İlk Işık

Haruki için dünya korkunç derecede soğuk ve boğucuydu.

Çevreden yönelen şüpheci bakışlar.

Kulağına doluşan acımasız sözler.

Ara sıra uzanan bir el olsa bile, ardındaki annesini gözeten hesapçılık ve aldatmacadan ibaretti.

Küçük Haruki'yi saran çevre reddediliş ve ikiyüzlülükle kaplıydı; tiksinti ve yalanların denizinin dibinde başı öne eğik, boğularak çırpındığı günlerdi. Sanki dünya ondan nefret ediyordu.

Ne yapmıştı ki?

Neden böyle bir muamele görüyordu?

Ah, insanlar ve dünya hep böyle miydi acaba?

Bu gerçeği kabullenmeye başladığı bir gün…

Çeşitli yerlere savrulduktan sonra ulaştığı, Tsukinoşe adında ücra bir kasaba.

Orada, inanılmaz derecede neşeli, aptalca bir söz işitti.

"Hey, sen yalnız mısın? Yalnızsan gel birlikte oynayalım!"

Başını kaldırdığında, neşeden parlayan, gülümseyen yüzüyle ona dikkatle bakan bir çocuk gördü.

İlk başta ne dediğini pek anlamadı.

Çocuğun sözlerinin ardını okuyamadığı için.

Sadece, söylenenleri olduğu gibi algılayamadığı için.

Şimdi düşününce, o an Haruki'nin verdiği tepki en kötüsüydü.

"Sus, kes sesini, git başımdan!"

Çocuğu eliyle iterek sarf ettiği reddedici sözler.

Çocuğun şaşkın ama bir o kadar da somurtkan yüzü, göğsüne derinden kazınmıştı.

Ve o an, bu çocuğun da kendisinden uzaklaşacağını düşündüğünü de.

"Ne var ki... Boş ver, hadi oynamaya gidelim, çabuk!"

"............E?"

"Şu ormanda geyik böceği var, geyik böceği, Japon geyik böceği! Hey, hiç gördün mü!?"

"Hayır, görmedim ama..."

"Eee, ne kadar yazık! Hayatını boşa harcıyorsun! Sivri uçlu, kocaman kıskaçları var, çok havalı! Ah, kıskaç demişken, şu derede kerevit var, kerevit! Önce kerevit avlayalım!"

"A-ah, hayır, vaay...!"

Ama o çocuk Haruki'yi hiç umursamadı.

Zorla elini tutup koşmaya başladı, onu kırsalın dört bir yanına sürükledi.

Küçük dere, patika, ormanın içi.

Büyük bir ağaç kovuğu, hurdalık, dağdaki eski bir tapınağın küçük ek binası.

Hepsi de sıradan ve pek de ilgi çekici şeyler olmamasına rağmen, hepsi de parlak bir şekilde ışıldıyor gibiydi.

Kuşkusuz bu, çocuğun gülen yüzüyle aydınlandığı içindi.

Çok dağınıktı, kurallara aykırıydı.

Ama Haruki'yi farkında olmadan aydınlık bir dünyaya çekmişti ve o çocuğun gülümsemesiyle aydınlanan Haruki de, bir süre sonra onunla birlikte kahkahalara boğulduğunu çok iyi hatırlıyordu.

O günün alacakaranlığında, ayrılırken. İlk kez birinden ayrılmaktan korktuğunu, göğsünde daha önce hiç hissetmediği, susuzluğa benzer dayanılmaz bir arzu oluştuğunu da...

Ama çocuğun sarf ettiği o doğal sözlerle kalbinin dolduğunu ve sevindiğini de...

"Hey, yarın nereye gidelim? Koyunlara mı? Nehir de iyi olur. Dağda ilginç yerler de vardı... Hey, sen nereye gitmek istersin?"

"...'Sen' değil."

"Ama adını bilmiyorum ki. Aa, ben de kendi adımı söylemedim miydi!"

"Püf, evet, garip çocuk!"

Adını bilmediği, sadece birlikte oynadığında yüzünü güldüren biri.

Böyle birinin bu dünyada var olabileceğini o ana dek hiç düşünmemişti.

"Ben Hayato. Ya sen?"

"Haruki. Ben Haruki."

"O zaman yarın da burada buluşalım, Haruki!"

"Tamam, Hayato!"

Gülümsemelerle el sıkıştıklarında, göğsü içten içe ısındı ve yarını iple çekmeye başladı.

Bu gün.

Şimdi uzaklarda kalmış o alacakaranlık.

Haruki bu dünyada ilk kez dört gözle bekleyeceği bir şey olduğunu anladı.

Ve şimdi düşününce, o an kalbinde yanan bu duygu işte────


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.