duyulmayan klavye tuşlarının sesi yankılanıyor.
Ekran, günler sonra ilk kez metinlerle dolup taşıyor.
Ne yaptın be Kato...
Birazcık dokunuşla, sen bile ne kadar etkileyici olabiliyormuşsun meğer.
'Söz vermiştin Kato... Henüz eve gitme.'
'A-Aki-kun...'
'Lütfen!'
'Pekala, zaten eve bugün gecikebilirim demiştim, o yüzden biraz daha kalabilirim sanırım.'
'Sahiden mi!?'
Bir kez daha, bu sefer kendimi sorguluyorum.
Neden Kato'yu bir Galge başrol kadını yapmak istemiştim ki?
Sevimli, karakteri belirgin, çekici ve oyunu oynayan herkesin "İşte benim eşim" demek isteyeceği, o en popüler başrol kadınına dönüştürmeyi neden bu kadar çok arzulamıştım?
...Bunun sebebi, şimdiki Kato'nun öyle olmamasının verdiği o eziklik hissi değil miydi?
Onunla o ilk karşılaşmamızda kaderi hissetmiştim.
Gel gör ki, o kader bizzat kendisi tarafından reddedildi.
Bu yüzden, ihanete uğrayan o kaderi, oyunun içinde eski haline döndürmek istemiştim...
'Lütfen!'
'............Yine de, olmaz.'
'Ö-öyle mi... Kusura bakma, birden saçma bir şey istedim.'
'Şey, sahiden çok saçma, aniden böyle bir şey söylemene inanamıyorum!'
'A-ama ben, Kato hakkında gerçekten!'
'Çünkü yanımda yedek iç çamaşırı getirmedim!'
'...Ha?'
'Pijama, diş fırçası, saç kurutma makinesi... Böyle kalırsam yarın sabah halim perişan olur!'
'Yahu, sen ne diyorsun?'
'Ne ne diyorsun'u var mı be! Bir kız için yapılacak bir sürü hazırlık vardır!'
'Ama böyle dersen hiçbir zaman vaktimiz gelmez...'
'O yüzden... bir dahaki sefere, beni ne zaman davet edeceksin?'
'Eee...'
'Bu sefer hazırlıklı geleceğim. Yatılı kalmak için her şeyi yanıma alacağım.'
'K-Kato?'
'O yüzden Aki-kun... Tomoya-kun, sen de iyice hazırlan.'
'H-hazırlanmak mı...?'
'Megumi diye... ismimle seslenmeye, hazırlıklı ol.'
Demek öyle... Şimdi anlıyorum.
Ben, Kato’ya karşı bir karşılıksız aşk acısı çekiyormuşum.
Kendi kafamda kurduğum imajın bizzat kendisi tarafından reddedilmesiyle.
Karakteri silik, rahat, Otakulara yaranmaya çalışmayan ama bir o kadar da hoşgörülü...
Böylesine aşırı ideal bir "arkadaş" profili önüme serilerek, nazikçe reddedilmişim aslında.
'Garip olan sensin Aki-kun.'
'O yüzden diyorum ya, o kişinin anormalliğini yüzüne karşı söylememen lazım diye~'
'Popüler illüstratör, dahi yazar falan... Aki-kun, senin çevren neden hep böyle insanlarla dolu?'
'Bak işte, orada hiçbir özelliği olmayan Kato olduğu için denge tam sağlanıyor ya.'
'Bu durumda benim ne olduğumun önemi kalmıyor ki zaten. Hem beni zorla esprilerinin sonu yapmasan da olur.'
Bu yüzden, oyunun içinde farklı bir Kato ile tanışmak istemiştim.
Gerçekte gerçekleşmeyecek bir rüyayı oyunla telafi etme çabası...
Vay be, resmen yaratıcılığın temel kuralıymış bu.
'Garip olan sensin Tomoya-kun.'
'Neden ben!?'
'Popüler illüstratör, dahi yazar falan... Üstelik ikisi de çok tatlı kızlar!'
'Yahu, mesleklerini geçtim, tatlı olup olmamalarının konuyla ne ilgisi var şimdi?'
'Ama kız olmalarıyla bir ilgisi var değil mi? Üstelik bunu benden şimdiye kadar sakladın!'
'Öyle desen de, ben eserlerinin hayranıyım, yazarın kim olduğu beni pek bağlamıyor aslında...'
'Üstelik, üstelik, ikisinin de aynı okulda olduğunu bile gizledin!'
