Sınıf koca bir sahneydi, ben de onun başrol oyuncusu Kohinata Iroha. Böyle söyleyince kulağa çok popüler biriymişim gibi gelebilir ama aslında durum daha çok her role giren o küçük kız olmamla alakalıydı.
Kendi adımı taşıyan bir karakteri oynuyordum ama bu kız örnek bir öğrenciydi. Sınıftaki herkesi gerçekten böyle biri olduğuma inandırmak zorundaydım. Her gün aralıksız altı saat boyunca. Tek bir hata yaparsam oyun biterdi. Belki de buna hayalimdeki meslek için yaptığım bir antrenman gözüyle bakmalıydım.
Her neyse, işte tam da bu yüzden günüm berbat geçti. Bütün gün o aptal sırıtışı yüzümden silmek için canım çıkmıştı. Sabahleyin senpai ile o bisiklete birlikte binişimizi düşünmeden edemiyordum.
Senpai neredeyse hiç geç kalmazdı, bu yüzden onunla böyle şeyler yaşama fırsatım pek olmazdı. Belki de uyanamaması için çalar saatini bozsaydım bunu tekrar yaşayabilirdik. Yok, o kadar da acımasız değilim tabii.
Sadece sırtı ve omuzları o kadar genişti ki... Sırf benim için pedallara öyle kuvvetli asılıyordu ki sıcacık olmuştu. Çok güzeldi, hem de çok...
Sadece bisikletin üzerindeyken değil, tüm gün aklımı kurcalayan tek şey buydu. Sırtının o yumuşacık sıcaklığını hâlâ göğsümde ve kollarımda hissedebiliyordum. Ama ben örnek bir öğrenci olmalıydım. Kafası bir karış havada dolanan biri gibi görünemezdim. Sinir bozucuydu ama duygularımı gizlemek zorundaydım.
Üstelik endişelenmem gereken daha önemli bir mesele vardı: Mashiro-senpai’ın itirafı. Senpai’a yazdığı şeyi gördüğümden beri içimde kötü bir his vardı. Gerçi onun ne kadar odun olduğunu bildiğimden, böyle doğrudan bir itirafın bile onu hemen aşık edeceğinden şüpheliydim.
Beni asıl şaşırtan Mashiro-senpai’ın cesareti olmuştu. İkimizden biri hamle yapmadan, sonsuza kadar arkadaş kalıp birlikte çok eğleneceğimizi umuyordum ama galiba fazla safmışım.
Sınıfın köşesindeki sıramda içimi çektim. Ne yapacağımı bilmiyordum. Senpai’ın başkasıyla çıkması fikrinden nefret ediyordum ama Mashiro-senpai’ı da bir dost olarak kaybetmek istemiyordum. Keşke içimdeki bu iğrenç histen kurtulabilseydim.
Çok geçmeden üçüncü ders bitti.
“Kohinata-san! Üst sınıflardan biri seni görmeye geldi!”
“A-Aa, teşekkür ederim! Hemen geliyorum!” Bir salisede o kusursuz kız moduma geri döndüm.
Sadece bir salise sürmüştü. Birisi beni çok dikkatli izlemiyorsa fark etmesi imkansızdı.
Yine de beni kimin çağırdığını merak etmeden duramadım. Üst sınıflardan bir senpai’ı bir de Ozuma’yı tanıyordum ama birlikte olmadıkları sürece okulda beni görmeye asla gelmezlerdi.
Koridora çıktığımda gelenin ikisi de olmadığını gördüm. Hatta şu an dünyada en son görmek isteyeceğim kişiydi.
“Mashi... Şey, merhaba Tsukinomori-senpai. Bir sorun mu var?”
Örnek öğrenci modundayken üst sınıflara isimleriyle hitap etmez, her zaman senpai derdim. Ne de olsa kibar imajımı korumam gerekiyordu.
Gelen Mashiro-senpai’dı. Yanından geçen erkeklerin ve bizim sınıftan merakla bakan öğrencilerin bakışları altında, korkmuş bir kedi yavrusu gibi titriyordu.
“I-Iroha-chan. İyi ki buradasın. Az kalsın tacize uğrayacağımı sandım...”
“Tsukinomori-senpai, günün ortasındayız ve okuldayız! Lütfen böyle yakışıksız şeyler söyleme.”
“H-Ha? Bugün bir tuhafsın sanki, Iroha-chan.”
“Tuhaf mı? Saçmalama lütfen! Ne münasebet!” Durumu anlasın diye ona göz kırptım.
Hadi ama... Al işte sana ipucu...
“Oh, şey... Şey... Tamamdır!” Mesajı alması biraz zaman alsa da sonunda yüzü aydınlandı.
Hemen ardından bana göz kırptı ve sevimli bir poz verdi.
İnanamıyorum, hayır!
Neden sosyal medyadaki o ilgi manyakları gibi selfie pozu veriyordu ki? Yani tamam, ondan hiç beklenmeyecek bir hareket olduğu için aşırı sevimli görünüyordu ama vermek istediğim mesajı tamamen ıskalamıştı.
Ona bir şeyler söyleme ya da kafasına vurma isteğimi bastırarak olabildiğince tatlı bir şekilde gülümsedim. Sonrasında oluşan o sessizlik ise gerçekten katlanılmazdı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.