"Şey, o zaman... Bu da neyin nesi?"
Şimdilik durumu anlamıştı anlamasına ama hâlâ asıl nedeni, daha doğrusu olayın iç yüzünü tam kavrayamamış olan Kato, sonunda en temel noktaya dönen o soruyu sordu.
Az önceden beri suçluluk duyar gibi bu gidişatı izleyen grubun diğer üç üyesi, nihayet kendilerine gelip soğukkanlılıkla mevcut durumu açıklayacaklardı ki...
"Şey, o aslında şöyle, yani... neydi?"
"Aa, aslında olay şu; erkek arkadaşı, kız arkadaşının bu en önemli gününde, olacak iş değil ya, gitmiş aldatma partnerlerini çağırmış~"
"............Üstelik üç kişi birden."
"Bana ihanet ettiniz ha?!"
Beklenen açıklamayı yapmadılar.
'Bu arada, sence en çok ne zaman heyecanlandım?'
'Doğru cevap; hepinizle ilk tanıştığım gün.'
Bu, yaklaşık bir yıl kadar önce, lise birinci sınıfın sonbaharında yaşanmıştı.
Gelecek vadeden basketbol yolundan "öylesine" vazgeçmiş, günlerini amaçsızca geçiren, asi görünümlü bir genç kız.
Her zamanki gibi okul çıkışı sınıfta kestirdikten sonra uyanıp okul binasından çıkmaya yeltendiğinde...
O, nedense insana tanıdık gelen melodi, müzik odasının penceresinden duyuldu.
'Hey hey, az önceki şarkı neydi?'
'Hee, demek öyle. Daha önce hiç duymamıştım ama harika bir parçaymış!'
'Ah, durmayın! Lütfen... Bir kez daha çalar mısınız?'
Müzik odasında üç sınıf arkadaşı vardı; her biri enstrümanlarını gayet iyi ve eğlenerek çalıyordu.
Dahası, çaldıkları parçaların her biri genç kızın bam teline fena halde dokunmuştu.
O günden itibaren, isimsiz "okul sonrası kızlar grubu" dört kişi oldu...
Birkaç gün sonra ise, yeteneği hızla gelişen yeni üyenin ismine ithafen gruba "icy tail" adı verildi.
Ondan sonra da dörtlü, her gün okul çıkışı müzik odasında takılıp nice sesler icra ettiler.
Derken aralarına yeni katılan kız, diğerlerinin getirdiği mevcut parçalarla yetinemez oldu ve o ana kadar çaldıkları şarkıların tınısına uygun olarak kendi bestelerini yapmaya başladı.
Bu besteler grup üyeleri tarafından yere göğe sığdırılamadı. Bu gazla okul festivalinde sahne alınca, bu kez sınıf arkadaşlarının alkış yağmuruna tutuldular.
Ve "icy tail" ekibi, okul festivalinden bir hafta sonra, kız lisesinin okul sonrası grubu olmaktan mezun oldu.
Kendilerini yükselen bir indie grubuna dönüştürmek amacıyla...
Pekâlâ, bu etkileyici hikâyenin gölgesinde bir başka öykü daha vardı.
Genç kızın hikâyesiyle aynı zamanda, aynı yerde dokunmuş bir öykü.
Ve genç kızın perspektifinden değil, genç kıza yönelen bakışların açısından anlatılan bir öykü.
Şimdi durumu çoklu bakış açısıyla sunuyorum.
En başından beri müzik odasında olan o grubun... daha doğrusu, "Anison Kulübü"nün faaliyet raporunu.
'Hey hey, az önceki şarkı neydi?'
'Ha? Şey, biraz eski ama Jiraiya-ers'ın açılış parçası...'
'Hee, demek öyle. Jiraiya-ers demek bu şarkının adı.'
'Aa, hayır hayır. O eserin adı, şarkının adı ise...'
'Eser mi? Albüm adı gibi bir şey mi?'
'............?'
'Daha önce hiç duymamıştım ama harika bir parçaymış!'
Müzik ve anime gibi iki ortak hobide buluşan bu üçlü, okul çıkışlarında toplanıp en sevdikleri nostaljik anime şarkılarını çalıp söylüyor, diğer sınıf arkadaşları tarafından pek anlaşılamayan içe dönük bir hobiyle eğleniyorlardı.
Ancak bir gün, aralarına yabancı bir unsur sızdı.
Basketbol kulübünün eski birinci sınıf ası.
Okulun en popüleri (tabii kız lisesi sınırları içinde).
İşte o (kız lisesi standartlarında) sosyal hayatın zirvesi olan Michiru Hyodo.
'Şey, sahiden Michiru-san'ı gruba mı alacağız?'
'O kadın kesinlikle ne yaptığımızın farkında değil, çaldığımız şarkıların ne olduğunu bile bilmiyor.'
'............'
Michiru ile aradaki mesafeyi nasıl ayarlayacaklarını bilemeyen üçlü, şimdilik hobilerini gizli tutarak faaliyetlerine eskisi gibi devam ettiler.
Kendi beğendikleri anime ve oyun müziklerini getiriyor, hoşlarına giderse çalışıyor, ustalaşınca da bir sonrakini arıyorlardı.
Bu süre zarfında Michiru, şarkıların asıl kaynağını bir kez bile fark etmedi; sadece o şarkılara gittikçe bağlandı, onlardan etkilendi ve sonunda beste yapmaya bile başladı.
İşte bu yüzden Michiru'nun bestelerinde; bazen 90'lar animesi ile J-Pop sentezinin kokusu, bazen 2000'lerin hüzünlü oyun müziklerinin o duygusal tınısı, bazen de Gundam veya Basara'daki T.M.R esintileri göze çarpıyordu.
O melodilerde, bir otakuyu büyülemeye yetecek kadar usul ve kültür gizliydi.