'Ya o konu şey, karşı taraf gizli tutmamı istediği için...'
'Üstelik, üstelik, üstelik! Bu kitabı okurkenki Tomoya-kun'un o yüz ifadesi! Öyle mutlu, öyle eğleniyor gibi, bazen acı çeker gibi, bazen de ağlayacakmış gibiydi ki... Benimleyken bile nadiren öyle bir yüzün oluyor!'
'Eserlere de kıskançlık yapma artık...'
Evet...
Ben, Kato ile böyle utanç verici diyaloglar kurmak istiyordum.
Sıradan sohbetlerimiz de ona has ve eğlenceliydi ama ben daha fazla ona yakışmayan, nefes kesici konuşmaların peşindeydim.
Sadece eğlenmek değil, canımı yakan duyguları da kucaklamak istiyordum.
Daha fazla kalbimin çarpmasını istiyordum.
Beni kıskanmasını istiyordum.
Resmen bitiyordum bu kıza...
"...Oldu."
Saat sabahın yedisi.
Pencereden parlak gün ışığı süzülüyor ve dışarıdan sabah kuşlarının cıvıltıları duyuluyor.
Efekt değil, bildiğin serçeler ötüyor işte.
Böylesine huzurlu bir bayram tatili sonrası Pazartesi sabahında, sonunda bu iş tamamlanmıştı.
Aslında tam anlamıyla bittiğini söylemek için henüz çok erkendi, daha doğrusu hazırladığım taslağın sunum kalitesi yerlerde sürünüyordu.
Bir kere, başlık hâlâ "Belirsiz" olarak kalmıştı.
Tür kısmında ise sadece "Saf Aşk Adventure" yazan, artık modası geçmiş tek bir satır vardı.
Karakter ayarlarında ise her zamankinden daha baştan savma duran bir ifade yazılıydı: "2-B sınıfındaki Megumi Kato baz alınmıştır."
"Oldu... Sonunda yaptım..."
Yine de benim için bu, tartışmasız bir "tamamlanma" anıydı.
O aşırı basit oyun konsepti açıklamasından hemen sonra, ana karakter ile başrol kadının diyalog şeklinde akan metinleri sonsuz bir döngüyle devam ediyordu.
Okul çıkışı gidilen ara yollar, ders bitiminde sınıftaki kulüp faaliyetleri, sabahlamalı oyun seansları, anime maratonları, beraber okula gidişler, tatil randevuları, tren istasyonu önündeki gezintiler, kafedeki o gergin anlar, seyahatteyken yapılan uzun mesafeli görüşmeler ve bir hafta sonraki kavuşma anında paylaşılan o birikmiş anılar...
Tesadüf eseri karşılaşmalar, o tutuk ilk sohbetler, huzurlu geçen zamanlar, heyecanla konuşulan geceler, uykulu gözlerle karşılanan sabahlar, eskisinden biraz daha tuhaf hissettiren o "günaydın"lar, üç dakikalık gecikme yüzünden işitilen o sağlam azarlar, doğal bir şekilde kenetlenen eller, dökülen ilk gözyaşları, birbirine çarpan o yalnızlık hissi ve paylaşılan o derin sevgi...
Gerçekte tek bir tanesi bile yaşanmamış olaylar.
Belki de en ufak bir tercihin değişmesiyle yaşanabilecek ihtimaller.
Dışarıdan bakan biri için tamamen sıkıcı, öz tatminle dolu bir diyalog yığını.
Ancak o ana karakter ve başrol kadın için hiçbir kelimesi boşa gitmeyen, yeri doldurulamaz bir sohbet.
Bitti diyebileceğim tek şey işte bu örnek metindi.
Genel resme baktığımda, buna bir oyun taslağı demek imkansızdı.
Ama böylesi iyiydi.
Çünkü göğsümü gere gere "Benim yapmak istediğim oyun tam olarak bu" diyebileceğim bir içerikti bu...
"Ben kaçtım!"
Sonuçta bir dakika bile uyumadan, her zamankinden bir saat erken evden çıktım.
Eğer birazcık bile uyursam akşam vaktine kadar baygın yatacağımı biliyordum ve her şeyden önemlisi, şu an bir an önce okula gitmek istiyordum.
Çünkü bu hazırladığım kurguyu o ikisine bir an önce göstermek için sabırsızlanıyordum.
Aslında, durum biraz daha farklıydı.
Şu an bunu en çok görmesini istediğim kişi başkasıydı.
