BAŞLIK: Göz Ardı Edilen Tehdit
İçerik:
Light Novel uyarlaması Cilt 36, Bölüm 4 "Sınırsız Olanın Kahkahası", Kısım 4 ve Cilt 36, Bölüm 5 "Büyük Köle", Kısım 1-2'de bulunabilir.
Orijinal Web Romanı Bölümü ―Tamamlandı
Witch Cult Translations (Başpiskopos) tarafından orijinal çeviri ―Tamamlandı
――Heinkel Astrea bir Yıldız Gözcüsü bile değildi.
Bilindiği üzere, ne Kılıç Azizi'ydi, ne de kılıç ustalığıyla seçkin başarılar elde edenlere verilen "van" kılıç adını almıştı; Lugunica Krallığı'nın Kraliyet Muhafızı Komutan Yardımcılığı görevi de aynı şekilde sadece bir süstü.
Genel olarak, seçilmekle elde edilebilecek tek bir şey için bile seçilmemiş bir adamdı o; Heinkel olarak bilinen kişi buydu ve Vollachian İmparatorluğu'na geldiğinde bile bu değişmeyecekti.
Sürüklenip savaşa katılmış, bu dünya için akıl almaz manzaralarla kalbi paramparça olmuştu; geri çekilmesiyle ölümden kıl payı kurtulmuş, sonra bir kez daha sürüklenerek aynı yere dönmüş, cılız bir umuda tutunmuştu.
O umut da, Heinkel'den kurbanlık bir piyon rolünü oynamasını bekleyen birinin sunduğu bir kaçış işaretinden ibaretti ve tüm düşüncelerini bir kenara bıraktıktan sonra, niyetin bu olduğunu fark edemeyecek kadar aptaldı.
――Bu yüzden, saldırı planına kendi çılgınca nedenleriyle karşı çıkan Rowan Segmunt'un aksine, en kötü kura ona düşmüş, rolünü dürüstçe oynamaya çalışmıştı.
Heinkel: "Kahretsin..."
İmparatorluk Başkenti'nin savunmasının kilit taşı olan surların beş burcundan, kendisiyle Rowan arasında paylaşılması gereken güney ve güneydoğu noktaları artık tek başına Heinkel'in sorumluluğundaydı; Başkente giriş çıkışı sağlayan şehir kapısı olarak hizmet veren ilk burcu ele geçirmesi gerektiğini düşündü ve güneye yöneldi.
Basitçe söylemek gerekirse, bu makul bir karardı ve tuhaflıkla alakası olmayan uygun bir seçimdi.
Böylece Heinkel, makul, uygun seçiminin sonucuyla nihayet yüzleşmişti.
???: "――Ben Mezoreia'yım. Sevgili evladımın sesine uyarak, göksel semalardan esen rüzgar olacağım."
Beyaz Ejderha'nın o görkemli figürü, ilk burcu korurcasına kanatlarını açtı ve sonra――
***
Oda, yığınla mücevherle doluydu.
Altın ve gümüş kullanımında bolca işçilik, değerli taşlarla süslenmiş saç aksesuarları ve giysiler, çeşitli ince eşyalar odanın içinde gözleri yoran bir ihtişamla sıralanmış, dağılmış ve etrafa saçılmıştı.
Göz kamaştırıcı odanın tam ortasında, Madelyn Eschart uyandı.
Madelyn: "――――"
Gerçeklikle bulanıkça örtüşen tatlı, altın rengi gözlerini birkaç kez kırpıştırdı; gökyüzü mavisi saçlarından çıkan iki siyah boynuzu bir yandan diğer yana sallandı ve minyon bedeni ayağa kalktı. Bir anda, etrafındaki mücevherlere çarparak onların arasına düştü, ancak Madelyn'in şiddetle yere saçılan mücevherlere aldırışı yoktu.
Mücevherler ve altın gümüş hazineler... O, bu tür göz kamaştırıcı şeyleri oldukça severdi.
İnsanların ne kadar zayıf ve kırılgan olmalarına rağmen bu kadar gürültücü olmalarını sevmezdi ama onların değerli taşlar ve altın kullanarak yaptıkları el işçiliği, yeri doldurulamaz bir çekiciliğe sahipti.
İnsanların ona verdiği görevleri yerine getirmek, karşılığında bu tür şeyleri bir ödül olarak almak kötü bir fikir değildi.
Bunları ininde yığmak, tıkıştırmak ve uyurken onlarla çevrili olmak, Madelyn'in uyku kalitesinde önemli bir rol oynuyordu―― Ancak ne mücevherler ne de altın, kalbindeki boşluğu doldurabiliyordu.
Madelyn: "――――"
Kaldırdığı başını etrafta sallayarak, Madelyn ininin kapısını iterek açtı.
