Beklenmedik Hesaplaşma ve Arkası

Kasım ayının ortaları geçiyordu. Osaka Sanat Üniversitesi'nin büyük sonbahar etkinliği olan okul festivali sona ermiş, kampüsün üzerine gevşek bir hava çökmüştü.

Ancak bu rehavetin ortasında, Görüntü Sanatları Bölümü'nün bulunduğu 7. binadaki küçük salon, bambaşka ve gergin bir atmosferle dolup taşıyordu.

Toplanan öğrenciler ağırlıklı olarak ikinci sınıflardı. Yazdan sonbahara kadar süren ikinci sınıf ödevi; bir yarışma formatında düzenlenen bu projenin genel değerlendirmesi bugün yapılacaktı.

Salonun içi uğultuyla çalkalanıyordu. Bu, sonucun ne olacağını merak ettiklerinden kaynaklanan bir gürültü değildi. Hayır, herkes sonuçla ilgileniyordu elbette. Ancak bu bilgi önceden duyurulduğu için, uğultunun sebebi sadece merak değildi.

Bu yarışmadaki puanlama yöntemi; Nico Nico Douga üzerindeki puanlar, izlenme sayıları, çalma listesine eklenme oranları ve yorum sayılarının birleşimiyle toplam puanın hesaplanıp kıyaslanması şeklindeydi. Yani sonuçlar zaten internette ilan edilmişti; buradaki öğrencilerin neredeyse tamamı hangi eserin zirveye oturduğunu biliyordu.

Öyleyse bu uğultu nedendi?

Sebep basitti.

İlan edilen sonuç, akılalmaz derecede beklenmedikti.

"Bu nasıl olur Sensei!"

Kürsüdeki sorumlu öğretim görevlisi Kano Misaki'ye doğru bir öğrenci yüksek sesle bağırarak çıkıştı.

"Sonuç şaşırtıcı mı geldi?"

Ancak kendisine çıkışılan Kano, şaşırtıcı derecede sakindi.

"Tabii ki öyle! Böyle bir... böyle bir sonuç nasıl mümkün olur!"

Öğrenci yumruklarını sıkmış, hırsla kelimeleri ağzından döküyordu.

Salondaki diğer öğrenciler de muhtemelen benzer hisler içindeydi. Her köşeden sonuca dair memnuniyetsizlik, sarsıntı ve kafa karışıklığı okunabiliyordu.

Bu havayı dağıtmak istercesine,

"Pekala, dikkat edin, buraya bakın."

Kano Sensei ellerini çırparak öğrencileri sessiz olmaya davet etti.

Uğultu bir anda kesildi ve tüm gözler Sensei'ye çevrildi.

"Gençler, ilk dönem ödevi için iyi çalıştınız. Kalite farkları olsa da tüm takımlar eserlerini düzgünce tamamlayıp Nico Nico Douga'ya yükledi. Bu noktada hepinizi takdir ediyorum."

Sensei orada sırıttı ve devam etti:

"Fakat görüyorum ki sonuçlar hakkında hepinizin söyleyecek bir şeyleri var."

Sensei yanındaki asistana işaret verdi ve ekrana 'Değerlendirme Yöntemi' yazılı bir slayt yansıttı.

"Bu seferki değerlendirme yöntemini hepiniz zaten biliyorsunuz. Ve sonuçlar da halihazırda Nico Nico Douga sitesinde yayında."

Sensei kalem şeklindeki uzaktan kumandayı kullanarak bir sonraki slayta geçti.

"Şimdi burada, her şeyi yeniden açıklayayım. İşin sırrını, bu sonucun neden böyle çıktığını anlatacağım."

Sensei tekrar asistanıyla göz göze geldi ve slaydı bilgisayarın tarayıcısına geçirdi. Salonda yeniden bir uğultu yükselmeye başladı.

Ancak bu kargaşanın ortasında, sessizce ve dikkatle ekrana kilitlenmiş sadece iki takım vardı.

Takım Kitayama△ ve Kuroda Grubu.

Her iki ekibin üyeleri de durumun farkındaydı. Diğer takımlarla aralarında esere bakış açısı konusunda büyük bir uçurum vardı ve bu sonuç hakkında düşündükleri pek çok şey bulunuyordu.

