Cuma sabahıydı.
Bugün bir gün boyunca sıkıcı derslere dayanırlarsa hafta sonu gelecekti; öğrenciler için belki de uyanmanın en çok beklendiği andı.
"Ne var Senpai... Sabahın bu kör saatinde..."
'Affedersin, biraz danışmam gereken bir konu var da.'
Böylesine heyecan verici bir sabahın huzurlu uykusu, aniden çalan akıllı telefonun sesiyle bölünmüştü. Michiru, son derece asık bir suratla telefonu açtığında; kulağına oldukça tanıdık gelen ama kendisini aramasına pek alışık olmadığı birinin sesi doldu.
"Danışmak falan tamam da... Sabahın bu vaktinde mi?"
'Aslında konu hem önemli hem de acil. Bugün içerisinde bir hal yoluna koymamız gereken bir seviyede hem de.'
"Ama şimdi böyle derin mevzulara girersek derse geç kalırım..."
'Sen çoktan geç kalmışsın bile.'
"............ Aa~"
Cuma sabahıydı.
Bugün bir gün boyunca sıkıcı derslere dayanırlarsa hafta sonu gelecekti; öğrenciler için belki de uyanmanın en çok beklendiği andı.
...Fakat saat, bir öğrenci için derslerin çoktan başlamış olması gereken dokuz buçuğu gösteriyordu.
"Tomo ve Kato-chan... Ciddi misin?"
"Yani en azından, kızın tepesinin attığı ve buna rağmen çocuğun hala ona sırılsıklam bağlı olduğu bir gerçek."
Ve bir saat sonra.
Artık okula yetişmeyi bırak, gitmekten tamamen vazgeçen ama ailesine ayıp olmasın diye üniformasını giyip evden çıkan Michiru...
Şu an mahalledeki bir kafede, az önceki telefonun sahibi olan Utaha ile yüz yüze gelmiş, onun ısmarladığı kahvaltıyı iştahla mideye indiriyordu.
"Vay be... Aşk meşk mevzuları yüzünden grubun dağılması falan, Tomo resmen o nefret ettiği sosyal hayatın dibine vurmuş!"
Daha birkaç gün önce Michiru, 'Ana kadın karakter ve başrol erkek arasında daha kesin bir fırtına kopacak' diyerek, şimdi bakınca gelecek görüsü gibi duran o keskin gözlemini ortaya koymuştu.
Ancak bu öngörüsü ana kadın karakter ve başrol içindi; grubun başkan yardımcısı ile başkanının gönül işleri için değil... Görünüşe bakılırsa durum Michiru'nun hayal ettiğinden çok daha ileri gitmişti. Üstelik bir bakıma, umutsuz bir yöne doğru.
"İşte bu yüzden, bunun olmasına izin vermemek için 'blessing software'i korumalıyız... Sen ve ben."
"İyi de, bu senin için intihar demek değil mi Senpai?"
Ve Michiru'nun tahminlerini boşa çıkaran bir şey daha vardı.
Böyle bir durum yaşandığında, karşısındaki o takıntılı yandere üniversitelinin tam tersi bir tavır takınacağını, yani son derece karamsar bir tepki vereceğini düşünmüştü ama...
"Daha önce demiştin ya? Gruba yardım etmek gibi bir yükümlülüğüm olduğunu..."
Fakat şimdi o... Kasumigaoka Utaha'nın bahsettiği şey; grup için ve 'Aki Tomoya ile Kato Megumi' için en ideal son duraktı.
Bunu bir Senpai olarak hissettiği sorumluluktan mı, geçmişteki kadın olmanın verdiği inattan mı, yoksa eski bir grup üyesi olmanın yarattığı mahcubiyetten mi yapıyordu Utaha kendisi bile bilmiyordu ama...
"Gerçekten emin misin Senpai? Tomo gibi kaliteli bir parçayı elinden kaçırıyorsun bak."
"Kaliteli parça mı... Ciddi misin Hyodo-san?"