Evet, kendisi hiç farkında olmasa da Michiru, otaku tarzı bir besteci ve icracı olarak yeteneğini çiçek gibi açtırmıştı.
"............"
"............"
"Yani, 'çiçek gibi açtırmıştı' falan desen de..."
Tüm gücümle anlattığım bu çok yönlü geçmişe dönüş hikâyem karşısında Michiru'nun tüm vücudu gevşedi.
Kurtuldum, özellikle de boyun kısmım. Az kalsın gidiyordum. Hatta bir ihtimal temelli.
"Şaka mı bu...?"
Fakat bu kritik durumdaki benden ziyade, Michiru'nun yüzü kireç gibiydi.
Sanki dünyanın sonu gelmiş gibi bir ifadeyle, boş bakışlarla bakıyordu.
...Bana değil, yoldaşım sandığı o üç kişiye.
"Şaka yapıyorsunuz değil mi?! Hey, Toki! Etika! Ranko!"
"............"
"............"
"............"
Soru sorulan üçü de aynı şekilde başlarını öne eğip mahcup bir halde sustular. Gerçi içlerinden biri her zamanki tepkisini veriyordu ama.
"Şey, afedersiniz, icy tail ekibi, artık hazırlansanız iyi olur~"
Derken, atmosferi hiç umursamayan... daha doğrusu umursama lüksü olmayan konser salonu görevlisi bizi çağırmaya geldi.
Evet, bu büyük kargaşaya rağmen konser başlama saati anbean yaklaşıyordu.
Akihabara "CLUB G-MINE"ın her ay rutin olarak düzenlenen anime ve oyun şarkıları konseri başlamak üzereydi...
"Şey, yani, vay be! Ne sarsıcı bir gerçekti değil mi Micchy!"
Toki, sanki bir anlığına kendine gelmiş gibi her zamanki hızlı konuşmasıyla söze daldı.
Yandan atkuyruğu yapılmış saçları ve grubun en kısa boylusu olmasıyla icy tail'in maskotu gibiydi... ama aslında tam bir ses sanatçısı hayranıydı. Ses sanatçısı konserlerinin müdavimiydi. Gitardan otaku dansına (wotagei) kadar her şeyi beceren çok yönlü bir oyuncuydu. Gelecekteki hayali Nana Mizuki'nin orkestrasında çalmaktı... biraz geç kalmış sayılmaz mı?
"Sen böyle anime mevzuları açılınca hemen sinirleniyorsun ya, o yüzden söyleyemedik bir türlü~"
Etika, her zamanki yayvan konuşmasıyla durumu toparlamaya çalıştı.
Kısa saçlı ve çilli yüzüyle icy tail'in en fırlamasıydı... ama aslında tam bir NicoNico bağımlısıydı. Sevgilisinin bir Vocaloid yapımcısı olduğu söylentileri vardı. Asıl emeli ise Michiru'yu bir "utaite" olarak piyasaya sürmekti falan filan...
"............Özür dilerim."
"Şu saatten sonra 'özür dilerim' mi kaldı?!"
Ah, ben daha tanıtamadan Michiru lafa girdi ama son olarak Ranko, her zamanki gibi tek bir kelime fısıldadı.
Her zaman soğukkanlı, sessiz ve ifadesiz olan icy tail'in lideri... ama aslında sıradan bir anime otakusuydu. Belli bir grup temalı animeye sardığında, en sevdiği karakter davulcu olduğu için eline bagetleri almış olan, birazcık "sonradan görme" bir kızdı.
"Michiru... Senin etrafındaki dünya, sandığından birazcık daha otaku işi."
"Birazcık falan değil, bayağı bildiğin öyle!"
Yaşadığı şokun etkisiyle Michiru'nun verdiği tepki hafiften bir taşra ağzına kaymıştı.
Yine de buna inanamaması doğaldı; bu kadar elverişli bir tesadüf... Hayır, bu durum 'gerçekler kurgudan daha gariptir' sözünün tam karşılığıydı.
Dürüst olmak gerekirse Kato'nun tavsiyesi olmasaydı, bizzat ben bile bunu fark edemezdim.
Michiru'nun bestelediği melodilerin neden beni bu kadar etkilediğini...
Neden benim yaptığım oyuna bu kadar uyacağına canıgönülden inandığımı...
Bu sorunun kafamda çözülmesini sağlayan şey, Michiru'nun şarkısını ilk kez dinlettiğimde Kato'nun öylesine söylediği bir söz olmuştu.
'Sanki gerçekten çok tanıdık, nostaljik bir his veriyor. Hani eski animelerin ya da PlayStation'daki o flört oyunlarının tema müzikleri gibi, insanı rahatlatan bir havası var...'
'...Hey, Aki-kun.'
'Hm?'
'Sanırım ben bunu daha önce duydum.'
'...Ne?'
Sonucu şimdiden söylemem gerekirse, bu Kato'nun bir yanılmasıydı.
Ondan sonra Kato'nun hafızasına güvenerek anahtar kelimeler çıkardık ve benim arşivimdeki envaiçeşit anime şarkısı ile oyun müziğini tek tek taradık.
Ve bir saat sonra Kato'nun "Ah, işte bu!" diye işaret ettiği şarkının melodi yapısı, Michiru'nun şarkısından tamamen farklıydı. Hatta buna çalıntı ya da kopya demek besteciye hakaret sayılacak düzeyde bir farktı.
Gerçi müzik konusunda 'kopya' (tracing) terimi pek kullanılmaz ama neyse.
Fakat o an Kato'nun bulduğu orijinal şarkı her ne kadar farklı olsa da, atmosfer ve ruh olarak birbirlerine benzedikleri su götürmez bir gerçekti.
İşte o an kafamda şimşekler çaktı.