"Hey, bu da ne demek oluyor şimdi?"

Kogure Nanako endişeli bir yüz ifadesiyle mırıldandı.

"Şey, sanırım tam da Kyoya'nın düşündüğü gibi oldu. Bizzat o olmadığım için kesin bir şey söyleyemem ama durum bu."

Rokuonji Tsurayuki, kollarını kavuşturmuş, olaylara yukarıdan bakan bir tavırla cevap verdi.

"Aynen öyle! Biz ona inanarak bu işi yaptık sonuçta!"

Gahaha diye devasa bir kahkaha atan, takımın kas gücü Hikagawa Genkiro'ydu.

"Yine de Hashiba-san nereye gitti acaba?"

Saikawa Minori, Güzel Sanatlar 1. sınıf öğrencisi olarak etrafına bakınıyordu.

"Kesin yine bir şeyler karıştırıyordur. Bizden habersiz hem de."

Kawasegawa Eiko, bıkkın bir tavırla burnundan soluyarak cevap verdi.

Takım Kitayama△'nın neredeyse tüm üyeleri oradaydı.

Fakat takım lideri olan Hashiba Kyoya ortalıkta yoktu. Dersin kendisine katılım zorunlu değildi; her takımdan bir temsilcinin bulunması yeterliydi.

Yine de böyle bir ortamda liderin bulunmaması alışılmadık bir durumdu.

"Nanako, bir şeye mi canın sıkıldı?"

Hâlâ asık suratlı duran Nanako'ya Kawasegawa seslendi.

"Hayır, sonucun ne olduğuyla ilgili değil de, şey..."

Gözlerini hafifçe yana kaydırdı.

"Anlıyorum. Benim de merak ettiğim kısım orası."

Kawasegawa da aynı yöne bakıp onayladı.

"Ama bu da Hashiba'nın planının bir parçası."

"Evet, haklısın."

Her şey Hashiba Kyoya tarafından tasarlanmış ve karara bağlanmıştı. Takım üyelerine düşen sadece buna sadık kalarak üretmek ve harekete geçmekti.

"Shinoaki... Kim bilir ne hissederek izliyordur..."

Nanako fısıldayarak birkaç metre ötedeki arkadaşına baktı.

Kuroda Grubu'nun çizim şefi ve eski Takım Kitayama ana kadrosundan Shino Aki, durgun bir ifadeyle ekrana bakıyordu.

Yüzünden ne düşündüğünü anlamak imkansızdı.

Aynı saatlerde.

Eski 2 numaralı yemekhanenin üzerindeki çimenlik alan. Genelde kimsenin uğramadığı, açık bir alan olmasına rağmen gizli konuşmalar için biçilmiş kaftan olan tuhaf bir yer.

"Dersin ortasında beni çağırdığına göre önemli bir sebebin olmalı?"

Orada, Takım Kitayama△ temsilcisi Hashiba Kyoya ve,

"Hihi, diyebiliriz."

Kuroda Grubu temsilcisi Kuroda Takayoshi vardı.

İkisi de dersi asıp buraya gelmişti. Daha doğrusu Kuroda çağırmış, Kyoya da ona uymuştu.

Konuşacaklarım var. Kyoya'yı çağırma sebebi oldukça netti. Kyoya da ayrıntıların burada konuşulacağını hemen anlamış ve kabul etmişti.

Sonbahardan kışa dönen mevsimde, bir havzada bulunan bu bölgeye soğuk, kışın habercisi bir hava hakimdi. Normalde ikisinden birinin 'içeri girip konuşalım' demesi işten bile değildi.

Ancak ikisi de bunu zerre umursamıyor gibiydi. Soğuktan ziyade, birbirlerinin ne söyleyeceğine, nasıl hareket edeceğine odaklanmışlardı.

"Ders sorun olmayacak mı?"

Kyoya'nın sorusuna Kuroda cevap verdi:

"Sonuçlar zaten belli. Muhtemelen derste işin sırrını falan açıklıyorlardır ama bir yapımcı olarak o hamlenin amacını anlayamıyorsan zaten bitmişsin demektir."

Kuroda'nın sözlerini Kyoya da onayladı.