Resmen "Seni fantezilerime alet ediyorum" diye bağıran, esin kaynağı kabak gibi ortada olan bu metni okuduğunda acaba ne tepki verecekti?
...Gerçi, ne de olsa o olduğu için en fazla birazcık geri çekilirdi.
Sonra da bir şekilde "Bu da fena değilmiş aslında" gibisinden o güven veren tepkilerinden birini verirdi kesin.
O bir haftalık ayrılıktan sonraki güven duygusu ve beklentimin boşa çıkması ihtimali burnumda tütmeye başlamıştı; bu yüzden pedallara daha da asıldım.
Yol boyunca sola doğru kıvrılıp hızlanmaya devam ederken, görüş alanımın bir anda dört bir yana açıldığı o dik yokuşun başına geldim.
Yani tam oraya, her zamanki Dedektif Yokuşu'na...
"Ha...?"
Yokuştan aşağı inmeye başladığımda gayriihtiyari ağzımdan şaşkın bir ses çıktı.
Sırtıma aniden vuran sert bir rüzgar yüzünden değildi bu.
Mevsimi çoktan geçmiş kiraz çiçeği yapraklarının uçuşması yüzünden de değildi.
Ve tabii ki güneşin haddinden fazla sarı görünmesinden de kaynaklanmıyordu...
Pıt, pıt, yuvar yuvar... Tak.
".........Ne?"
O güneşten daha büyük, daha yakın ve tam önümde zınk diye duran; beyaz, yuvarlak, tanımlanmış bir gidiş objesiydi.
"A-ah! Durdu!"
"................Eee?"
Ardından arkamdan, esmeyen rüzgara bile ayak uyduramayan, telaşlı bir ses geldi.
"Görünüşe göre aynı şeyi tutturmak pek kolay olmuyormuş."
"Ah..."
Yolun ortasında kalakalmış beyaz bir bere.
Ve yokuşun tepesinde öylece dikilen sahibi.
"Uzun zaman oldu. Yine... karşılaştık. Tamamen tesadüf işte, değil mi? Ahaha..."
"Ka-Kato...?"
...Onun o parıldayan, göz kamaştırıcı gülümsemesi.
"A-aa? Beni tanıyormuşsun meğer... Tomoya Aki-kun."
İsmini söylemiştim, o da benimkini...
Ama bu Megumi Kato, her zamankinden tamamen farklıydı.
O gülümsemesi, o çekici konuşma tarzı, hatta derin anlamlar yüklü sözlerinin içeriği bile.
Yine de bu kız kesinlikle benim tanıdığım Kato... Hayır, o günkü kızın ta kendisiydi.
Çünkü yokuşta yuvarlanan o beyaz bere, rüzgarda dalgalanan beyaz elbise ve o beyaz...
"Ka-Kato...? Bu da ne demek oluyor?"
Neler oluyordu böyle...?
Üç gündür uyumayan beynimin bana oynadığı bir oyun mu, yoksa o meşhur kiraz çiçeği ruhunun bir şakası mıydı?
"Biliyor musun, bu şey... kaderin telafisi."
"Telafisi mi...?"
Beyaz elbiseli kız, başını hafifçe yana eğip saçlarını geriye doğru savurdu.
Bu onun her zamanki hareketlerinden biri değildi.
Ama şu anki haline inanılmaz derecede yakışıyordu.
"O gün o kadar dramatik bir şekilde tanışmışken, sonrasında hiç de dramatik olmayan bizler için bu bir bütünleme sınavı."
"Bütünleme..."
Telafi, bütünleme... Rövanş, yeniden deneme.
Bu kelimeler, çok yakın zamanda bir yerlerde duyduğum o niyeti anımsatıyordu bana.
"Hadi kuralım mı? Bizim bundan sonraki hikayemizi... Beraber kuralım mı?"
Yoksa bu...
"Hadi bakalım, az önceki kısımdan baştan alıyoruz."
Kato önümde hafifçe kendi etrafında döndü.
Eteğinin uçları fırıl fırıl savrulurken gözlerimi, kalbimi ve nefesimi benden söküp aldı.
"Vay canına, beni tanıyormuşsun demek... Sevindim, çünkü hiç dikkat çekmediğimi sanıyordum."
"A-ah, hayır, yani..."
"Ben de seni tanıyorum biliyor musun, Tomoya Aki-kun?"
"Ha...?"
"...Tabii bu çok doğal. Sen benim aksine acayip ünlü birisin."
"............"
Anlıyorum.
Demek olay buydu...