Michiru'nun müzik tarzını etkileyen grup arkadaşları arasında kesinlikle en az bir tane otaku olmalıydı.
...Gerçi hepsinin öyle çıkacağı rüyamda görsem inanmayacağım bir şeydi.
Ondan sonrası, kendim söyledim diye demiyorum ama, oldukça hızlı gelişti.
'icy tail' üyeleriyle tanışacağımız gün, Michiru bir anlığına masadan kalktığında cesaretimi toplayıp ortaya bir otaku yemi attım. Kızların bu yeme öyle bir atlayışları vardı ki, o an zaferden emin oldum.
Ne de olsa bu kızlar Kashiwagi Eri'yi de Kasumi Utako'yu da tanıyorlardı; yani oldukça derin, gelecek vadeden bir seviyedeydiler.
Gerçi şu an ikisinin de burada olduğunu onlara özellikle söylemedim ama.
O günden sonra Michiru'dan gizli, her gün onlarla konuştum.
Gerçekten nereye varmak istediklerini, her gün geç saatlere kadar hararetle tartıştık.
Böyle sıradan bir bağımsız rock grubu olarak mı devam etmek istiyorlardı?
Yoksa üçü beraber müzik yapmaya başladıkları zamanki gibi, gerçekten sevdikleri türlere mi yönelmek istiyorlardı?
Peki ya Michiru ne olacaktı?
Ondan gizlemeye devam ederek mi yola devam edeceklerdi?
Yoksa her şeyi itiraf edip grubu dağıtmak zorunda mı kalacaklardı?
Ya da her şeyi itiraf edip, buna rağmen yola beraber devam etmek mi isteyeceklerdi?
Her zamanki gibi kendi fikrimi dayatmak yerine, onları da dinledim. Elbette kendi dürüst düşüncelerimi de söyledim.
Sadece kendi çıkarıma olan yöne çekmek yerine, herkesin en mutlu olacağı yol hangisiyse onu bulmak için canla başla kafa yordum.
Çünkü ne olursa olsun, sonunda yine benim işime gelecek bir sonucun çıkacağına inanıyordum.
Kızların damarlarında akan otaku kanının bu kadar kolay kurumayacağını biliyordum.
Ve Michiru'nun ruhunun, müziğinin çıkış noktasının nerede yattığını da...
Sonunda karar verdiler.
Kendi yollarını, ilk başta hedefledikleri yöne çevirmeye.
Yine de Michiru'yu bırakmamaya.
Birlikte o anime müziği konserine çıkmaya.
Karar aslında daha dün gece, ucu ucuna çıkmıştı.
Bu yüzden önceden Michiru'yu ikna edecek vaktim olmamıştı.
Bugün, bu konser salonunda, her şeyi şansa bırakıp zar atmaktan başka çarem yoktu.
"---Her zamanki gibi imkansızı zorluyorsun Rinri-kun."
Utaha Senpai'nin uzun zamandır duymadığım o iğneleyici sözlerini özlemişim.
Sanki ne halt yersem yiyeyim, sonunda "Elden bir şey gelmez" diyerek acı acı gülümseyecekmiş gibi bir his.
"Gerçekten, bu yüzden bir kız grubunun dağılmasına sebep olursan telafisi imkansız bir caniye dönüşürsün, biliyorsun değil mi?"
Eriri'nin fırçalamasını duymak bile güzeldi.
Sanki etrafımda kimse kalmasa bile, bir tek o sessizce yanımda durmaya devam edecekmiş gibi.
"Yine de yapmak zorundaydım, çünkü..."
"Çünkü, ne?"
Ve Kato'nun sorgulayan bakışları... Eh, onlar da fena sayılmazdı.
"Çünkü hani derler ya, 'Kaleyi içerden fethedeceksin' diye?"
"Öyle demiyorlar."
"Kesinlikle öyle demiyorlar."
"Öyle denmez ki..."
"Hadi ya?"
Görünüşe göre bu üç nazik hanımefendi, deyimlerin yanlış kullanımı konusunda oldukça katıydı.
Neyse, bu hoş anıları bir kenara bırakırsak...
"İşte böyle Michiru, gerisi sana kalmış... Ya o kıyafetlerle sahneye çıkarsın ya da üstünü değiştirip burayı hemen terk edersin."
"..."
Michiru hâlâ üzerimde, tepeme tünemiş durumdaydı.
Sırtüstü uzanmış bir halde, tam üzerimdeki Michiru'nun gözlerine ve tavandaki ışıklara bakarak sesimi zorla dışarı çıkardım.
"Dediğim gibi, istersen gidebilirsin. O zaman hemen senden özür dilerim, şimdi üzerimden çekil."
"Tomo..."
"Ama bak Michiru... Toki, Echika ve Ranko sahnede seni bekliyorlar, biliyorsun değil mi?"
"Ah..."
Bu sözlerle irkilerek Michiru bir kez daha arkadaşlarına baktı.
Ve onlar da...
"Özür dileriz, özür dileriz Michi! Senden sakladığımız için gerçekten çok üzgünüz!"
Michiru'nun bakışlarını fark eden Toki, suçlu bir şekilde başını eğdi.
"Şimdiye kadar, senin istediğin gibi rockçı taklidi yapmak da eğlenceliydi, böyle de gider diye düşünmüştük..."
"Ama sonunda, bu bizim için bir yalandan başka bir şey değil..."
Duygularını Echika devraldı.
"Hayır, aslında senin için de bir yalandı... Sen de biliyorsun değil mi?"
"............Michi, hadi yapalım şu işi."
Ve Ranko, tek bir cümleyle ama her şeyi içinde barındıran o son isteğini fısıldadı.
Kasumi Utako'nunki gibi süslü cümleler değildi bunlar...
Yine de bir karakterin içten gelen o saf sesi gibi, bana çok güçlü gelmişti.
