Ne İmparatorluk ne de Nebulis Egemenliği sınırlarına dâhil olan o topraklarda…
Dünyanın bu köşesi ucu bucağı yokmuşça uzayıp gidiyordu. Gezegenin öteki yarısı iki büyük güce, İmparatorluk ile Egemenlik’e ev sahipliği yapsa da bu iki devletin bölgeleri karaların yarısını bile kaplamıyordu.
Aralarında tarafsız şehirlerin serpildiği yüzü aşkın ülke barınıyordu burada. Bu güçler, devasa devletlerin tutuşacağı topyekûn bir savaşı dizginleyecek tampon bölgelerdi.
En azından plan buydu.
“Hmm. Günün bu saatinde rüzgâr hâlâ ne kadar da soğuk.”
Bir mandırada şafak vakti.
Elletear, Nebulis Egemenliği sınırının hemen ötesinde, koyu yeşil tarlalarla çevrili bir tepenin doruğunda dikiliyordu.
“Nakliye uçağını burada bekleyeceğiz. Bir saat sonra buluşup İmparatorluk bölgesine döneceğiz.”
“Anlaşıldı,” diye karşılık verdi güzel cadı, İmparatorluk askerlerine başıyla onay vererek. Elletear Lou Nebulis IX.
Sevimli ama gururlu bir duruş. Gören her erkeği büyüleyebilecek çekik gözler. Işığı yakalayıp rüzgârda dalgalanan, içinde altın pırıltıları barındıran zümrüt sarısı saçlar. Henüz yirmisinde olduğuna inanmayı zorlaştıran dolgun göğüsler; elbisesinden dışarı taşmaya yeltenen derin bir büst.
Güzellik tanrıçası bile bu zarafeti kıskanırdı.
“Uçağı beklerken sakın bir delilik yapmaya kalkışmayın.”
“Aklımdan bile geçmem. Sonuçta İmparatorluk’a yakalandım. Haddimi bilirim,” dedi Elletear, İmparatorluk birliklerinin komutanına göz kırparak. Sanki tam da bu anı bekliyormuş gibi rahat bir hali vardı.
“Ne kadar güzel bir sabah. Egemenlik’in kökünden kazınması artık an meselesi. Başlasın bakalım.” Elletear elini göğsüne koydu.
Tüm erkeklerin bakışlarını üzerinde toplayan o göğüste henüz taze bir yara izi duruyordu. Tenine kazınmış tek bir darbe.
Kraliçeyi koruyan ilk prenses Elletear, Kutsal Mürit’in kılıcıyla yaralanmıştı.
Kraliçe ve Aliceliese dâhil o an orada bulunan herkes, bunun ölümcül bir yara olduğunu düşünmüştü. Kutsal Mürit’in kılıcı Kraliçe Odası’nda bedenini yarıp geçtiğinde ortalığın al kanlara boyandığına kendi gözleriyle şahit olmuşlardı.
“…O darbeyi almak cidden canımı yakmıştı.”
Parmak uçlarıyla yara izinin etrafında sanki bir sevgilinin teninde gezinircesine daireler çizdi. Yarı yarıya iyileşmeye başlamıştı bile. Göğsündeki bu yara hâlâ bir insan olduğunun kanıtıydı. Ancak yenilenme hızının insanüstü boyutu, yavaş yavaş insanlıktan uzaklaştığını gösteriyordu.
“…Şu an tam ortalarda bir yerdeyim sanırım,” diye kendi kendine hafifçe kıkırdadı.
Büyük prenses, bir düzineden fazla İmparatorluk askeri tarafından gıkını çıkarmadan gözleniyordu.
Bu eşi benzeri görülmemiş bir durumdu; İmparatorluk güçleri Nebulis soyundan gelen özbeöz bir soyluyu, safkan bir cadıyı canlı ele geçirmişti. Bir saat içinde onu İmparatorluk’a nakledeceklerdi.
Ancak askerlerin zihnine çoktan bir şüphe tohumu ekilmeye başlamıştı bile.
Böylesine güzel bir kadın nasıl cadı olabilirdi?
İmparatorluk’taki herkes cadıların acımasız, iğrenç yaratıklar olduğuna inanırdı. Oysa karşılarındaki kadının bu tanımlarla uzaktan yakından ilgisi yoktu.
Gözle görülür bir asalet, nefes kesici bir zarafet. Cadılara özgü o kötülükten tek bir kırıntı dahi taşımaması askerleri şaşkına çevirmişti.
“Affedersiniz,” diye seslendi Elletear. “Bakar mısınız?”
“…Ben mi?!” Asker korkuyla gözlerini açtı. “N-ne var?!”
“Sizden küçük bir rica bulunacaktım.”
Asker elini silahına götürünce Elletear hafifçe kıkırdadı.
Ardından neredeyse yalvaran gözlerle adama baktı. “Biraz su alabilir miyim? İçim yandı, çok sıcakladım.”
Öne doğru hafifçe eğilerek köprücük kemiklerini ve biraz daha aşağısını gözler önüne serdi.
Göğüsleri terden ışıl ışıldı. İki göğsünün arasındaki o derin oluk, teninden süzülen ter damlacıklarını yutuyor gibiydi. Büyüleyici bir manzaraydı.
“Lütfederseniz tabii.”
“…İmparatorluk suyu içmeyi sorun etmeyecekseniz veririz. Yanımızda Egemenlik’ten kalma su yok.”
“Tabii ki ederim. Anlaşılan uzunca bir süre İmparatorluk’un misafiri olacağım.”
Asker kadına bir şişe su uzattı.
Elletear şişenin kapağını açıp tam dudaklarına götürecekti ki öteki elindeki telsiz çalmaya başladı.
“Hey, Elletear. Telsizine el koymamış olmalarına sevindim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.