Işıkları Altında Bir Alacakaranlık

"Tomoya."

"...Hn."

"Hey, sana diyorum Tomoya!"

"...Haa?"

Gürültüye boğulmuş, öğle tatilindeki sınıf.

O fırtınalı hafta sonunun üzerinden birkaç gün geçmişti; günlerden perşembeydi.

İlk dersten itibaren masama kapaklanıp yemek bile yemeden uykuya gömülen beni, birisi hiç çekinmeden sarsarak uyandırdı.

"Şey, sana bir şey soracaktım, müsait misin?"

"...Tam vaktinde geldin Yoshihiko. Değerli uyku saatimi çalmanın cezası olarak, bana öğle yemeği için bir körili ekmek alıp gelme şerefine nail olacaksın."

"Gurur mu duymalıyım yoksa utanmalı mıyım bilemediğim bir görev oldu bu."

Böyle söylenmesine rağmen, "A sınıf arkadaşı" konumundaki Kamigo Yoshihiko, masanın üzerine bir kavunlu ekmek bıraktı ve tam karşımdaki sandalyeye oturdu.

"Eee, ne var?"

Bu fedakarlığının karşılığını vermek adına, yaklaşık üç yüz kalorilik bir sohbet süresince ona eşlik etmeye karar verdim.

"Sen bu hafta başından beri hep uyuyorsun. Bugünlerde çok mu yorgunsun?"

"Öyle denebilir. Biraz işler birikti de."

Evet, o fırtınalı hafta sonunu atlattıktan sonra bile yoğunluğum azalmak şöyle dursun, giderek artmıştı.

Evde neredeyse hiç uyumuyor, sabaha kadar kafa patlatıyor, binbir zahmete giriyor, mideme ağrılar giriyordu; yine de klavyeye vuran ellerimi durdurmuyordum.

Bu yüzden Yoshihiko'nun dediği gibi, bu hafta okula gelse bile tek yapabildiğim, geceleri çalınan can puanımı ve zihinsel gücümü geri kazanmaya çalışmaktı...

"Hadi canım, anladım ben! Bu yıl da bir şeyler çeviriyorsun, değil mi?"

"...Ne çeviriyormuşum?"

Benim bu halimi biliyormuş gibi mi yapıyordu yoksa hiçbir şeyden haberi yok muydu? Kesinlikle zerre fikri olmayan bu çocuk, sinir bozucu derecede bilmiş bir tavırla sırtıma bam bam vurdu.

Lanet olsun, şu an boş yere bir yüz kalori daha harcadım.

"Bu yıl ne yapacaksın? Sadece bana gizlice çıtlatıversene."

"Şey, yani neyden bahsettiğini anlamadım..."

"Okul festivalindeki etkinlikten bahsediyorum. Yarın başlıyor, değil mi?"

"Ah, doğru ya... Öyleydi."

Hadi canım... O zaman gelmiş miydi gerçekten?

Demek bu yüzden hafta boyunca derste uyumama rağmen kimse bana bulaşmamıştı.

...Bunun biraz zorlama olduğu veya olayların fazla tesadüfi geliştiği gibi şeyler düşünsem de bunları dile getirmemem gerekiyordu.

"Geçen seneki anime gösterimiyle aynı şeyi yapmazsın herhalde, o artık bayatladı. Seni tanıyorsam, yine herkesin ağzını açık bırakacak bir sürpriz planlıyorsundur?"

"Yok, bu yıl bir şey yapmaya niyetim yok."

"Hadi ama sen de! Yapabileceğim bir şey olursa yardım ederim, anlat şu bu yılki projeni."

"Bak, diyorum ya..."

Geçen yılki okul festivalinde, henüz yüzde yüz tüketici tipinde bir otaku iken, ön hazırlık ve müzakereler için inanılmaz zaman ve emek harcamış, okuldan izin alarak görsel-işitsel odasına çökmüş ve bir anime maratonu düzenlemiştim.