Bu yüzden bu hisler, kesinlikle Michiru'ya ulaşmış olmalıydı...
"Ama, ama... Onlar otaku!"
"Sen hâlâ mı...!"
"Hayır, o anlamda demiyorum! Yani sevip sevmemek meselesi değil, ben otakuları hiç anlamıyorum!"
O an Michiru'nun yüzündeki ifade nefret değil, tam bir kafa karışıklığıydı.
'Anlamıyorum' derken hissettiği şey muhtemelen tamamen gerçekti.
İşte tam da bu yüzden, yanındaki üç gizli otakunun gerçek yüzünü görememişti.
Akihabara'daki bu konser alanına getirilmesine rağmen bizim neyi hedeflediğimizi fark edememişti.
"Öyle insanları şimdiye kadar hiç anlamaya çalışmadım ki... Gerçekten kendime güvenemiyorum."
"Ama beni anlıyorsun, değil mi?"
"Çünkü sen Tomo'sun! Diğer otakuların ne idüğü belirsiz!"
...Michiru o sözleri sarf ettiği an, bir taraftan "Ooo, helal!" gibisinden bir tezahürat, diğer taraftan ise "Çat!" diye bir şeylerin koptuğu bir ses duyar gibi oldum ama iki kaynağın da üzerine gitmeye niyetim yoktu. İnadım inattı.
Çünkü şu an, bak, ondan çok daha önemli meselelerimiz var.
"Senin ciddiyetin bu kadar mıydı? Sırf kıyafetin biraz 'moe' diye, şarkı söyleyemeyecek kadar zayıf mıydı duyguların!?"
"Valla benim kalbim kırılırdı. Bana o kadar utanç verici bir şey giydirselerdi."
"Kimse seni görmek istemiyor zaten. Süt ineği cosplayiyle falan."
"Kuru kemik torbası olmandan iyidir diye düşünüyorum. En azından yaşıyor gibi duruyor."
Bakmayacağım, bakmayacağım işte... Kim olduklarını şıp diye anlasam da.
"Sorun yok... Yapabilirsin Michiru."
"Tomo..."
Yüzündeki o silinmek bilmeyen endişe dolu ifadeyi ne yapıp edip yok etmek istediğimden, bu kez ona gülümsedim.
"Çünkü sende, anime şarkılarının ve oyun müziklerinin 'iyi müzik' olduğunu kabul edecek ve onlara saygı duyacak o sağduyu çoktan var."
Üstelik bu, tamamen temelsiz bir yağ çekme de değildi.
Gerçekten, kalbimin en derinlerinden Michiru'ya inandığım için takındığım bir tavır, kurduğum bir cümleydi.
"Bu yüzden eminim ki hislerin geçecek... Senin şarkıların, mutlaka bir otaku'nun kulaklarına ulaşacak!"
"Ha, bu arada ekleyeyim, bu seferki şarkı listesi fena halde kitleye oynuyor, patlayacağı kesin."
"Yalnız Micchy'ye çaktırmadan en yeni anime şarkılarını araya sıkıştırmak epey zor oldu ya."
Hayır, yani, bakmayacağım diyorum ama...
Demin o kadar havalı laf etmişim, her şeyi mahvettiler resmen...
"Bundan sonra da hep yanındayım; grubun menajerliğini de yapacağım, oyun da üreteceğim, her şeyi başarıya ulaştıracağım. O yüzden şimdi, sadece arkamda dur ve beni takip et..."
"Tomo... Ama,"
"Michiru!"
"E-Efendim?"
"Gel, birlikte mutlu olalım!"
"Ne...!?"
"Oha."
"Aha işte."
"Tch..."
"Vay anam vay!"
"............"
"Aman Allah'ım!"
"Hayır! Yani hep beraber! Hepimiz!"
Hadi bakalım, soru şu: Hangi cümleyi kim kurdu?
Cevap... Tabii ki bakıp kontrol etmeyeceğim.
Ayakta durmalı, yüz elli kişi kapasiteli konser alanında şu an yaklaşık elli altmış kişi vardı.
Muhtemelen ilerleyen saatlerde çıkacak olan popüler gruplar için sayı gitgide artacaktı ama hiçbir duyurusu bile yapılmayan bir ön grubun sahnesinde bu sayı zaten sınırdı.
Ben de mekanın arkasındaki o rahat, duvar kenarı kısımlardan birine yerleşmiş, sahneye bakıyordum.
Loş ışıklı sahnede "icy tail"in dört üyesi çoktan yerini almış, hazırlıklarını yapıyordu.
Yanımda duran Katō, hayatında ilk kez bir konser alanı gördüğü için olsa gerek, meraklı gözlerle etrafı süzüyor; Utaha-senpai tabletinden bir şeyler okuyor, Eriri ise sıkılmış bir halde akıllı telefonuyla uğraşıyordu.
Yahu konser alanında telefonun sesini kapatsana.
Gerçi bizim dışımızdaki müşteriler de genelde o havada takılıyordu; kimsede öyle aşırı bir heyecan yoktu, herkes kendi halinde laklak ederek vakit öldürüyordu.
Gerçi konser başlamadan tavan yapmış bir enerji beklemek de hata olurdu.
İlk grup olmanın, o başlangıçtaki soğuk atmosferi omuzlarında hissetmek gibi büyük bir baskısı vardır.
Ortam henüz ısınmadığı için, seyirci ilk kez gördüğü bir gruba ilk şarkıda hemen eşlik etmez.
İşte bu başlangıç vaftizini nasıl atlatacakları, "icy tail"in önündeki ilk engeldi.
Bakalım bu sınavı başarıyla verebilecekler mi...
Tam o anda, nihayet sahne ışıkları yandı ve Michiru ile diğerlerini aydınlattı.
O an, sahneden uğultu gibi bir hayranlık nidası yükseldi.
