Bir Telefonun Sessiz İtirafı

Kalbim küt küt atıyordu. Sesi o kadar yüksekti ki sanki dışarıdan duyulacaktı. Omzunun benimkine değmesi, sanki vücut ısımızı paylaşıyormuşuz hissi nabzımı hızlandırıyordu. Geziden dolayı uykum vardı ama sevdiğim adam hemen yanımdayken cin gibiydim.

Eve dönüyorduk. Sumire-sensei, sahil boyunca uzanan yolda dört çeker aracını güvenli ve dengeli bir şekilde sürüyordu. Deniz, usta işi bir tablo kadar güzeldi ama plaj özel mülk olduğu için manzaranın tadını çıkaracak pek araç yoktu; az önce yanından geçtiğimiz o şık, siyah araba dışında yol boştu.

Yol ıssız, arabanın içi ise sessizdi. Arka koltukta Aki ile yan yana oturuyorduk ve omuzlarımız birbirine değiyordu. Benim için bulunmaz bir nimetti bu durum; yanan yanaklarımın bir türlü soğumasına izin vermiyordu.

Harika bir olay. Teşekkürler Canary-san...

Canary-san, bugün villasında önemli bir toplantısı olduğu için Sumire-sensei'den beni de diğerleriyle birlikte eve bırakmasını rica etmişti.

Ama bir sorun vardı...

"Ngh... Heh heh. Şapşal Senpai... Mmmngh..."

"Nnngh... Dur... Uzak dur... Neden bu kadar... sinir bozucusun? Gnngh... Mmmgh..."

Aki’nin sıcaklığını paylaşan tek kişi ben değildim. İroha-chan diğer yanındaydı, başını Aki’nin omzuna yaslamış mışıl mışıl uyuyordu. Bu durum canımı sıkıyordu. Aki benim erkek arkadaşımdı ve her ne kadar bu bir yalan olsa da İroha-chan'ın en azından bunu hatırlamaya çalışmasını dilerdim. Omzumu Aki’ninkine olabildiğince sertçe bastırdım. İşte böyle, daha iyi.

Benim dışımda sadece ön koltuktaki Kohinata-kun ve direksiyondaki Sumire-sensei uyanıktı. O ikisi arkada olup bitenle ilgilenmiyordu, biz üçümüzün de oturmaktan başka yapacak işi yoktu. Aslında Sumire-sensei ile Makigai Namako meselesini daha detaylı konuşmak istiyordum ama Kohinata-kun, yani OZ, uyanık olduğu sürece bu zordu. Tek yapabildiğim sessizce oturup Aki’nin sıcaklığıyla kalbimin deli gibi çarpmasına izin vermekti. Eğer burada oturup onu hissetmem gerekiyorsa, varsın öyle olsundu; elimden bir şey gelmiyordu zaten.

Okul değiştirecek cesareti kendimde bulduğum için çok mutluydum. Yoksa Aki ile denize gelme şansım asla olmazdı. Daha geçen yıl okula gitmekten nefret ettiğime inanmakta güçlük çekiyordum. Her şeyin ne kadar çok değiştiğini düşününce tüm bunlar gerçek dışı geliyordu. Kendi yazdığım romanlardaki fantastik kurgulardan farksızdı.

Fakat bunun sadece bir rüya veya hikaye olmadığını biliyordum. Aki’nin omzu, sahte olamayacak kadar sıcaktı. Aynı zamanda, eski okulumda kalsaydım asla tatmayacağım bir acı da hissediyordum. Aki’nin diğer omzunda uyuyan İroha-chan’ın yüzüne baktığımda, göğsümde sızlayan o his daha da güçleniyordu.

O benim ilk kız arkadaşımdı ama aynı zamanda aşk rakibimdi de. Benimle aynı adama aşık olmuştu.

Teslim tarihlerinin stresi ve denize gitmenin heyecanıyla beynim yanarken, Aki ile İroha-chan’ın biraz daha yakınlaştığını seziyordum. Kageishi Köyü’ndeki o törenden sonra hissettiklerimin aynısıydı bu. İroha-chan benim zaten Aki’nin sevgilisi olduğumu unutmuş muydu?

Ya da belki de gerçekten onun sevgilisi olmadığımı biliyordu. Mantıklıydı aslında; bazen ben bile sevgiliymişiz gibi davranmayı unutuyordum. Bunu fark ettiği an, İroha-chan bir şansı olduğunu düşünerek daha cüretkar davranmaya başlamış olabilirdi.

Hayır, bu doğru olamazdı. İroha-chan, OZ’un kız kardeşiydi. Bu durum Aki ile arasında belli bir mesafe yaratıyordu. Ben daha avantajlıydım; ben İttifak'ın bir yaratıcısıydım ve hayallerimin peşinden Aki ile dünyanın öbür ucuna kadar gidecektim. İroha-chan’ın oyunculuk yeteneğiyle belki bir seslendirme sanatçısı olabilirdi ama Aki onun da yapımcılığını üstlenmeye karar vermediği sürece İttifak'a dahil olmayacaktı.