Dünyanın dört bir yanından seçtiğim favori eserlerimi art arda yayınladığım ve aralara kendi sinir bozucu yorumlarımı eklediğim o sakin etkinlik, geçen yıl sınıflarda düzenlenen etkinlikler arasında en çok ziyaretçi çeken organizasyon olmuştu.

Fakat bu yılki ben...

Üretici bir otaku olma yolunda kanat çırpmaya çalışan ve hâlâ çırpınmaya devam eden ben...

"Neyse, ne olursa olsun bu yılki festival için heyecanlıyım!"

"Ha? Ah, evet."

Nasıl açıklasam diye düşünmeye fırsat bile bulamadan, Yoshihiko'nun festival muhabbeti çoktan 'sıradaki gelsin' moduna geçmişti. Bu çocuktan adam olmazdı.

Böyle tipler, gerçekten bir etkinlik planlasam bile sadece lafta kalır, asla yardıma gelmezlerdi.

"Bu yılki 'Miss Toyogasaki' seçimlerinde rekabet çok kızışacakmış diyorlar. Gerçi son şampiyon Sawamura katılmadığı sürece gerçek bir kraliçeden söz edilemez ama."

"Ho, hoho..."

Sahi, geçen yılın birincisi ödül kürsüsünde sarı saçlarının üzerine altın tacı takmış, o meşhur 'dışarıya karşı' maskesiyle hafifçe sırıtıyordu.

"Ama Sawamura katılsaydı, gelecek yıl da dahil üç yıl üst üste kazanacağı kesindi, o zaman da tadı tuzu kalmazdı. Zor bir durum."

Evet, üç yıl üst üste kazanması kötü olurdu. Eğer öyle bir şey olsaydı, muhtemelen hayatının geri kalanında 'eziklik' yolunda tam gaz ilerlerdi. Yani, genel bir kanı olarak söylüyorum.

"Bu arada, festival sonundaki danstaki partnerin kim? Bak, sarılma yastığı değil, gerçek bir kızdan bahsediyorum."

"Böyle bir benzetme yapabildiğine göre, benim katılma ihtimalimi hiç düşünme bile."

"Ama ya bir kız seni davet ederse ne yapacaksın? Bu okulda bunun anlamı 'lütfen benimle çık' demek değil miydi?"

Bu da... Sonu kanlı bitecek bir efsane gibi duruyordu.

"Doğru, bak bir de şey var; bu yılki tiyatro kulübü geçen yılki oyunun aynısını sergileyecekmiş."

Konudan konuya ne kadar da hızlı atlıyordu bu çocuk... Bir saniye.

"Yeniden mi sergileyecekler?"

"Geçen yılki oyun acayip sükse yapmıştı ya, hatta 'efsanevi sahne' falan diyorlarmış."

"Ah, evet..."

O mevzuyu ben de duymuştum.

Hatta bizzat izlemiştim ve söylendiği kadar etkileyici bir oyundu.

Ancak bu, o kişilik bozukluğu yaşayan kulüp başkanının tek kişilik dev kadro performansı yüzünden değildi...

"Söylentilere göre senaryoyu aslında çok ünlü bir yazar kaleme almış. Doğru mu değil mi bilmem."

Evet, senaryo ulusal yarışmada ödül alacak kadar harikaydı çünkü.

Ve muhtemelen yeniden sergilenmesinin asıl sebebi, o senaristin bu yıl tiyatro kulübüne yeni bir eser veremeyecek kadar meşgul olmasıydı...

"Aki-kun."

"...Hn."

"Hey, Aki-kun diyorum."

"...Haa?"

Önüme bakıp sessizliğe gömülerek düşüncelere dalmamdan şüphelenmiş olmalı ki, omzumu sarsarak tekrar bana seslendi.

Ancak üç yüz kalorilik görevimi zaten tamamlamış olduğum için, hoşnutsuzluğumu gizlemeye bile çalışmadan, konuşmanın bittiğini belli edercesine kafamı kaldırıp karşıya dik dik baktım...

"...A-a, Yoshihiko? Sen, görüşmeyeli epey bir silikleşmişsin sanki."