Birinci adım; grubun sahip olduğu avantajlardan biri işe yaramıştı.
Bu avantaj... Kendi yakınım diye torpil geçiyorum gibi olmasın ama, sahnenin ortasında duran Michiru'nun dış görünüşüydü.
Bir kıza göre boyu uzun, kollar ve bacaklar ince ve narin; sporcu geçmişi olduğu için vücudu gayet fit ve açıkçası yüzü de oldukça havalıydı.
Kız lisesinde büyük popülarite kazanacak cinsten karizmatik bir kızın, fırfırlı bir hizmetçi kıyafeti içinde utangaç bir şekilde sahnede durması, tam hedeflediğim gibi ilk kez izleyen otaku'ların kalbini çalmış görünüyordu.
Bizimkiler (ben dahil) zıtlıkların yarattığı o çekiciliğe karşı çok zayıfız...
Böylece ilk aşama olan dikkat çekme kısmı başarıyla sonuçlandı.
Sıradaki ikinci aşama... İşte asıl konser savaşı şimdi başlıyordu.
Anime şarkıları konserlerinde ilk şarkı zordur.
Hele ki dediğim gibi, ilk grubun ilk şarkısıysa iş daha da sarpa sarar.
Elbette en etkili kurşun, bu sezonun en popüler animesinin açılış şarkısı olurdu.
Eğer öyle güncel bir parça çalmalarına izin verilseydi, ister başta olsunlar ister sonda, isterse bisede; millet Nico Nico Douga yorumları gibi coşar da coşardı.
Gel gelelim, ilk çıkan ön gruba böyle bir parça seçme hakkı verilmezdi.
Daha doğrusu, biz şarkı listesini sunmadan önce diğer gruplar o popüler parçaları çoktan kapmıştı.
Bu yüzden ilk şarkının seçimi büyük bir krize dönüştü.
Hata yapma lüksümüz yoktu. Ama taze malzemeleri de kullanamazdık.
Ve en önemlisi... Bu seçim "icy tail"e ve Michiru'ya yakışmalıydı.
Sonunda vardığımız karar ise...
Ranko'nun bagetleri dört kez birbirine vurdu.
Toki'nin gitarı kükredi, ardından Etika'nın bas gitarı ona katıldı.
Michiru... Micchy, henüz gitara elini sürmeden mikrofona yaklaştı.
"Ooo, 'Jiraiya-z' mi bu!?"
"Hangi devirden kalma şarkı lan bu!"
Seyirciler arasından hem hayranlık hem de şaşkınlık karışımı tepkiler yükseldi.
Evet, işte bizim vardığımız sonuç buydu.
Trendler falan umurumda değil.
İyi şarkı, iyi şarkıdır.
Eğlenceli olan şey, eğlencelidir.
Çünkü "Jiraiya-z" bugün izlesen bile hala çok eğlenceli!
Sırf açılışını izlemek bile insanı gaza getiriyor!
"Aaa, Aki-kun, ben bunu televizyonda izlemiştim, tekrar bölümlerinde..."
Bakın, Katō'ya bile ulaşıyor bu duygu... En güçlüsü bu değil de ne!?
Sahnedeki Michiru, gerçekten de çok havalıydı.
Ve... Muhtemelen o kıyafet yüzünden, acayip "moe" görünüyordu.
Başlamadan önce bir sürü olay çıktığı için endişeliydim ama hepsi yersizmiş.
Daha ilk andan sesi gürül gürül çıkıyordu. Seyirci onu gaza getirmiyordu, o seyirciyi gaza getiriyordu.
Grubu düzgünce sürükleyebiliyordu.
Böylece Michiru'nun o haykırışına kapılan seyirciler, başta tereddüt etseler de şarkı ilerledikçe o eski günlerin heyecanını hatırlamaya başladılar.
Nakarat kısmına gelindiğinde artık herkes eşlik ediyordu.
Ara melodiye girildiğinde, serideki o meşhur büyü sözlerini fısıldamaya başlayanlar bile vardı.
Doğru ya, o zamanlar herkes o uzun büyü sözlerini ezbere bilirdi...
Evet, bu şarkıyı seçmekle en doğrusunu yapmıştık.
Çünkü bu şarkı, Michiru ve diğer üçünü...
"icy tail"i birbirine bağlayan, o ilk karşılaşmanın şarkısıydı.
"Teşekkür ederiz!"
İlk şarkı bitip de Michiru seyirciye ilk selamını verdiğinde...
Oradan gelen o ateşli tepki karşısında Michiru, hafif bir şaşkınlıkla gözlerini kocaman açtı ve bir anlığına sessizliğe gömüldü.
Normalde seyirciyle uğraşıp onlara laf atarak bir bütünlük hissi yaratmak konserin en keyifli kısmıdır ama buralarda hala yeni çıkış yapmış bir grup gibi çok toy davranıyorlar.
Yine de, şimdilik her şey fazlasıyla yolunda gitti.
Pekala, şimdi üçüncü aşamaya geçiyoruz.
Savaş alanı, standart bir konserden anime şarkısı konserine doğru kayıyor.
Anime konserlerinde sunuculuk yapmak normal konserlerden biraz daha zordur.
Ne de olsa otaku kitleye hitap eden gruplar sadece şarkılarıyla değil, karakterleriyle de kendilerini satmak zorundalar.
Ancak otaku kalbini çalmak sadece onlara yaranmaya çalışmakla olacak iş değil.
Eğer bariz bir "moe" sergileyip yaranacaksan, bunu ruhunun derinliklerinden gelerek, dibine kadar yapmalısın yoksa hayranlar peşinden gelmez.
Eski gece kulübü çalışanlarının geçici bir iş olarak gördüğü o kazıkçı hizmetçi kafelerinden bahsetmiyorum bile!
