"Döndüğünü sanmıştım ama... Burada mıydın Eriri?"
"Ah..."
Pazar günü, saat sekizi yarım saat kadar geçiyordu.
Bahçedeki devasa ağaca sırtını dayamış, yere çökmüş, gökyüzüne bakarken eskiz defteri üzerinde kurşun kalemini koşturan Eriri’nin arkasından, çocukluğundan beri aşina olduğu... Daha doğrusu çocukluğundan beri hiç değişmemiş o ses duyuldu.
"Geceleri hava artık serinlemeye başladı, hemen eve girmezsen şifayı kapacaksın, biliyorsun değil mi?"
Eriri arkasına döndüğünde karşısında kendisiyle benzer boyda ve yapıda, aynı saç stiline sahip ama üzerinde kimonosuyla siyah saçlı bir hanımefendi duruyordu. Hanımefendi demek için siması fazla çocuksu olsa da o yine de bir hanımefendiydi.
"Üzgünüm anne, birazcık daha."
Bu hanımefendinin adı Sawamura Sayuri'ydi.
Bir diplomat eşi, bir fujoshi ve aynı zamanda Eriri’nin annesi.
"Ne çiziyorsun?"
"Biraz gece manzarası işte."
Eriri, yarı endişe yarı merakla yaklaşan annesinden eskiz defterini gizlemek istercesine dikleştirse de inatla çizmeye devam etti.
"Aman tanrım?"
Ancak böyle imalı bir tavır takınıldığında, bir ebeveynin çocuğunu daha fazla merak etmesi kaçınılmazdı.
"Bunlar... Eriri ve Tomoya-kun değil mi? Hem de küçükkenki halleriniz."
"Değiliz işte."
Haliyle o manzara resminin içine ustalıkla gizlenmiş küçük kız ve erkek çocuğunu fark etmesi de gayet doğaldı.
"Neden utanıyorsun ki? Çok tatlı çizmişsin. Tıpkı bir otome oyununun ana karakteri ve kahramanı gibiler."
Özellikle otome oyununa benzetmesini sağlayan o bozulmuş zevki bir kenara bırakırsak, resimdeki ikili gerçekten de kadının dediği gibi çok sevimli ve ışıl ışıldı.
Kız ne ara giydiyse bir elbise, çocuksa bir smokin kuşanmıştı.
Bu, sanki 've sonsuza dek mutlu yaşadılar' sonunun çok yakışacağı bir masal sahnesi gibiydi.
Ama...
"İşte tam da bu yüzden biz değiliz..."
"Eriri?"
"Bunlar bir otome oyununun ana karakteri ve kahramanı... O yüzden bu kız ben değilim, bu çocuk da Tomoya değil..."
"............"
Az önceye kadar tıkır tıkır çalışan kurşun kalem, bir anda duruverdi.
Eskiz defterine odaklanmış olan Eriri’nin bakışları tamamen yere düştü.
Karanlık yüzünden pek seçilmese de, yere bakarkenki ifadesi muhtemelen resimdeki elbiseli kızınkinden tamamen farklıydı.
Bahçede hoş bir rüzgar dolaşıyor, ağaçlar hışırdıyordu.
O rüzgarın etkisiyle mi yoksa başka bir sebepten mi bilinmez ama Eriri’nin giysisinin kolları hafifçe titriyordu.
"Anne, ben... Ben var ya..."
"Yine de... Bunlar sensin ve Tomoya-kun."
"Ha?.."
"Burada çizilen şey bir masaldan bir sahne olabilir. Şu anki gerçeklikten farklı da olabilir."
Ancak sadece birkaç saniye içinde...
"...Yine de o zamanki ana karakterin ve kahramanın hisleri gerçekti."
Sayuri bir anne olarak kızının hislerini net bir şekilde okumuş ve onları kabullenmişti.
"O zamanlar küçük bir dünyadaydın."
Pazar gecesi, saat sekizi bir saat kadar geçmişti... Yani saat dokuz sularıydı.
"Sadece babanın, annenin ve Tomoya-kun’un olduğu küçük bir dünyada, değil mi?"
Bahçedeki koca ağaca sırtını yaslayıp yere çökmüş, gökyüzünü seyreden kişi artık tek değil, iki kişiydi.
"Ama biliyor musun, artık senin dünyan çok genişledi... Hem bir insan hem de bir içerik üreticisi olarak, değil mi?"
Anne, kızının omuzlarına sarıldı.
"Sanki kendi isteğimle genişledi de..."
Kız, yüzünü annesinin göğsüne gömdü.
"Öyle olsa bile, madem bu kadar genişledi, bu koca dünyanın her köşesine bir göz at."
"Anne..."
Kendisini sarmalayan anne şefkatinde Eriri, kendisinden bir yaş büyük olan "en yakın arkadaşının" suretini gördü. O kız da tıpkı yanındaki annesi gibi, geniş dünyaya tek başına fırlatılmış olan Eriri’yi o an güçlü ve nazik bir şekilde kucaklamıştı.
Büyük dünyaya adım atmak zorunda kalan Eriri’nin birinci değilse bile, ikinci adımı olmuştu.
"Bir sürü insanla, bir sürü üreticiyle etkileşime gir... Bir insan ve üretici olarak daha da büyü."
Fakat ne o kız ne de şu an yanındaki annesi, onun üçüncü veya dördüncü adımı olamazdı.
Bundan sonrasında Eriri’nin kendi ayakları üzerinde yürümesi gerekiyordu.
"Ve bir gün... Geniş dünyaya uçup giden Tomoya-kun ile yeniden karşılaşırsınız. Birer üretici olarak, arkadaş olarak ve..."
Muhtemelen hem o kız hem de şu anki annesi bunu diliyordu.
"O zaman Tomoya-kun senin gözüne nasıl görünecek acaba... Şimdiden merak ediyorum."
Ay, bir ara küçük bir bulutun arkasına gizlenmişti.
Daha da kararan gökyüzü, bugün tuhaf bir şekilde yıldızları daha çok parlatıyordu.
Sanki Eriri’nin genişleyen dünyasındaki o sayısız dostun ve rakibin yerini işaret edercesine.
"Nasıl görünecek dersen..."
Ancak Eriri, bir bakışta buluverdi.
"Hiçbir şey değişmemiş gibi hissediyorum ama."
Şehrin ışıkları arasında nadir görülen o yüzlerce yıldız arasından, on yıl önce de her şeyden daha parlak olan o en sevdiği, tek bir yıldızı seçti.
"Öyleyse sen gerçekten de muazzam bir kızsın."
Sayuri, artık pes etmişçesine Kıkırdar.
İnatçı, laf anlamaz, budala ve dosdoğru bir şekilde yanlış yolda giden hayırsız kızıyla kalbinin derinliklerinden gurur duyuyordu.
"Bitirene kadar bekle, tamam mı?"
"Pekala..."
Eriri kurşun kalemi yeniden eline aldı.
Eskiz defterinde o akıcı ses yeniden yankılanmaya başladı.
Ve Sayuri, artık kendi yeteneğini çoktan aşmış olan kızının fırça darbelerini, sanki hala ilgi bekleyen bir çocuğa bakıyormuş gibi izlemeye devam etti.
...Ta ki kızı, gökyüzünün en tepesinde asılı duran o devasa yıldızı resmine ekleyene kadar.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.