Bu, Madelyn'in bir süredir İlahi General olduktan sonra yaşadığı inden farklı bir indi. Daha ziyade, bu durum için aceleyle hazırlanmış yeni bir in.
Kendi kokusu eksikti ve hazineler Saray'ın içinden toplanan şeylerdi, bu yüzden tatmin olmaktan uzaktı ama hiç yoktan iyiydi.
Her şeyden önce, alışkın olduğu ini terk edip yer değiştirmek için yeterli bir neden vardı burada. O da――
Madelyn: "――Carillon."
İninden çıkıp geçitten geçerek ılık bir rüzgarın estiği balkona çıktığında, kanatlarını dinlendiren bir uçan ejderhanın figürü oradaydı.
Carillon: "――――"
Adı çağrılınca, uçan ejderha başını ona çevirdi―― tüm vücudundaki pullarda acı verici çatlaklar vardı ve loş gözlerinin içinde altın rengi irisler beliriyordu; bu, hayatını kaybetmiş olan bu bedenin durumunun açık bir göstergesiydi.
İnsanların birbiri ardına diriltilmesi gibi, öteden geri getirilen uçan ejderhaların sayısı da az değildi.
Yalnızca, hayatları boyunca evcilleşmemiş örneklerle iletişim kuramıyordu, ancak önündeki uçan ejderha gibi olanlarla―― Carillon gibi evcilleştirilmiş olanlarla anlaşma sağlayabiliyordu.
Nitekim, Madelyn'in çağrısına yanıt veren Carillon, usulca başını eğdi.
Diğer ölmüş uçan ejderhalar―― ölümsüz uçan ejderhalar, Madelyn ile temas etseler bile, onu canlı biri olarak görür ve durmaksızın saldırmaya başlarlardı.
Elbette, yerini bilmeyenlere merhamet göstermez, onları parçalamaktan çekinmezdi.
Madelyn: "Ben, ejderha, seni parçaladığım için kahrolası derecede üzgünüm."
Carillon'un eğdiği başının boynunu okşarken, Madelyn'in dudaklarının kenarları hissettiği soğuklukla kasıldı.
Doğası gereği, uçan ejderhalar havada süzülmek için gereksiz vücut yağına sahip değillerdi, bu yüzden vücut ısıları düşüktü. Öyle olsa bile, parmak uçlarına yayılan sıcaklık, süs mücevherlerine dokunmak kadar soğuktu.
Ancak mücevherlerin aksine, herhangi bir ihtişam veya güzellik hissetmiyordu.
Yine de, Carillon'un onun önünde bu şekilde var olması ve hareket etmesi paha biçilmez bir değerdi.
――Madelyn için Carillon, ilk kez göz göze geldiği insan tarafından evcilleştirilmiş uçan ejderhaydı.
Var olan son ejderha soyundan biri olarak Madelyn, kısmen bir ejderha kabuğu olan Mezoreia'nın doğası gereği, doğduğu Bulut Denizi dışındaki hiçbir şeyle temas etmeden yaşamıştı.
Mezoreia hariç, Madelyn'in temas kurma fırsatı bulduğu tek varlıklar Bulut Denizi'nin çevresinde yaşayan vahşi uçan ejderhalardı, ama onlar bile ejderha soyuna itaat eden varlıklardan başka bir şey değillerdi.
Yaşam formları arasında bir fark vardı; kendisi, bir ejderha soyu, ve uçan ejderhalar arasında bir ayrım.
Bu, içgüdüye dayalı bir şeydi; nedenini veya amacını düşünmeye yer bırakmayan bir şey. Varlıklarındaki bu doğal ayrılık konusunda karamsarlığa veya şüpheye düşmeye yer yoktu.
Altının güzelliğine hiç tanık olmamış biri, altın bir taç arzu etmezdi.
Ancak, Madelyn'in Bulut Denizi'nin ötesini bilmediği tatmin dolu günleri aniden sona ermişti.
Bu sona neden olan, bizzat bu Carillon'du ve Bulut Ejderhası Mezoreia'nın varlığı nedeniyle yükselmeye isteksiz olan sevgili ejderhasını yatıştıran, Bulut Denizi'nin tam ortasına dalan o serseri――
Madelyn: "――Bu ejderhanın sevgilisi Balleroy, nerede be?"
Boynunu gıdıklarken, Madelyn Carillon'a bir soru yöneltti.
Seslendirilen isim Carillon için fazlasıyla tanıdıktı ve o sesi diline doladığında, Madelyn'in göğsüne gecikmiş bir zehir gibi sızdı.
Ruhunu kemiren bir zehre benzeyen bu acı, Madelyn'in Bulut Denizi'nden kaçıp insanların yaşadığı yüzeye inmesinin asıl nedeniydi.
Ama şimdi, bu zehrin acısı o zamana dek olduğundan farklı bir şeye dönüşmek üzereydi.