"Bunun üzerine şunu söyleyeyim."

Sesi sakindi. Kuroda'nın o her zamanki ürkütücü gülüşü yoktu; sesi tuhaf bir şekilde berrak ve duruydu.

"Hashiba, senden teyit etmek istediğim bir şey var."

Aniden sert bir rüzgar esti ve çimenler bir dalga gibi yataydı. Kıyafetleri rüzgarda çırpınırken, sanki bir savaşın başlangıcını haber veren sancaklar gibi dalgalanıyorlardı.

Rüzgar dindiğinde ikisi karşı karşıya geldi.

Hashiba Kyoya'nın yüzünde bir gülümseme vardı.

Ekim ayı girmesine rağmen buralarda sıcaklık hâlâ yüksekti. Sıcak ve nemli hava, bir şeyler üretme azmini köreltiyordu. İnsan, bu ülkedeki tüm içeriklerin neme teslim olduğunu düşünecek kadar bunalıyordu.

"Hah, demek saçma sapan şeyler düşünecek kadar vaktim varmış."

Elimde iki market poşetiyle nehir kenarındaki yolda yürüyorum. Buralar üniversiteden epey uzak olduğu için öğrenci kılıklı birine rastlamak neredeyse imkansız. Zaten bu yüzden burayı seçtim, o yüzden bu durum gayet doğal.

Eski bir binanın ikinci katına, gece yarısı olmasına rağmen ışıkları pırıl pırıl yanan o odaya doğru yöneliyorum. Diyafonu çaldığımda, o her zamanki sakallı surat kapıda bitiveriyor.

Elimdeki poşetleri ona uzatıyorum.

"Bir şeyler getirdim. Morito, bunları ekibe dağıt, kafanıza göre takılın."

Sakallı adam, yani Morito Nobuhiko sırıttı.

"Kuroda getirdi dememe gerek var mı? Herkes çok sevinir."

"Gerek yok. Bir bit yeniği mi var diye şüphelenirler sonra, boşver."

"Hahaha, o da doğru."

Morito o iğrenç gülüşüyle gevrek gevrek güldü. Gerçi benim de ondan aşağı kalır yanım yok ama bu herif gerçekten bir alem.

"Şey, vaktin var mı?"

Başımı salladım, kapıyı kapattık ve binanın dışına çıktık. Morito ne zaman böyle dese, mutlaka işin ilerleyişiyle ilgili bir rapor veya yapımla ilgili bir mesele var demektir.

Dışarı çıktıktan birkaç dakika sonra Morito, elinde bir sigara ve bir kutu kahveyle belirdi. Yüzünde arsız bir sırıtış vardı, belli ki keyfi yerindeydi.

"İşler fena gitmiyor. Geçen haftaya kadar biraz sakattı ama bir anda toparladık. Bu en son durum, bu da önümüzdeki günlerin planı."

Tahmin ettiğim gibi, ilerleme raporuydu. Özel bir niyetimiz olmadığı sürece bu tarz konuşmaları çizim ekibine duyurmamak en iyisidir.

Durumun sıkışık olduğunu duyup gereksiz yere strese girerler ya da tam tersi, işlerin rahat ilerlediğini öğrenip gevşerler. İkisi de üretim aşamasında istenmeyen şeylerdir.

Daha önce bunu ona söylediğimden beri, Morito raporlarını hep böyle mekan değiştirerek vermeye başlamıştı.

"Bir de, dediğin gibi fragmanı yükleyince beklediğimizden çok daha büyük bir tepki aldık. O günden beri bize olan ilgi tavan yaptı, bilesin."

"Öyle görünüyor."

Pek bir heyecan hissetmiyorum. Sadece bu şartlar altında yapılması gerekeni, yani stratejinin gereğini yaptım.

Strateji denecek bir yanı da yok ya, sadece rutin bir işlem. Üstelik o video fragman olsun diye yapılmamıştı. Üzerine yazı ekleyip yüklemek tamamen ekstradan ibaretti.

"Shino ne alemde?"

Sorum üzerine Morito'nun yüzünde kocaman bir gülümseme yayıldı.