"Şu anki durumdan zerre haberin olmamasına rağmen espri yapmayı da ihmal etmiyorsun Aki-kun."

Bana dümdüz bakan, at kuyruklu bir kızla burun buruna geldim.

Etrafıma bakındığımda, alacakaranlığın kızıllığına bürünmüş sınıfta, benden ve o kızdan... Kato'dan başka kimse kalmamıştı.

Öğleden sonraki derslerin tamamı hafızamdan silinip gitmişti...

Böylece, alışılagelmişten biraz daha geç bir saatte, tren istasyonuna giden eve dönüş yolundaydık.

"Ama bayağı oldu değil mi Kato?"

"Her gün yüz yüze geliyorduk aslında. Sadece Aki-kun hep uykulu göründüğü için konuşamadık."

"Uyumuyorum ya, bu hafta başından beri gözümü kırpmadım desem yeridir."

"Sadece okulda seni gördüğüm kadarıyla bile günde altı saat uyuyorsun ama."

"Yani sen, günde altı saat boyunca hep bana mı bakıyorsun?"

"Şey, bir saniye bekle. Bu sanırım üçüncü sayfadaydı... 'Sa-saçmalama be! Niye sana bakacakmışım ki!'"

"Şu kadarlık repliği de ezberle artık. Sürekli kopya kağıdına bakıp kontrol etme."

Ondan sonraki dört gün içinde ilk kez konuşan bizler, o hafta sonundaki hararet sanki hiç yaşanmamış gibi, her zamanki o dümdüz sohbetimize dalmıştık.

Artık son zamanlarda benim de Kato ile konuşurken enerjimi yükseltmeye üşeniyor olmam iyi bir şey miydi yoksa değil miydi, emin değildim...

"Şey, o zaman şöyle yapalım Aki-kun."

"Ha?"

"Oyun bitti, değil mi?"

"Yani, henüz alfa sürümü denilecek seviyede olsa da evet."

"Peki, sonuna kadar oynadın mı?"

"Ah, pazartesi sabahı her şeyi tamamladım."

"Va-vay, çok hızlısın. Ben ancak düne kadar bitirebildim."

"Ş-şey, yani bir oyuncu olarak tecrübe farkımız var sonuçta."

Bu şekilde durumu geçiştirmeye çalışsam da Kato'nun bu sözleri benim için oldukça şaşırtıcıydı.

Bu kız cidden oturup oynamış...

Geçen haftaki acil kamp kesinlikle Kato'nun önerisiyle başlamıştı ama onun duruşunun, her zamanki gibi sadece bana yardım etmekten ibaret olduğunu sanıyordum.

Ancak şu anki Kato, tartışmasız topluluğun merkez bir üyesi olarak; tıpkı benim, Eriri'nin veya Utaha-senpai'nin yaptığı gibi, bu eseri daha iyi hale getirmek için canla başla uğraşıyor.

Onun bu ciddiyeti, insanda hayranlık uyandıracak seviyede.

...Gerçi bu ciddiyetini dışarıya hiç yansıtmayan o ifadesiz yüzü yüzünden biraz kaybediyor ama neyse.

"Şey, peki..."

"Efendim?"

"Oynamadan anlaşılamayacak olan o şeyi... Buldun mu?"

"...Evet."

"Anladım... Sen de fark ettin demek, Aki-kun."

"Bu demek oluyor ki Kato, sen de mi...?"

"Hım..."

O ciddiyetinin yanında, bir anda çiçek açan bu otaku yeteneği karşısında da hayranlık duyuyorum.

Yoksa gerçekten oraya ulaştı mı...

O senaryonun derinliklerine gizlenmiş, sadece bir oyun olarak oynandığında fark edilebilecek o "bir şeye".

"Peki Aki-kun, ne yapacaksın? Bir cevap vermen gerekiyor, değil mi?"

"...Biliyorum."

Evet, biliyorum.

Benim karar vermem gerektiğini.

"Demek seçtin... Kasumigaoka-senpai hakkında bir cevap vereceksin."

Ve ona bunu iletmem gerektiğini de.