Madelyn, kalbindeki zehrin acısını hissetti. Yanında, Carillon okşanmaya devam ederken yavaşça başını kaldırdı ve boğazından hafif bir ses çıkardı.
Hareketin ve sesin arkasını işaret ettiğini fark eden Madelyn, döndü.
Ardından, balkona bağlı geçitten bir insan figürü çıktı. O figür elini salladı ve bir ejderha soyundan biriyle karşılaştığında rahat bir tavır takındı.
Madelyn: "...Ne cüret, sen olmasan bu ejderha seni dişleriyle kahrolası parçalara ayırırdı."
???: "Şey, ben olmasam, yüce bir ejderha soyundan biriyle karşılaştığında böyle bir tavır takınacak kimse olmazdı. Demek isterim ama, tahmin ettiğinin aksine Generaller arasında aslında tonla kaba saba kişi var."
Madelyn: "Kahrolası doğru. İnsanlar gerçekten çok sıkıcı."
???: "Hahaha, buna diyecek bir şeyim yok."
O kişi zoraki bir gülüşle omuzlarını silkince, Madelyn burnundan bıkkın bir şekilde nefes verdi.
Ancak, o iç çekişe gizlemesi zor duyguların karıştığını hissedince, huzursuz kalbini azarladı ve tutkulu nefesini gizlemek istercesine ağzını sildi.
Gizlemesi zor duygular―― gözlerinin önündeki kişiye karşı durmaksızın taşan tutkusuydu.
Ten rengi ve gözleri tamamen farklı görünse bile, duyguları yalan söylemezdi.
Ölümsüz bir uçan ejderhaya dönüşen Carillon'a verdiği değer, ona karşı hissettiği şeyden bile daha güçlüydü.
Madelyn: "Balleroy, şimdiye kadar neredeydin be?"
Zaten tam önüne gelmiş olan adama yarım adım daha yaklaşarak sordu Madelyn.
BAŞLIK: Ters Pulun Sancısı
Madelyn, hazine dolu ininde uyuyakaldığında Balleroy yanındaydı. Mümkün olsa, uyanana dek tüm süre boyunca onun yanında kalmasını isterdi.
Madelyn’in sorusu bunları dile getirmemişti ama Balleroy, dile getirilmeyen hislerini sezmiş gibi başını kaşıyarak, “Üzgünüm,” dedi.
Balleroy: “Nedense, İmparatorluk Başkenti’nde cirit atan fareler vardı. Ekselansları Palladio gözüne takılınca yaygara koparıyordu, ben de biraz keşif yapıp rapor vermek için gittim.”
Madelyn: “Fareler… Hakkından geldin mi peki?”
Balleroy: “Yok canım, bunlar inatçı farelerdi. Kaçmalarına izin vereceğimi söyleyince, Ekselansları Palladio bana sağlam bir fırça attı, bildiğin fırça.”
Başını gevşekçe sallarken, Balleroy’un sözleri Madelyn’in göz bebeklerinin kısılmasına neden oldu.
Bahsettiği Palladio, eğer doğru hatırlıyorsa, Vollachia İmparatorluk Ailesi’nin diriltilmiş bir üyesiydi. Kötü Göz Kabilesi’nden bir adamdı; Vollachia’nın kardeşlerin birbirini öldürme geleneği sırasında, galip gelip İmparator olan Vincent’a yenilmiş ve sonrasında diriltilmişti――
Madelyn: “Eğer bu ejderhanın sevgilisine sorun çıkarıyorsa, bu ejderha onu kendi elleriyle paramparça eder.”
Balleroy: “Böyle korkutucu şeyler söyleme. Bir kez ölmüş olsa bile, hâlâ Vollachia İmparatorluk Ailesi’nin bir üyesi… Diriltilenler arasında ona koşulsuz itaat edenlerin sayısı az değil. O adamları da kendine düşman edersin.”
Madelyn: “――Hk, yani ben, ejderha ve Balleroy o ölü insanlara yenileceğimizi mi söylüyorsun!?”
Eğer öyleyse, büyük bir yanılgı içinde olurdu.
Daha önce onlarla işbirliği yapmış olan Madelyn ve Balleroy’a karşı diriltilmişlerin kazanmasının olanağı yoktu. Eğer birileri yollarına çıkacak olursa, o insanları ezip geçecek ve işlerini bitireceklerdi.
Madelyn’in nefes alışverişi ağırlaştı; ancak Balleroy, narin omuzlarını nazikçe tutunca,
Balleroy: “Bu yanlış. Kazanıp kaybetme meselesi değildi ki, değil mi?”
Madelyn: “Ne diyorsun sen…”
Balleroy: “Anlamalısın. Ne de olsa, biz ölülerin özgürlüğü o Cadı’nın ellerinde sıkıca tutuluyor.”
Madelyn: “――Hk.”