Kimse duymasın diye hafifçe içimi çektim. Nasıl bu kadar korkunç bir şey düşünebilmiştim? İroha-chan’ın grubun dışında kalmasını nasıl umabilirdim? İşte bu yüzden kendimden nefret ediyordum. Onunla sadece arkadaş olmak istiyordum ama aşık olduğum için kendimi berbat bir suçluluk duygusu içinde buluyordum. Keşke başka birine aşık olsaydı. O zaman onları yakıştırmak için elimden geleni yapar, heyecanla desteklerdim.

"Mmgh..."

Olduğum yerde donup kaldım, nefesimi tuttum. Aki yanımda kıpırdanıyordu. Zamanlama o kadar manidardı ki düşüncelerimi okuduğundan korktum ama uyanmamıştı bile. Sadece uykusunda daha rahat bir pozisyon alıyordu. Tam o sırada telefonu parmaklarının arasından kayıp düştü.

"Uyuyakalana kadar çalışıyordu demek... Ah, Aki..." Sessizce kıkırdamadan edemedim.

Kötü bir niyetim yoktu. Sadece telefonu almak için eğilmiştim ve ekran... Hiç düşünmeden üzerindeki yazıları okuyuverdim.

"Ha?" Tek diyebildiğim buydu.

"Hm? Bir şey mi oldu Mashiro-chan?" diye sordu Sumire-sensei şoför koltuğundan.

"Y-Yok! Bir şey yok!" Panikle telefonu gizlemek için Aki’nin kalçasının yanına sokuşturdum.

"Emin misin?" dedi Sumire-sensei hafifçe ve tekrar yola odaklandı.

Şüphelenmişe benzemiyordu; sessiz bir rahatlama yaşadım ama bu his uzun sürmedi.

Aki’nin telefonunda gördüklerim kafamı karıştırmıştı. Tanıdığım bir isimle, Otoi-san ile olan bir LIME yazışmasıydı bu. Onu Aki’nin tiyatro kulübüne yardım ettiği zamandan tanıyordum; Aki onu İttifak'ın ses prodüksiyonuna yardım eden biri olarak tanıtmıştı, bu yüzden konuşuyor olmaları şaşırtıcı değildi.

Yeni karakterin senaryosu, çizimleri ve kodlaması bittiğine göre, bir sonraki adım seslendirme kayıtlarını ayarlamaktı. Bunu zaten biliyordum. Beni asıl afallatan şey, o konuşmada geçenlerdi.

AKI: O yüzden yeni bir kayıt seansı ayarlayabilir miyiz diye soracaktım.

Otoi: Ödeme?

AKI: 30 Suckie... Aslında, biraz acelemiz olduğu için 50'ye ne dersin?

Otoi: Tamamdır. O zaman toparlanıp eve dönmeye başlayayım bari.

AKI: Tatilini böldüğüm için kusura bakma.

Otoi: Sorun değil, Kohinata ile kayıt yapmayı seviyorum. Sıkıntı yok.

AKI: Teşekkürler. İroha ile programını kontrol edince sana durumu haber vereceğim.

Otoi: Tabii.

Zihnimdeki yapboz parçalarının birbirine oturduğunu hisseder gibi oldum. 05. Kat İttifakı; yapımcı AKI, programcı OZ, çizer Murasaki Shikibu-sensei ve senaryo yazarı Makigai Namako'dan oluşuyordu. Elbette Koyagi üzerinde bu ana kadronun dışında, Otoi-san da dahil olmak üzere başka çalışanlar da olmalıydı.

Bir de sosyal medya kullanıcıları arasında kulaktan kulağa yayılan Hayalet Ses Grubu söylentisi vardı. Koyagi'deki karakterleri seslendirenlerin isimleri bir sır gibi saklanıyordu. Bu grup hakkında her türlü teori ortalıkta geziyordu. Kimisi ses çeşitliliğinden dolayı karakterleri birkaç farklı kişinin seslendirdiğini söylüyordu. Kimisi bunların bir grup çaylak seslendirme sanatçısı olduğunu iddia ediyordu. Bazıları ise bunun projeye yardım etmeye karar veren, tüm sesleri tek başına çıkaracak kadar yetenekli kıdemli bir sanatçı olduğunu savunuyordu.

Fakat gerçek gün gibi ortadaydı. Bu "Hayalet Grup"un kim olduğunu artık biliyordum. O zorbaları korkunç bir serseri sesiyle nasıl kovaladığını hala hatırlıyordum. Tiyatro kulübü zordayken profesyonel aktrisleri kıskandıracak o performansı sergileyişini... Kokuryuuin Kugetsu’nun nasıl bir karakter olması gerektiğini bize bizzat gösterişini...

Tüm ipuçları elimdeydi aslında, şimdiye kadar fark etmemiş olmam bile tuhaftı. Aki'nin hemen yanında başından beri bu kadar yetenekli bir oyuncu vardı. Bu sadece bir tesadüf olamazdı.

"İttifak'ın seslendirme sanatçısı İroha-chan..."

Kimsenin duyamayacağı kadar kısık bir sesle dökülen bu kelimeler, simsiyah bir yağmur damlasına dönüşerek kalbimin derinliklerine süzüldü.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.