"Evet, çünkü ben bu topluluğun temsilcisiyim, oyun yapımının sorumlusuyum ve..."

"Üstelik sen bir erkeksin, değil mi?"

"A-ah, evet...?"

"Peki o zaman... Peki Aki-kun, sen..."

Tam o anda Kato, az önceki o düz halinden biraz sıyrıldı; yanakları hafifçe pembeleşti, biraz gerildi ve sanki biraz da hüzünlü bir ifadeye büründü.

"Meguri ve Ruri... Hangisini seçeceksin?"

Ben de kararımı verip net bir şekilde ilan ettim.

"Hiçbirini seçmeyeceğim. Ve aynı zamanda, ikisini de seçeceğim."

"............ Ha?"

Eserimizin temelini oluşturan o çok ama çok önemli sonucu açıkladım.

"Anladım... Sonunda farkına vardım!"

"Ah, ş-şey, bir dakika bekle... 'Sen, sizler benim kanatlarımsınız' mı diyeceksin yoksa?"

"Sana o kopya kağıdını bırakmanı söylemiştim..."

Kato, benim bu asil ve ağırbaşlı sonucumu duyar duymaz, nedense bir anda eski ifadesiz haline geri döndü.

Daha doğrusu, o kopya kağıdına yazdığı replikleri neye göre seçiyor bu kız?

"Yani demek istediğim, hangi başrol kadını seçmem gerektiği falan değil, mesele bu iki seçenekten ibaret değil. Bu oyunun barındırdığı çok daha temel, çok daha büyük bir soruna sonunda ulaştım!"

Ancak Kato, benim yüzyılın keşfi sayılabilecek bu sarsıcı gerçeği haykırmam karşısında, son derece tuhaf ve huzursuz bir ifadeyle, çekinerek sordu:

"Şey, o kısmı biraz daha detaylı anlatabilir misin?"

"Öğğ... Keşke sormasaydım."

"O ne demek şimdi?!"

Kato'nun isteği üzerine her şeyi detaylıca anlattım.

Seçimimi, Utaha-senpai'ye vereceğim cevabı ve bundan sonra yapmam gerekenleri.

Ciddi bir şekilde, tüm kalbimle ve tek bir yalan bile katmadan.

...Bunun üzerine Kato, o ifadesini ve tavrını "düz" olmaktan çıkarıp "tiksinme" seviyesine kadar düşürdü. Yüzüme dik dik bakıp bıkkın bir iç çekti.

Vay be, şu an karakteri çok fena bir yöne evrildi.

"Şey, nasıl desem acaba... Bak şimdi Aki-kun, fikirlerin bir topluluk temsilcisi olarak doğru olabilir, oyun yapım sorumlusu olarak keskin bir zekanın ürünü de olabilir ama dünya sadece bunlarla dönmez, biliyorsun değil mi?"

"...Şey, o kısmı biraz daha detaylı anlatabilir misin?"

Dahası, şimdi de konuşma tarzı tam bir ironi karakteri olarak uyanış yaşamış gibiydi.

"Hayır, boş ver. Bence sen doğru olduğunu düşündüğün yolda sonuna kadar git. Bu yol son derece saçma bir yere çıksa bile."

"Eeeeee! O ne demek be, bu nasıl bir tepki?!"

Ciddi ciddi kafa patlattım, üç gün üç gece sabahladım, ne yapmam gerektiğini en ince ayrıntısına kadar düşündüm ve...

"Sorun değil, ezik, duygusuz, pislik ya da en aşağılık ana karakter diye aşağılansan bile, seni elbet anlayacak birileri çıkacaktır. Evet, en azından bir kesim anlayacaktır."

"O kesime kimler dahil peki? Kim?!"

Sonuçta topluluk için en doğru kararı vermiş olmam gerekiyordu ama...

"Neyse, ben kaçar. Bundan sonra ne yapacağıma dair biraz düşünmem lazım."

"Diyorum ya o ne demek diye?! Topluluğumuz ne hale gelecek şimdi? Hey!"

Neden, neden her seferinde işler bu noktaya geliyordu ki...

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.