Balleroy’un azarlayıcı görünen sözleri üzerine, Madelyn dişlerini sıktı ve sustu.
Cadı, bu İmparatorluk Başkenti’ni diriltilmişlerle dolduran kişiydi; Balleroy ve Carillon’un şu an Madelyn’in önünde böyle durmalarının nedenini yaratan varlıktı.
Mezoreia’nın ejderha kabuğuna benzeyen doğal olmayan bir beden inşa eden Cadı, Od Lagna’nın sırlarına bulaşmıştı; öyle ki ejderha soyundan Madelyn bile bu sırlardan habersizdi.
Bu nedenle, bu kadar çok ruhu geri çağırabilmiş ve onları canlı hallerinde yeniden inşa edebilmişti.
Ama öte yandan, Cadı o mucizeyi bir anlık hevesle kesintiye uğratacak olursa――
Balleroy: “Dediğin gibi, Madelyn, eğer savaşacak olsaydık, o adamların neredeyse hepsine karşı kazanırdık. Ama biz sadece iki kişiyiz ve tek bir uçan ejderhayız, oysa Ekselansları Palladio yüzlerce, binlerce kişiye komuta edebilir. Cadı’nın hangisini daha kullanışlı bulacağını zerre bilmiyorum.”
Madelyn: “Biz ejderhalar yerine, insanları mı seçerdi?”
Balleroy: “Bilmem. Ne de olsa, Cadı’nın abartılı arzusunun ne olduğunu kimse bilmiyor.”
Sinir bozucu olmaktan başka bir şey değildi belki ama Balleroy’un cevabının bir iki doğru yanı vardı.
Düşünceleri tamamen anlaşılmaz olan Cadı, Kristal Saray’ı işgal etmiş ve Madelyn’i, kendisiyle işbirliği yapması koşuluyla oraya yerleştirmişti. Bu kadar kibirli bir şekilde çalıştırılmak sinir bozucuydu ama Berstetz’in teklifini başlangıçta kabul edip yüzeye indiğinde o rezaleti zaten yutmuştu.
Yutması zor olan ise, karşı tarafın motivasyonlarını anlamamasıydı.
――――
Balleroy’un dediği gibi, Cadı’nın amacını bilmedikleri sürece, durum Madelyn’in sürekli olarak ters puluna bir bıçak ucunun saplanmasıyla eşdeğerdi.
Eğer öyle olmasaydı, Balleroy bu duruma razı olmaz, vaat edilmiş düğün törenleri üzerine yemin ederek Madelyn’le birlikte Bulut Denizi’nin ötesine kaçardı.
Gerçekten de, yerine getirilmemiş sözleri nihayet――
Madelyn: “Nihayet, böyle yeniden buluşuyoruz.”
Balleroy: “…Madelyn.”
Bir dürtü onu ele geçirince, Madelyn hemen önündeki Balleroy’un bedenine sarıldı.
Balleroy, Madelyn’in minyon yapısından çok daha uzundu ve Madelyn bedenini ona yaslayınca, siyah boynuzları boynunu delecekmiş gibi görünüyordu. Onlardan ustaca sıyrılarak, Balleroy Madelyn’in sırtını sıvazladı.
Bu hareket üzerine, Madelyn bir zamanlar duyguya kapılıp ona sarıldığında, boynuzlarının onu tüm gücüyle deldiğini, Balleroy’un çok kan kaybettiği feci bir kazaya neden olduğunu hatırladı ve gözlerinde yaşlar belirmeye başladı.
Bedeninin sarılışı soğuktu ve temas ettiği ten hiç de yumuşak değildi.
Madelyn’in mavi saçlarıyla aynı renkte olan gözleri, hiçbir sıcaklık hissi vermeyen altın irisli siyah gözbebeklerine dönüşmüştü, bu yüzden duyguları dış görünüşü tarafından kolayca gizleniyordu.
Yine de, anıları paylaşıyorlardı. Yine de, dileklerini biliyordu.
Hayatını kaybetmesi, ölümle ayrılması ve şimdi yeniden onunla temas etmesi… Bedeninde ne kan ne de sıcaklık akıyordu. Peki, ne fark ederdi ki?
Madelyn: “Balleroy benimle burada… Bu ejderha, bundan başka hiçbir şey arzulamıyor.”
Yaşamla ya da ölümle hiçbir ilgisi yoktu.
Ölülerin ille de toprağın altında olması gerekmezdi. Eğer, tesadüfen, ölüler toprağın üzerine taşarsa ve değerli bir kişi aralarında bulunursa, o iğrenç mucizeyi reddetmeye ve onu bir hata olarak yargılamaya kimin hakkı vardı?
Bu ejderha soyundan Madelyn Eschart’ın karşısında, nasıl bir insan bunu söyleyebilirdi?
Madelyn: “――Geldiler.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.