Geçmişin Külleri ve Yeni Bir Başlangıç

Doğuştan özel bir insanım ben.

Dünyadaki herkes son derece sıradan ve o insanları harekete geçirecek kişi de tam olarak benim.

Bu düşünce yapısına tam olarak ne zaman kapılmaya başladım acaba?

Çabaladım. Karşılığında hak ettiğim başarıları da elde ettim. Bu yüzden kendimi boş yere fena kaptırdığımı falan düşünmüyorum.

Öğrencilik çağımda neredeyse kusursuz bir başarı gösterdim ve en prestijli üniversitelerden birine girdim.

Arkadan yapılan 'ailesinin torpiliyle girdi' dedikodularına rağmen, dahil olduğum aile şirketinde her zaman sonuç üretmeye devam ettim.

Zamanla köhnemiş bir yapıya bürünen şirketi, yeni girişimlere harcadığım yoğun enerjiyle adeta küllerinden yeniden doğurmayı başardım.

Karizmatik bir figür olan babamı elde ettiğim başarılarla susturdum ve işlerime tek bir laf bile ettirmedim.

Ama buna rağmen, tüm bunlara rağmen...

"İflah olmaz bu herifler."

Önümdeki monitörde haber sitesi açıktı.

Bu sitede her zaman yaratıcıları öven, onları göklere çıkaran yazılar yayımlanırdı.

Şimdi ise orada Kawasegawa ve Hashiba ile yapılan bir röportaj duruyordu.

Herhalde o herifler de temkinli davranmıştı; Succeed hakkında tek bir sitem dolu söz bile yazılmamış, yeni şirketteki heyecanları ve üzerinde çalıştıkları yazılıma dair beklentileri körükleyen ifadeler ardı ardına sıralanmıştı.

Ancak haberler doğası gereği spekülasyon ve dedikodu doğururdu.

Succeed'den bahsedilmemesi üzerlerinde baskı kurulup susturulduğu içindi, kesin başlarına çok kötü şeyler gelmişti, suçlu olan şirketti, onlarsa tamamen masumdu... Sadece yaratılan havadan beslenen, hiçbir dayanağı olmayan yorumlar tıpkı birer kurtçuk gibi aşağıya doğru uzayıp gidiyordu.

"Ne zavallı bir hayat ama."

Tarayıcıyı kapattım. O heriflerin yüzlerini ve bu can sıkıcı yazıları monitörden sildim.

Devasa bir şeye uzaktan taş attığında, bir an için kendini üstün hissedersin. Bu tarz şeylerle tatmin olan güruha söyleyecek tek bir kelimem bile yok. En fazla, hayatları boyunca hiçbir şey olamayacakları o zavallı ömürlerinin tadını çıkarmalarını dileyebilirim.

Fakat o güruhu kışkırtan o herifleri asla affetmeyeceğim. Yöneticilikten zerre anlamayan, ellerine 'yaratıcılık' adı altında kutsal bir bayrak alınca her şeyi yapabileceklerini sanan o çocuksu, küstah ve cahil herifleri cehennemin dibine yollamak şart oldu.

Akıllı telefonumu elime alıp Geliştirme Departmanı'ndan Torii'yi aradım. Kawasegawa'dan sonra departman müdürlüğünü teslim ettiğim, doğrudan bana bağlı çalışan adamımdı.

Çok geçmeden hattın ucundan gergin bir ses yükseldi.

"Bir durum mu vardı Genel Müdür Yardımcım? Gecenin bu saatinde..."

Bunu duyunca saate baktım. Tam da günün değişmek üzere olduğu anlıktı.

"Aradığım saat biraz geç olabilir ama senden istediğim ikinci departmanın rapor derleme işi de pek ilerlememiş gibi görünüyor, yanılıyor muyum?"

"Ç-Çok özür dilerim! Dağılmış ve nerede olduğu belirsiz çok fazla evrak var, bu yüzden biraz zorlanıyorum..."

"Sana güveniyorum. Planlama konusunda pek bir yeteneğin olmasa da bilgi düzenleme ve işleri verimli hale getirme konusunda iyisin. Zaten bu yüzden içi boşalan ikinci departmanı sana emanet ettim."

"Çok teşekkür ederim! Beklentilerinizi boşa çıkarmamak için elimden gelen tüm çabayı... Hayır, en iyi sonucu ortaya koyacağım!"

"Tamam, tamam, hadi kolay gelsin."

Karşı tarafın yarı bağırır bir tonda "Affedersiniz!" dediğini duyduktan sonra aramayı sessizce sonlandırdım.

"Çaba kelimesinden nefret ettiğimi iyi aklında tutmuş. Eğer o kelimeyi düzeltmeseydi onun için çok kötü olacaktı, kıl payı yırttı."