"2-B sınıfının fırtınası mı dersin, iflah olmaz bir takıntılı mı, yoksa okulun en popüler siması mı..."
"...O ne be, çok ağır oldu."
"Ahaha, ben demedim ki sonuçta."
Sorunlu tip, boktan bir otaku, milletin güldüğü biri... Demek ki söyleyiş tarzı her şeyi değiştiriyordu.
Kaba saba ifadeleri atıp yerine insanın içini eriten bir hava katıyordu.
"A-ha, doğru ya... Teşekkür etmem lazım."
"Önemli değil canım, lafı bile olmaz..."
"Hey, biraz eğilsene?"
"Ha? Şöyle mi?"
İşte bu yüzden, baştan alıyorduk.
İdealimizdeki o karşılaşma için rol yapıyorduk.
"Hmm, biraz daha aşağı. Benim göz hizama gel."
"Ş-şöyle mi?"
...Evet, bu durum dün geceki benimle aynıydı.
"Şimdi gözlerini kapat."
"Ne..."
"Çabuk!"
"T-tamam!"
Üstelik başrol karakteri...
"............"
"............"
"............"
"...Ş-şey, Kato?"
"Tamam! Gözlerini açabilirsin!"
"Peki ama ne yaptın ki..."
"...Pff."
"Pff derken?"
"İ-inanılmaz yakışmadı!"
"Ha? Ne?"
Kato'nun parmağıyla işaret ettiği yere, kafama dokunduğumda hissettiğim şey keçe dokusuydu.
Elime aldığımda, az önce yerden alıp Kato'ya verdiğim bereyle karşılaştım.
"Ahahaha, üzgünüm ama bunu ben bile savunamam."
"E-elbet herhalde! Kadın eşyası bu çünkü!"
"Hafifçe güler Düşününce öyle galiba, hihihihi."
"L-lan, amma güldün be!"
Kafama geçirdiği bereyi geri alıp tekrar kendi başına takarken hâlâ gülüyordu.
"Tamam tamam, özür dilerim. O zaman bunun karşılığında başka bir şekilde teşekkür etmem lazım."
"Hayır, yani, teşekkür falan gerek yok..."
"O zaman bir dilek hakkı veriyorum, ne istersen söyle."
"...Ne, ha!?"
"Yani... Her şeyi yapacağıma söz veremem ama elimden geleni yaparım, olur mu?"
O muzip tavrı, her zamankinden daha berrak çıkan sesi ve içten gülümsemesi...
Hayal gücüne çok fazla alan bırakan bu teklifiyle birleşince, bedenimin her bir yanını delip geçiyordu.
"H-hayır, bir dakika bekle, böyle aniden..."
"O zaman beş saniyen var. Süre dolunca teklif iptal."
"Eee!?"
Tamamen Kato'nun... Başrol Kadın'ın temposuna kapılmıştım.
"Dööört..."
"Bi-bir dakika bekle!"
"Üüüç..."
"Bekle diyorum ya!?"
"İki-ii..."
"Diyorum ya, kalp hazırlığı falan..."
"Biiiiir..."
"...Ah."
Ancak sonsuza dek oraya buraya savrulan bir ana karakter olmak hiç de eğlenceli değildi.
"Biiiiiiiiir..."
"............"
Daha doğrusu, böyle giderse hikaye ilerlemezdi.
Bu yüzden, muhtemelen burada yapılması gereken...
"Biiiiirr! Oh be, oh be, ffuuuh..."
"...İyi misin?"
"!?"
Bak işte, süre aşımı gibi bir seçenek hazırlamamıştı.
"O zaman tekrar soruyorum, isteğimi söyleyebilir miyim?"
"...Evet, buyur!"
"Öyleyse Kato..."
Ben de hayal gücüne bu kadar açık olan o teklife, yine hayal gücünü sonuna kadar zorlayan bir istekle karşılık verdim.
"Benim eserimin başrol kadını ol."
"Ha?.."
'Yaptığım doujin oyunundaki ana karakterin modeli ol' gibi kaba bir açıklamaya gerek yoktu.
Her zamanki gibi işi şakaya vurup sulandırmamak gerekiyordu.
Sadece bu kadar, biraz çizgiyi aşmış gibi hissettiren utanç verici kelimeleri ve duyguları ona çarpınca...
"...Öyle olsun bakalım, evet, olur."
"Kato..."
Yol açılmıştı.
"Nedense kulağa eğlenceli geliyor. Heyecanlandım."