Gerçi hiç gitmedim ama neyse!
Her neyse, mevcut icy tail grubuna bu yönde bir karakter yüklemek imkansızdı.
En başta grubun vitrini olan Michiru bir otaku acemisi olduğu için ondan bunu istemek fazla acımasızca olurdu.
Öyleyse, şu anki haliyle, yani olduğu gibi bu işi kurtarmaktan başka çare yoktu.
İşte bu yüzden vardığımız sonuç şuydu...
"Hepinize iyi akşamlar... Şey, biz icy tail."
Michiru'nun ilk selamı, ona kıyasla aşırı heyecanlı ve biraz sönük kalmıştı.
Bu durum sadece ilk konserleri olmasından değil, başlangıçta bekledikleri o kitleyle karşılaşmamış olmalarının getirdiği şaşkınlığın hala devam etmesinden kaynaklanıyor olabilirdi.
İşte tam da bu noktada, huysuz bir izleyiciye ihtiyaç vardı.
"Eee, ne dedin? Duyulmuyor!"
"Diyorum ki, icy tail..."
Tanıdık birinden... Daha doğrusu kendisini bu duruma düşüren baş şüpheliden gelen o arsız sataşma karşısında Michiru, hafifçe bozularak ve sert bir tonla, kaba bir cevap verdi.
Tabii ki benim böyle bir şeyden geri adım atmaya niyetim yoktu...
"Hala duyulmuyor! Daha yüksek sesle söyle!"
"Aman be! 'Aishiteiru' (Sizi seviyorum) diyorum işte! ...Ah."
Michiru'nun durumu fark edip donup kaldığı o an, diğer üçü sanki bu anı bekliyormuş gibi enstrümanlarıyla jingle çalıp araya girdi.
Eski bir komedi skecini andıran bu mizansen karşısında seyircilerden büyük bir tezahürat yükseldi.
Hatta "Planlı mıydı lan bu!" veya "Çok tatlı!" diye bağıranlar bile vardı.
Seyircinin bu beklenmedik tepkisi karşısında tamamen afallayan Michiru ise...
"Ha? A-ah... Hey, gülmeyin be!"
Bu durumda ne yapacağını bilemeyerek fena halde çuvallıyordu.
Elbette seyirciler, Michiru'nun bu doğal tepkisine daha da coşkuyla karşılık verdi.
"Güzel, tuttu bu...!"
"Şey... Buna gizli pazarlama mı deniyordu?"
Yanımdaki Kato'nun kendi kendine mırıldandığı huzursuz edici sözleri şimdilik görmezden geldim.
"Öğğ..."
"Öğğ..."
Ayrıca bir süredir vücuduma inen tekmeleri ve yumrukları da görmezden geldim.
Yani harbi acıyor, kesin şunu ikiniz de.
Michiru dışındaki grup üyeleri için bu, grubun ismini belirledikleri andan itibaren hazırladıkları bir şakaydı.
Yine de, artık bir rutin haline gelecek olan ikinci ve sonraki seferlerin aksine, bu ilk girişin tutup tutmayacağı konusunda büyük bir risk aldığımız da bir gerçekti.
Sonuç olarak, üyeler arasındaki mükemmel iş birliği ve Michiru'nun o beklenmedik "Ah" tepkisiyle beklediğimizden bile büyük bir etki yaratmıştık.
Nasıl desem, sadece bir kez görülebilecek o doğal tepki karşısında bakir ruhlu hayranlar mest olmuştu.
Bu yüzden Michiru'nun sonraki konuşmaları da hep kekeleyerek geçti ve tam bir felaketti.
Ama sonunda bu durum turnayı gözünden vurdu.
Şu an "moe" sergileyemeyen Michiru'nun otakular tarafından kabul edilme yolu... Kendisiyle uğraşılan, şamar oğlanı karakteri statüsünü kazanmaktı.
Benim ve diğer üyelerin günlerce kafa yorup ulaştığımız sonuç buydu.
...Tabii bu tartışmalar sırasında Michiru orada değildi.
Sonrasında, icy tail'in sahnesi coşkuyla devam etti.
İkinci şarkıda, klasik bir hüzünlü oyunun tema müziğini içtenlikle seslendirdiler.
Üçüncü şarkıda ise korka korka çaldıkları orijinal parçalarında bile seyirciyle birlikte ortalığı yıktılar.
Ve son parça bittiğinde... Dinmek bilmeyen alkışlar, ne kadar başarılı olduklarının kanıtıydı.
"Şey, Michiru?"
"............"
Efsanevi demesem de, kesinlikle büyük bir beğeniyle sona eren icy tail sahnesinin hemen ardından.
Tebrik etmek için gittiğim kulisin zemininde, normalde sert bir şekilde tebrik etmesi gereken ben, nedense sert bir karşılama görüyordum.
"Bu da ne demek oluyor acaba?"
"......Sus, Tomo."
Kısacası, sahne başlamadan önceki o aynı üst pozisyona (mount) getirilmiştim.
Üstelik hala o sahne kostümleriyle.
Fakat bu sefer, bir saat önceki gibi çığlıklar atarak ve abartılı hareketlerle üzerime çullanmamıştı; sessizce, hiçbir ön belirti göstermeden, hızla ayağımı kaydırıp beni yere sermişti.
Benim tarafımdan bakıldığında, bu yıldırım hızıyla yapılan harekete karşı yapacak hiçbir şeyim yoktu.
...Normalde bu işler profesyonel güreş gibi olurdu ama bu sefer gerçek kavgaya (cement) girişmişti Michiru.
"A-Aki-kun?!"
"Ben en iyisi gideyim."
"Gerçekten de üstte olmaya ne kadar meraklısın. Ne kadar da sadistsin böyle."
Her zamanki gibi, yerinde tespitleri ve bana karşı olan acımasızlığıyla öne çıkan kulüp ekibi.