"Mükemmel be! Ritmini mi buldu nedir, diğerleriyle kıyaslanmayacak bir hız ve kalitede çizim yetiştiriyor. Harbiden, o kız olmasaydı bu işi bitirmemiz imkansız olurdu!"

Morito, iyi ya da kötü her şeyi abartarak anlatan biri, o yüzden dediklerini bir süzgeçten geçirmek lazım. Yine de bu tepkisine bakılırsa Shino gerçekten iyi iş çıkarmış olmalı.

"Fazla mesaiye dikkat et. Onun gibi yaratıcı tiplerin frene de ihtiyacı olur."

"Merak etme, dediğin gibi saatlerini kısıtlıyorum, bir sıkıntı yok."

Shino'nun beklediğim gibi hareket edeceğini biliyordum. İyi ya da kötü anlamda, diğer personelden etkilenen bir tip değil. Yaptığı işe ilgi duyduğu sürece, onu bitirene kadar durmayacak biri olduğunu zaten anlamıştım.

Hayalimdeki gerçek içerik üreticisi profili... Kendi işinin peşinden ölesiye koşan biri. Dile dökmesi kolay ama bunu başarabilen pek kimse yoktur. Shino, bu nadir türler arasında bile tehlikeli derecede kıymetli bir varlık.

Böyle bir cevheri kullanmak için bizim de hazırlıklı ve kararlı olmamız gerekiyordu. Bu yüzden üretimi büyük bir titizlikle yürütüp, çizim yapmak dışındaki tüm yükü onun üzerinden aldım.

Bu, onun bile kuramayacağı bir sistem olmalıydı.

"Yalnız bu iş artık bitti bence. Ortada bir rekabet bile kalmadı, öyle değil mi?"

Yanağımdaki kasın gerildiğini hissettim.

"Diğer tarafta tık yok, bu maçı şimdiden aldık sayılır."

Sert bir bakışla Morito'ya döndüm.

"Şaka bile olsa bir daha sakın böyle gevşekçe konuşma. Kaç kere söylemem lazım?"

"Tamam be, kusura bakma... Öyle korkutucu bakma hemen, olur mu?"

Azarlamamla birlikte Morito telaşla acı acı gülümsedi. Yapım asistanı olarak başarılı olsa da, rakiplerini küçümsemek gibi kötü bir huyu vardı.

"Ama insan bir rahatlamak istiyor işte. Karşı taraf ne idüğü belirsiz bir müzik videosu yayınladı, yorumlar desen bir iyi bir kötü... Bizimkiyse bir öğrenci işi olduğuna inanılmayacak seviyede tam bir animasyon harikası. İlk videonun izlenme sayısında fersah fersah öndeyiz. Kaybetmemiz için tek bir sebep var mı?"

Kendini haklı çıkarmak istercesine galibiyet sebeplerini peş peşe sıralıyordu.

Ancak, yine de aklımı kurcalayan bir şeyler var.

"—Hashiba var."

Öylece mırıldandım.

"Hashiba karşı tarafta. Sadece bu bile endişelenmem için yeterli."

Sözlerim üzerine Morito'nun yüzünde şaşkın bir ifade belirdi.

"Sen bu herifi amma gözünde büyütüyorsun, o kadar dişli mi cidden? Dışarıdan bakınca sadece etrafı kızlarla çevrili bir yakışıklı gibi duruyor."

Bunu söyleyip kafasını kaşıdı.

Belki de onun dediği gibi, ben durumu çok abartıyorumdur. Belki de sonunda o herif hiçbir şey yapamadan bu iş noktalanacaktır.

Elimden gelen her şeyi yapıyorum. Popülerlik, kusursuzluk, teknik beceri... Her anlamda ezici bir zafer kazanacak bir iş ortaya çıkardığıma eminim. Yapıt olarak kaybetmemiz için hiçbir neden olmamalı.

Ama yine de...

'O kesin bir şeyler planlıyor. Eğer tahmin ettiğim gibiyse, o zaman...'

Bu, titrememe sebep olacak kadar büyük bir korku değil. Ya da kafamdan hiç çıkmayan büyük bir tehdit de sayılmaz. Öyle olmasına rağmen, zihnimde bir türlü kazanma görüntüsü değil, aksine kaybetme senaryosu dönüp duruyor.