Sonuçlar somuttur ama çaba soyuttur. Bu yüzden nefret ederim ondan. Bunu bir bahane olarak sunanlar ise benim için tamamen konu dışıdır. Benim altımda çalışan birinin böyle bir lüksü olamaz.

Sandalyemden kalkıp pencereden dışarıya, şehre baktım.

Bu yükseklikten bakıldığında şehir adeta bir oyuncak gibi görünüyordu. Güçlükle seçilen insan karaltıları karıncadan farksızdı; ne gürültü ne de ışıklar gerçekçi geliyordu, her şey sanal birer illüzyon gibiydi.

— Bu manzarayı izlemeye başladığında, sen de yöneticiliğin ne olduğunu anlamış olacaksın.

Nefret ettiğim babamın söylediği ve kulak kabarttığım ender doğrulardan biriydi bu.

Gerçi, ondan öğrendiğim bu yöneticilik anlayışı sayesinde kendisi şu an şirketten tamamen tasfiye edilmenin eşiğindeydi.

"Kendi ellerinle yaptığın şeyler bunlar, pişman olmana imkan yok."

Kendi kendime mırıldandım.

Masama dönüp çekmeceyi açtım.

Neredeyse tüm kağıt belgeleri dijital ortama aktardığım için çekmece tamamen boşalmıştı. Sadece tek bir şey duruyordu orada.

Bir fotoğraf. Benim ve birkaç kişinin birlikte çekildiği bir kare.

Bundan yaklaşık on yıl önceydi. Henüz öğrenciydim ve şirkette yarı zamanlı iş olarak çalışıyordum.

Şirketin henüz Osaka'da olduğu dönemler. Herkesin elinde kendi yaptıkları oyun yazılımının kutusu vardı ve yüzlerinde kocaman birer gülümseme okunuyordu.

Sessizce fotoğrafa baktım.

"Sonunda."

Bunu bugüne kadar saklamamın sebebi ona değer vermem değildi. Nefretin, pişmanlığın ve alaycılığın bir simgesi olarak, zamanı geldiğinde onu paramparça etmenin keyfini yaşamak için saklamıştım.

Gereksiz herifler defolup gittiğine ve nihai sona ulaştığımıza göre, o anlık şimdi gelmişti.

"Elveda, lanet olası anılar."

Kağıdı üst üste katlayıp defalarca yırttım. Herkesin o gülümseyen yüzleri, ilişkiler, anılar... Hepsi küçük kağıt parçalarına dönüşerek yavaşça yere süzüldü.

"Yakında. Yakında... Her şey tamamen yok olacak."

Çekmeceyi kapatıp yeniden sandalyeme oturdum.

"Kendi ellerimle her şeyi sileceğim."

Karanlık odada hafifçe gülen sesim, adeta yerde sürünen bir gölge gibi yankılanıyordu.

O gece, uzun zamandır ilk defa bu kadar sessizdi.

Son zamanlarda gece yarısına kadar ofise gömülüp çalışıyordum. Üstelik ne zaman fırsat bulsalar Kawasegawa veya Kuroda beni zorla içmeye götürdüğü için bu hareketli gecelere fazlasıyla alışmıştım.

Fakat bu gece, tek başıma sakin bir vakit geçirebiliyordum.

Açtığım kutu birayı yavaş yavaş yudumlarken, akıllı telefonumdan bugün yayımlanan web sitesine bakıyordum.

"Biraz fazla mı havalı olmuş ne?"

Kawasegawa ile birlikte verdiğimiz röportaj makalesi.

Yeni bir medya şirketinde çalışmaya başlayan Miyamoto-san'ın kaleme aldığı bu yazıda, üzerinde çalıştığımız projelerden ve ofis ortamımızdan bahsediliyordu.

İsmimiz biraz duyulur diye teklif geldiğinde hemen kabul etmiştim ama...

"İnsan biraz utanıyor."

Yazının tarzı gereği elden bir şey gelmezdi tabii ama içerik, büyük bir yaratıcıyı tanıtıyormuş gibi oldukça abartılı ve övücü bir tonda yazılmıştı.

Daha yazılımın kendisi ancak taslak aşamasındayken, asıl geliştirme ve detaylandırma sürecinin başlangıç çizgisine bile gelmemişken bu durum beni geriyordu.

Bu aşamada beklentiyi çok fazla yükseltmek, kullanıcılar nezdinde ters tepebilirdi.

Beklentilerin aşırı büyümesi, proje için her zaman risk oluştururdu.

'Böyle şeyleri biraz parlatmak her zaman daha iyidir.'