"Ş-şey şey şey, Micchi..."
"Hala buna mı takılıyorsun?"
"............"
Her zamanki gibi, olaylara dışarıdan bakan tavırları ve Michiru'ya karşı pısırıklıklarıyla öne çıkan grup ekibi.
...Yani burada beni kurtaracak tek bir kişi bile yoktu.
"Eee, nasıldı? İlk konserin hakkındaki düşüncelerin neler?"
"............"
Başka çarem kalmadığı için, kendi yolumu açmak adına Michiru'ya soruyu yönelttim.
Yukarıdan bana bakan o yüzde, hala konserin etkisi taze olmalı ki; gözleri nemli, yanakları al al olmuştu ve alnında inci gibi terler birikmişti.
Buna ek olarak, bana yapışmış olan vücudu da çok sıcaktı ve terden sırılsıklamdı; Michiru'nun sadece dört şarkılık sahnede ne kadar enerji harcadığı fazlasıyla hissediliyordu.
"Aslında duygulandın, değil mi?"
"............"
"Ama utandığın için sevinemiyorsun, değil mi? Ne de olsa perde açılmadan önce o kadar mızmızlanmıştın."
"............!"
Normalden çok daha sessizdi, sadece bana dik dik bakıyordu.
Böyle yaparsan Ranko ile karakterlerin çakışacak ama.
"............"
"............"
Elden bir şey gelmediği için ben de üstelemeyi bıraktım, sadece Michiru'nun gözlerine baktım ve onun bir şey söylemesini bekledim.
Bir süre sonra, bu sabır savaşına dayanamamış olacak ki, gözleri daha da buğulandı ve yanakları iyice kızardı.
Ve sonunda, daha fazla tutamayıp...
"............Çok sıcaktı."
Dürüst hislerini dışarı sızdırdı.
"Öyle mi, buna sevindim."
"Işıklardan bahsediyorum be!"
"Hı-hı, öyledir."
Gerçekten çok sıcak gelmiş olmalı.
Bak, işte kanıtı... Bu bir ter damlası.
Alnından süzülüp geliyor.
"Bu kadar havaya gireceklerini düşünmemiştim... Okul festivalindeki gibiydi. Hayır, ondan daha muazzamdı."
"Normal bir şey bu. Konsere gelecek kadar fanatik olanlar, hangi türde olursa olsun müthiştir, tutkuludur ve iğrençtir."
"İğrenç mi... Çok ayıp Tomo. Benim hayranlarım hakkında böyle konuşman hiç hoş değil."
"Rahat ol, bu bir iltifat."
"Füfü."
Nihayet Michiru'nun gülüşü duyulunca çevreye rahatlamış bir hava yayıldı.
...Ama herkes şu an bu kızın yüzünü göremediği için rahatlıyor.
Şahsen ben, Michiru'nun ter 'gibi' bir şeyleri gözüme girmeye başladığı için canımın yanmasıyla meşgulüm.
"Her neyse, böylece hayalin gerçekleşmiş oldu."
"Hayal ettiğimden tamamen farklıydı ama!"
Az önceki baskınımı hâlâ affedememiş olacak ki Michiru her lafıma ters ters cevap veriyordu.
Yine de hayalinin 'gerçekleştiği' gerçeğini tek kelimeyle bile inkar etmedi.
Bu yüzden...
"Bu yüzden şimdi sıra sende... Benim hayalimi gerçekleştireceksin, tamam mı?"
Böyle yüzsüzce bir konuyu tekrar açınca bana daha da öfkeyle bakmaya başladı.
"Yapacaksın değil mi? Bizim grubun müziklerini."
"Öyle bir söz verdiğimi hiç hatırlamıyorum."
"Ama artık reddedemezsin. Bugün o otaku grubunun tezahüratlarını duydun bir kere."
"............"
Kulaklarında çınlayan tezahüratları hatırlamış olacak ki Michiru yavaşça gözlerini kapattı.
Ben de Michiru'nun o kapkaranlık görüş alanının içine yeni imgeler çakmaya başladım.
"Söyleyeyim... Gerçek bir oyun müziği bundan çok daha muazzamdır."
Mesela, başrol kadın ve ana karakterin ayrılık sahnesi.
Gülümseyerek el sallayan başrol kadın; kalbinde kararlılıkla arkasına bakmadan koşmaya başlayan ana karakter.
"Oyunun içinde, o dokunaklı sahnede müzik girmeye başladı mı... Ortam fena olur."
Alacakaranlıkta bir yokuş.
Ana karakterin uzayan gölgesi bile sonunda başrol kadının yanından uzaklaşır.
"O şarkıyı dinlediğinde sahne aklına gelir ve her yerde ağlarsın. Trende, yürürken, sınıfta ve tabii ki konser alanında bile!"
Başrol kadının sallanan eli yavaşlar ve yavaş yavaş aşağı iner.
Gülümsemesi santim santim solar, yerini dişlerini sıkan bir ifadeye bırakır.
"Sen bundan sonra işte böyle şarkılar yapacaksın. Bir sürü otaku'yu ağlatacaksın!"
Ve tam o anda giren, ruhunu kattığın o şarkı...
"İşte bu; sözlerin, görüntülerin ve müziğin iş birliğiyle ortaya çıkan... bir mucizedir."
Eğer ben bunu konser alanında dinleseydim, rezil olmamak için kafamı kaldıramazdım herhalde.
"...Aptal mısın? Ne kadar da abartıyorsun."
Michiru'nun sözleri hâlâ biraz dikbaşlılık içeriyordu ama...
"Abarttığımı mı sanıyorsun?"
"Yani, o atmosferi gördükten sonra... Şimdilik birazcık inanabilirim sanırım."
İşte böyle, tek bir dokunuş yetti ve her şey halloldu.