"Eee ama... Çocuk zeki, efendi, üstelik her şeyden önemlisi çok tatlı~"
"...Gerçekten de etik anlayışı bakımından Tomoya-kun'a senin kadar yüksek değer biçen birine az rastlanır. Gerçi buna akraba kayırmacılığı da denir ama."
Ne Sawamura Eriri, ne Kato Megumi ne de Utaha'nın kendisi... O tek tabanca otaku grup başkanını böyle göğsünü gere gere övmeyi asla beceremezlerdi.
Ona karşı besledikleri ilginin, aslında sadece 'kişisel ve mutlak bir değerlendirme'den ibaret olduğunun farkındaydılar.
"Ne diyorsun sen ya? Akrabalar toplandığında herkes 'Tomo-kun ne kadar da azimli' deyip duruyor."
"...Öyle mi?"
"Sonuçta köylü takımı işte~ Sadece Tokyo'da ünlü bir özel okula gidiyor diye ona seçkin muamelesi çekiyorlar. Sonu ya Tokyo Üniversitesi ya da Waseda-Keio olur diyorlar."
"...Mezun olduğu an foyası ortaya çıkacak desene."
"Benim gibi sadece sporda iyi olup dersleri boşlayan, grup kurup müzik yapanları haylaz, işe yaramaz görüyorlar. Sürekli Tomo ile kıyaslanmaktan canım burnuma geliyor."
"...İşe yaramaz olduğun bir gerçek, o yüzden ona bir şey diyemem."
"Ayrıca o çocuk herkese karşı çok nazik, cevapları falan da hep cıvıl cıvıldır."
"...Bence o sadece 'sesi her zaman çok çıkıyor' ama neyse, güzel kılıf uydurmuşsun."
"Amcamlar, halamlar falan, hepsi en çok Tomo'yu seviyor. Her türlü muhabbete neşeyle katılıyor, insanların iyi yönlerini çekinmeden övüyor ya."
"............"
"Ne oldu Senpai?"
"Hiç..."
Böyle geçiştirse de, o an Utaha'nın zihninde hem nostaljik hem de insanın içini gıcıklayan, biraz da hüzünlü bir anı canlanmıştı.
Kendisini, eserlerini, kelimelere dökerek açıkça öven o pervasız gülümsemesi...
Yazarın tam karşısında, betimlemelerle ağlayan, karakterlere yükselen, metinlere gülen o tertemiz, tam onay veren sözleri...
Tıpkı az önce karşısındaki kuzeninin gösterdiği o pervasız kayırmacılık gibiydi...
"...Sadece senin ne kadar aptal, ne kadar düz ve ne kadar sinir bozucu olduğunu bir kez daha anladım, o kadar."
"Heey, o ne demek şimdi! Senpai, benden bir şey istemeye gelmemiş miydin sen?!"
"Tabii ki... Kesinlikle bana yardım edeceksin Hyodo-san."
İşte bu yüzden farkına varıyordu.
Kendi planı için, onunla benzer bir ortamda büyümüş, onunla benzer bir zihin yapısına sahip olan bu kan bağından kızın gerekli olduğuna.
Kendi gücüyle, o fildişi kulesine kapanmış kızı dışarı çekemeyeceğine.
"İkimiz o ikisini bir araya getireceğiz... Her şeyi eski haline döndüreceğiz."
"...Eee, ben ne yapacağım peki?"
Ve bir şeyin daha farkına varıyordu.
Michiru'nun o hayrete düşüren tam onayı aslında bir gerçekti.
Sadece kişisel bir görüş değildi.
"Ben senaryoyu yazacağım. Sen de o her zamanki zorbalığınla Kato-san'ı olaya dahil edeceksin."
"Bana oyunculuk mu yaptıracaksın? Kato-chan gibi mi?"
"Hayır, senin rol yapmana gerek yok..."
Aptal, düz, sinir bozucu... Hayır; iyimser, gayretli ve saf olduğu için ona aşık olmuştu.
"Sadece benim kelimelerimi, kendi bildiğin gibi dile getirmen yeterli."
O aşk, bir hata değildi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.