Taslak aşamasında endişelerimi dile getirdiğimde Miyamoto-san bana böyle söylemişti.

Haklılık payı vardı. Fazla mütevazı bir yazı hazırlasaydık, makale dikkat çekici unsurlardan mahrum kalır ve internet deryasında kaybolup giderdi.

Bu yüzden sonunda onun tavsiyesine uymaya karar vermiştim. Nitekim sosyal medyadaki yorumlara baktığımda tepkiler son derece olumluydu, olumsuz olanlar ise tahmin ettiğimiz sınırlar içindeydi.

Yine de içimdeki o huzursuzluğu tamamen atamıyordum.

'O da... Kesin bakmıştır buna.'

Genel Müdür Yardımcısı Shoto. Projemizin önündeki en büyük engel ve sonunda karşı koymayı başardığımız o adam.

Bünyesinde açıkça büyük bir güç barındıran ve bu gücü kullanmaktan zerre çekinmeyen o adama karşı, biz de kılı kırk yararak bir karşı hamle planı hazırlamıştık.

Şirketten ayrılırken, yeni projeyi hayata geçirirken ve sonrasındaki pürüzleri temizlerken... Koz verebilecek tek bir açık bile bırakmamak adına hukuk ve işletme uzmanlarını çağırıp her bir adımı ilmek ilmek kontrol ettik.

Nitekim şu ana kadar kayda değer bir engelle karşılaşmamıştık. Herkes, önceden aldığımız tedbirlerin meyve verdiğini düşünüp seviniyordu.

"Başardık... sayılır mı acaba?"

'Şimdilik' diye eklemek gerekiyordu belki ama en azından bir şekilde atlatmış sayılırdık.

Yine de Genel Müdür Yardımcısı öyle kolayca vazgeçecek biri değildi. O korkunç hırsı, her şeyi en ince ayrıntısına kadar hesaba katması ve karşı tarafı ezip geçmekten çekinmeyen o soğukkanlılığı...

Bu haberi kesinlikle görmüştü.

Şimdi de bizi nasıl yerle bir edeceğinin planlarını yapıyor olmalıydı.

O buz gibi bakışlarını hatırlayınca istemsizce ürperdim.

"Neden ama?"

O adam, bir iş insanı olarak bakıldığında aslında gayet düzgün bir tipti. Yeni projeler başlatır, hepsini başarıya ulaştırır, kendi yöntemlerini dikte etmeye çalışsa bile asla cebe para atmaz ya da skandallara bulaşmazdı.

Fakat konu oyun yapımına geldiğinde, istikrarlı bir şekilde insafsızlaşır, sanki şirketi kendi mülküymüş gibi kullanıp yapılan her şeyi kestirip atardı.

Bu ne anlama geliyordu?

"Sadece nefret etmek için... geçerli bir sebebi mi vardı acaba?"

Aklıma başka bir ihtimal gelmiyordu. Üstelik bu, sarsıcı bir sebep olmalıydı.

Elimdeki kutuyu dikleyip biraz ılınmış birayı boğazımdan aşağı yuvarladım. Kabarcıkların verdiği o hoş sızı, yemek borumdan aşağı süzülerek yayıldı.

Genel Müdür Yardımcısı ile yüz yüze sadece iki kez konuşmuştuk. İkisi de dostça geçmekten çok uzaktı.

Bir daha böyle bir fırsat bulma ihtimalim sanırım yok gibiydi. Artık farklı şirketlerde olduğumuza göre, çok olağanüstü bir şey yaşanmadıkça karşılaşmamız imkânsızdı.

Ama yine de... Eğer öyle bir fırsat elime geçerse, bu kez gerçekten sormak istiyordum.

Bizim bu kadar gönülden bağlandığımız oyunlardan neden bu kadar nefret ediyorsunuz?

Vaktiyle hayatı oyunlar sayesinde kurtulmuş biri olarak, bunu ona bizzat sormak istiyordum.

Zihnim bu düşüncelerle bulanmışken telefonumdan hafif bir bildirim sesi yükseldi. Halkla ilişkiler ekibinden kontrol etmem gereken bir dosya gelmişti.

"Her neyse, şu an sadece üretmeye odaklanmalıyım."

Tüm gücümüzü ortaya koyup kendimize bir 'meydan' yarattık. Şimdi o meydanda eser ortaya koyma sırası bizdeydi.

Çünkü bu başarı, Genel Müdür Yardımcısı'na verilebilecek en etkili yanıt olacaktı.

"Kendi ellerimizle... baştan yaratacağız."

Işıl ışıl parıldayan ekranın karşısında fısıldadığım bu kendi kendine sözler, gecenin karanlığında sessizce eriyip gitti.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.