"Sözleşme tamam o zaman..."
Elimi Michiru'nun yüzüne uzattım.
İşaret parmağımın tersiyle göz pınarına dokundum.
İşte şimdi, 'blessing software' sonunda tamamlanmıştı...
"Eriri, Utaha-senpai, bir de Kato..."
"Şu an benimle konuşma."
Biri her zamanki gibi huysuz.
"Eski sevgilinle ne işin olabilir ki, Rinri-kun?"
Diğeri karanlık bir huysuzluk içinde.
"Hım? Ne oldu?"
Ve sonuncusu... Vay canına, bu durumda bile akıllı telefonuyla uğraşıyor.
Şu anki duruma ne kadar ilgisiz olabilirsin ya?
"Son zamanlarda dükkan kapalı gibiydi ama... Bir sonraki grup aktivitemiz yarından sonraki Pazartesi günü."
Neyse, ne yapalım.
Zaten bizi biz yapan da tam olarak bu.
"Şey, o yüzden... Bugünlük üzgünüm. Biraz uyumama izin verin."
"...Tomo?"
Son gücümü toplayıp gelecek haftanın programını da ilettikten sonra...
Nihayet huzur içinde gözlerimi kapattım.
Cidden, bir haftadır konser hazırlıkları yüzünden neredeyse hiç uyumamıştım...
"Bir kızın üzerine yıkılıp uyumak da neyin nesi... Ah Aki."
"Buna şey denir; artık kendisine ne yapılsa şikayet etmeye hakkı yok."
"............ Yap gitsin Micchy."
...Hey, bilincimi henüz tamamen kaybetmedim.
"Beklettiğim için üzgünüm... A, Sawamura-san, Kasumigaoka-senpai nerede?"
"Bilmem. Bir baktım kaybolmuş."
"Nasıl yani... Gerçekten grup halinde hareket etmeyi hiç beceremiyor."
"Boş ver ne olacak, çocuk değil ya. Ondan ziyade, Tomoya uyandı mı?"
"Hayır, hiç uyanacak gibi değildi. Hyoudou-san onu taksiyle eve gönderdi."
"...Gerçekten eve mi gitti? O kadının adresi doğru verdiğinden emin misin?"
"O kadar merak ediyorsan sen de birlikte gitseydin ya. Evleriniz yakın zaten."
"İstemez, o kadınla aynı arabada sohbet falan ilerlemez."
"A, ahaha..."
"O zaman biz de dönelim mi?"
"Evet... Ama ne güzeldi değil mi, konser?"
"Öyle abartılacak bir şey değildi."
"Benim bile duyduğum birkaç şarkı vardı. En önemlisi de Hyoudou-san'ın sesi çok güzel."
"Dediğim gibi, abartılacak bir şey yok."
"Özellikle son şarkı harikaydı. O şarkı bir süre önceki bir animeye ait değil miydi?"
"O Kışın Prizması..."
"Hah, oydu işte. Efsane bir şeymiş o. Etrafta gözleri dolanlar bile vardı."
"O şarkıyı çalmak hile resmen..."
"Hyoudou-san'ın müzikleri için heyecanlıyım... Gerçekten güzel şarkılar yapıyor, değil mi?"
"Müzik olmasa bile, ben çizimlerim ve senaryoyla herkesi ağlatmayı bilirim."
"............"
"Ne var? Yanlış bir şey mi söyledim?"
"Hayır, sadece güzel şeyler oldu da. Hem de iki tane."
"Neymiş onlar?"
"Birincisi, Sawamura-san'ın Kasumigaoka-senpai'yi takdir ettiğini anlamış oldum."
"Zaten yeteneğini takdir ediyorum. Sadece o ahlaksız, azgın yosma olmasından nefret ediyorum."
"Diğeri de... Oyun yapma işini ciddiye almaya başlamışsın, değil mi?"
"O senin için de geçerli. Bir acemi olarak kodlama işine bu kadar girmen, Tomoya tarafından zehirlendiğini gösteriyor."
"Kış festivali için heyecanlıyım. Bakalım nasıl bir oyun ortaya çıkacak."
"............"
"Sawamura-san?"
"Baksana sen..."
"Ne?"
"...Yok bir şey."
"Efendim?"
"Aman, tamam! Gidiyorum ben!"
"A, ne oldu? Niye birden kızdın ki? Az önce kötü bir şey demedim sanki?"
"Kızmadım! Sadece acelem var! Bak, ışık şimdi değişecek!"
"Kalabalık gidince bir anda canlandın nedense."
"Hadi, acele et... Şey, Megumi!"
"E..."
"Hadi! Sen durunca ışık kırmızı yandı işte."
"...A-ama, az önce..."
"Şey, yanlışlıkla öyle söyledim sanma."
"Bu demek oluyor ki..."
"Bak şimdi... Okul arkadaşlarına '-san' ekleyerek seslenen ben, aslında sahte bir hanımefendi karakteriyim."
"A, evet."
"Ama aslında ben hanımefendi falan değilim, sadece bir otaku'yum."
"Aki-kun'la konuşurkenki halin gibi mi?"
"İşte bu yüzden, artık senin yanında... sadece o otaku halimle kalsam olur mu diye düşündüm."
"Sawamura-san..."
"O yüzden, Megumi... diyebilirim değil mi?"
"............"
"E-hey, olmaz mı yoksa? Şaka mı yapıyorsun, beni bu kadar konuşturduktan sonra..."
"Sonra cehennemi... mi?"
"Ne?"
"Yok, bir şey değil... Şey, Eriri desem olur, değil mi?"
"...Hım, teşekkürler Megumi."
"Anladım, buna tsundere deniyor demek? Eriri."
"Söylüyorum ya işte! Sen Tomoya tarafından fena halde zehirlenmişsin!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.