Sabah olmuştu. Kuşlar cıvıldıyordu. Gözlerimi ovuşturup doğruldum, zihnim bulanıktı. Bu benim yatağım değildi, tavan da yabancıydı ve üşüyordum. Gerçi insan çıplak olunca üşümemesi mümkün müydü? Yanımda birinin mışıl mışıl uyuduğunu duyabiliyordum. Dönüp baktım.
Arkadaşımın küçük kız kardeşiydi. Gerçi onu daha önce hiç böyle görmemiştim.
Ha, evet…
Kohinata Iroha (evet, adı buydu) ile dün gece bu aşk oteli/tapınak kırması yerde kalmıştık ve biz…
Böyle bir yaz gecesinin fısıldadığı günahkâr düşüncelere kapılıp geceyi birlikte geçirmiştik. Madem işler buraya varmıştı, başka çare yoktu. Sorumluluk almalı ve Iroha’yı karım olarak kabul etmeliydim. Hayatımızın geri kalanını birlikte geçirecek, onu mutlu etmek için elimden gelen her şeyi yapacaktım.
“Kes şunu, Ozu. Sen programcısın, senaryo yazarı değil.”
“Ben sadece halkın istediğini veriyorum! Bari bir saniyeliğine de olsa, sizin sonsuza dek mutlu yaşayacağınızı hayal etmeme izin ver.”
“Hem direkt sabaha atlayamazsın. Buna ritim denilen küçük bir şey var.”
“O zaman sen anlat. Bahse girerim gerçeği de benim versiyonum kadar heyecanlıdır, değil mi?”
“Pek sayılmaz.”
Erkeklerin hoşlandıkları kızlara takıldığı, evrensel olarak kabul görmüş bir gerçektir.
Bunu kimin uydurup da şimdi bir gerçek haline getirdiğini bilmiyorum ama benim için asla doğru olmadı.
Stratejik olarak konuşmak gerekirse, aşk savaşında gerçekten etkili bir şekilde savaşmak istiyorsanız, hoşlandığınız kişiye gereksiz yere kaba davranmak saçmalıktır. Hoşlandığı kişiye kasten kötü veya soğuk davranan insanlar sadece light novel’larda ve animelerde bulunur. Gerçekte, bir kızın sizden hoşlandığı bellidir. Tatlı tatlı gülümser ve size açıkça şefkat gösterir.
Her zaman böyle düşünmüştüm. Ama eğer bu doğruysa, büyük bir sorunum vardı. Hem de çok büyük.
“Ya törenin büyüsüne kapılmak istediğimi söyleseydim?”
Kageishi Köyü’nün dağlarında derinlerdeydik. Gece sakindi; böcekler bile vızıldamıyordu. Iroha ve ben, yüzde yüz evlilik başarı oranı vadeden bu törenin tam ortasındaydık. Ancak IQ’su üç olan bir Öğrenci Konseyi sekreteriyseniz inanılabilirdi.
Bu törenin yapıldığı yer, saygın ve geleneksel bir tapınaktı; ancak aşk tapınağı havası vermek için (elbette, aşk tapınağı dediğin, aşk oteli gibi görünen bir tapınaktır) üzerine gelişigüzel pembe boyalar sürülmüştü. Orada birlikteydik, sadece ikimiz.
Iroha o soruyu sorduğunda sesi tatlıydı. Gözleri, bende bir cevap ararken şefkatli bir parıltıyla doluydu ve yanakları hafifçe pembeydi. Hareketlerinde o bildik sinir bozucu hallerinden eser yoktu. Ne de bakışlarında, izinsiz sevimli bir chihuahua’yı okşamaya çalışırken karşılaşabileceğiniz türden bir küçümseme vardı. Omuzları biraz düşüktü, sanki cevabımdan korkuyormuş gibi, ifadesinde ise masum bir genç kızın kırılganlığı vardı.
Bana bakışları ve sorusunun niteliği… Benden hoşlandığını mı söylüyordu?
Ama o Kohinata Iroha’ydı, arkadaşımın küçük kız kardeşi. Onu hafife almamam gerektiğini bilmeliydim. Hikaye hep aynıydı. Masum ve tatlı davranır, sonra da “Şaka yaptım!” derdi.
Hadi bakalım. Söyle artık. Lütfen.
Sanki her şeyin yoluna girmesinin tek yolu, aniden kahkahayı basıp bunun bir şaka olduğunu söylemesiydi.
Daha ne kadar beklemeyi düşünüyordu?
Burada saat yoktu. Zamanın hala akıp gittiğine dair tek ipucu, kalbimin gürültülü atışlarıydı.
Bekledim.
Ve bekledim.
Henüz o tatlı ifade yüzünden silinmemişti ve beklediğim şeytani genişçe sırıtış bir türlü gelmiyordu.
Ya bunu sürdürmeyi planlıyorsa? Ya zaman şimdi dursa ve ben sorusunu hiç cevaplayamasaydım?
Romantizm hakkında bildiğim her şey, sözlerinin ve ifadesinin bana karşı gerçekten hisleri olduğu anlamına geldiğini söylüyordu. Ya bu doğruysa?
Biliyor musun? Şimdi bu alakasızdı.
Ben nasıl hissediyordum? Ooboshi Akiteru olarak, bu büyülü pembe atmosferin ortasında onun gerçek hislerini duyarken nasıl hissetmeliydim?
Doğru cevap neydi?
“Gooooooooool!”
“Hadi ama. Henüz bitirmedim.”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.