Beyzboldan örnek verecek olursak; tüm maçı önde ve üstün götürüp, son rauntta şans eseri gelen bir dizi basit vuruşla maçı bir anda kaybetmek gibi. Bir de bakmışsın maç bitmiş... İşte böyle tuhaf bir mağlubiyet imgesi zihnime çöreklenmiş durumda.

"Gidiyorum."

Kısaca söyleyip prodüksiyon sahasına sırtımı döndüm.

"Ha, tamam. Görüşürüz o zaman."

Morito kafasını karıştırarak içeri, işinin başına döndü.

Nemin bastırdığı havada tekrar şehrin içine doğru yürümeye başladım. Nehir kenarındaki yol tenhaydı ama böcek sürüleri ve kurbağa sesleri birbirine karışarak boğucu sıcağı daha da çekilmez kılıyordu.

Uzaktan yaklaşan bir ambulans sesi hemen yanımdan geçip gitti. Bir atari salonunun sarı ve kırmızı neonları sürekli yanıp sönerek yüzümü rengarenk boyuyordu. Işığın vurduğu yerlere uçuşan böcekler toplanıyor, yapış yapış suratıma konmaya çalışıyorlardı.

Elimle böcekleri kovalarken, kafamın içindeki o bulanıklığı toparlamaya çalıştım.

'Neyden huzursuz oluyorum ki?'

Hashiba şimdiye kadar belirleyici tek bir hamle bile yapamadı. Yayınladıkları videoyu defalarca izledim. Muhtemelen birinci ve ikinci videoları birbirine sıkıca bağlayıp, ilkinde anlaşılmayan kısımları ikincisinde aydınlatacaklar. Bunu anlamak için dahi olmaya gerek yok.

Ama sadece bununla, bizim çıkaracağımız videoya karşı galip gelmelerinin garantisi yok. Rokonji'yi geri getirip içeriği zenginleştirseler bile, o basit sunum tarzındaki video klipleriyle, bizim tam animasyon kalitemize kafa tutmaları imkansız.

Evet, normal şartlarda bu bir maç bile sayılmazdı. İşte tam da bu yüzden, o piçin bu kadar özgüvenle bu iddiaya girmesi her şeyden daha gizemli geliyordu.

"Ne planlıyorsun sen, Hashiba?"

Gıcık herifin tekiydi. Daha birinci sınıfın ilk projesinde bile, beklenmedik numaralar sergileyip bütün ilgiyi üzerine çekmişti.

Kuralcı Kawasegawa’nın ortaya koyacağı işin, zaten kusursuz bir işçilikle bizi ezip geçmeye çalışmak olacağını tahmin etmiştim; nitekim öyle de oldu. Ancak Hashiba’nın hazırladığı o eser... İşte o, her yönüyle tahminlerimin dışındaydı.

Birini anlayamamak demek, ona diş geçirememek demekti.

"Peh, durup dururken ne saçma şeyler hatırladım öyle."

Seviyesi düşük tiplerle didiştiğim o eski günlerle kıyaslayınca, şu anki durum çok daha ideal. Bu seviyede birileriyle yumruk yumruğa çarpışacak noktaya gelmiş olmak sevindirici.

Fakat tam da bu yüzden, kaybetmeye niyetim yok.

Güçlü olanı yere sermediğim sürece, gelecekte girmeyi planladığım o çok daha büyük kavgayı kazanmamın imkanı yok çünkü.

"Kazanacağım."

Normalde pek kullanmadığım bir kelime dökülüyor dudaklarımdan. Şimdiye dek kazanmak zaten olması gerekendi, bu yüzden bunu dile getirme gereği bile duymazdım.

Ancak sanırım artık bu kuralı bozmanın vakti geldi. Karşımdaki, öyle gevşek davranarak alt edebileceğim türden bir rakip değil.

Lafını etmek şans getirecekse, bunu yapmaktan çekinmem.

"Defolun."

Yüzümün etrafında uçuşan sinekleri avcumda ezip ayaklarımın dibine savuruyorum.

Ben hep böyle yaşadım.

Bu yüzden bundan sonra da böyle yaşamaya devam edeceğim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.