"Evet... Söz veriyorum. Birlikte harika bir şey yapacağız, tamam mı?"
Tıpkı o zamanki gibi anlık bir karardı bu.
Üstelik bu seferki kararın bir rol olduğunu biliyordum.
"Bundan sonrası çok keyifli olacak gibi, Tomoya-kun... Böyle seslenmemde bir sakınca yok, değil mi?"
Yine de bu sefer göğsümde hissettiğim darbe o zamankinden çok farklıydı.
"O zaman ben de Megumi diyebilir miyim?"
"Sen... Şimdilik Kato demeye devam et."
"Neden? Sen bana ismimle hitap ederken benim etmemem çok saçma!"
"Çünkü... Tomoya-kun zaten kızlar tarafından ismiyle çağırılmaya alışık ama beni ismimle çağıran başka bir erkek yok, biliyor musun?"
"Olmaz, kadın-erkek eşitliği var. Kesinlikle Megumi diyeceğim."
"E-ee!?"
"Eğer gerçekten isminle çağırmamdan nefret ediyorsan bırakırım. Ama o durumda sen de bana Aki diyeceksin."
Her zamanki halimle düşününce, bu durum beni acayip moda sokuyordu.
Ve bugünkü halimle düşününce, kalbim küt küt atıyordu.
"...Çok kötüsün, Tomoya-kun."
"Olumlu cevabın için teşekkürler, Megumi."
Kato ile geçen bu anlar, kalbim patlayacakmış gibi hissettirecek kadar keyifliydi.
Yapmak istediğim ama yapamadığımız...
Bu yüzden bir oyunda canlandırmak istediğim o diyalog tam burada gerçekleşiyordu.
"O zaman sözleşme başladı diyebiliriz. Şimdiden iyi çalışmalar, Tomoya-kun."
"O halde, sözleşmenin kanıtı olarak..."
"Efendim? Ha?"
Ve oyunda canlandırmak istediğim o malum sahne de...
"Megumi..."
Neredeyse sıfır mesafede birbirimize gülümserken, aramdaki mesafeyi daha da daralttım.
Evet, o 'neredeyse' yok olana kadar.
"E-ee, yalan mı? Konuştuklarımızdan farklı bu..."
"Kiminle konuştuklarından?"
Konuştuklarımızdan farklı olması elden bir şey gelmezdi.
"A-ama Aki-kun, asla üç boyutlu varlıklara karşı arzu duymayacağını söylüyordun..."
Çünkü şu anki ben, tam bu saniyede aklıma gelen karakter özellikleriyle donatılmıştım.
"Sadece birazcık, sadece ucu... Değil, sadece bir saniyeliğine."
"Bir saniye bile olsa tamamen yapmış sayılırız ama!?"
Biraz mantıksız bir kral. Biraz ilgi budalası. Ve biraz da... azgın herif.
Bana hiç benzemeyen... belki de tıpatıp benzeyen, tipik bir galge başrolüydü bu.
"İşte öyle, hadi, kapa gözlerini diyorum."
"E-ee, hayır, ee?"
Ama elden bir şey gelmez dediysek gelmez.
Ne de olsa üç gündür uyumuyorum.
Bu yüzden, yani, hayallerimin birazcık kontrolden çıkmasına izin ver...
"Nesi bir saniyeymiş seni aşağılık ana karakter bozuntusuuuuuuuu!!!"
"Ugaaaaaaaaah!!!"
Bu sesle birlikte boynumda devasa bir darbe ve kulaklarımda tiz bir fren sesi yankılandı.
Bu dik yokuşta tam hızla koşup bisikletle lariat çakacak tek kişi, benim gibi çocukluğundan beri bu mahallede büyüyen komşumdan başkası olamazdı...
"Affedersiniz Kato-san, onun bu kadar gözü dönmüş gerçek bir canavar olacağını sadece birazcık tahmin edebilmiştim."
Ve her şeyi biliyormuş gibi böyle huzursuz edici benzetmeler yapacak kişi, sürekli yeni malzeme ve kelime dağarcığı peşinde koşan o malum zehir dilli romancıdan başkası olamazdı...
Tüm bu saldırıların ortasında, bilincim yavaş yavaş bulanıklaşmaya başladı. Çoğunlukla uykusuzluktan.
Bu arada, yere serilmeden hemen önce görüş alanıma giren Megumi... yani Kato, nedense ısrarla gözlerini sımsıkı kapatmıştı.
...Harbiden sen de ne uyumlu çıktın be.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.