"Bu taraftan. Annemler bu gece vardiyasındalar."
Gece yarısıydı ve Ozu, ailesinin apartman dairesine sızmama yardım ediyordu. Dürüst olmak gerekirse kulağa olduğundan daha büyük bir olaymış gibi geliyordu. LIME üzerinden ailesinin dışarıda olduğunu teyit etmiştim, şimdi de Iroha bizi duymasın diye olabildiğince sessiz hareket ediyorduk.
"Iroha'nın odası burası."
"Anladım. Sağ ol Ozu. Yine de gecenin bu saatinde kız kardeşinin bir erkekle görüşmesine izin vermenden emin misin?"
"Ne yaptığı zerre umurumda değil. Beni şu ürpertici ağabey tipleriyle karıştırma. Ben sadece çocuklarınızın neye benzeyeceğini merak ediyorum."
"O işler için uygulamalar var zaten. Kendine gerçek bir hobi edinsene."
"Yıllardır deniyorum... Her neyse, bol şans."
Ozu bunu söyleyip kendi odasında kayboldu.
Iroha'nın kapısını çaldım. Basit başlamak en iyisiydi.
Bekledim ama yanıt gelmedi.
"Hey, Iroha! Uyanıksın, değil mi? Dışarı çık. Konuşmak istiyorum."
Sessizlik.
Kapıyı tekrar çaldım. Bir kez daha. Ve bir kez daha, bir kez daha, bir kez daha...
"Bu kadar erken uyumuş olamazsın! Uyanık olduğunu biliyorum! Hadi ama!"
"İyi tamam! Uyanığım! Gecenin bu saatinde ne istiyorsun?!"
Nihayet.
"Stüdyoda olanlar hakkında konuşmak istiyorum. Kapıyı açar mısın?"
"Ne? Bana nutuk çekmek için kapıya mı dayandın?"
"Nutuk çekmeye gelmedim. Özür dilemeye geldim."
"Neden ki? Kızgın falan değildim. Yanlış hatırlıyorsun, kaydı berbat eden bendim."
"Şey, ben... Sanırım biraz kızgındım. Kendi yetersizliklerimi görmek yerine seni suçladım. Bu yüzden buradayım, özür dilemek için."
"Özür dilemene gerek yok. Şu an seni görmek de istemiyorum, lütfen git."
"Ne hissettiğin umurumda değil. Sadece beni dinle."
"O-L-M-A-Z! Bana farklı davranmaya falan çalışacaksın, değil mi? Zaten tatlı dilli olduğunu sanıyorsun! O yüzden bu kapıyı açmıyorum!"
"Aç, yoksa kırarak girerim!"
"Hadi oradan! Filmde değiliz! Başka kapıya Karateci Çocuk!"
"Yapamayacağımı mı sanıyorsun?"
"Yapabileceğini mi sanıyorsun?! Dene de gör bakalım! Beceremediğinde arkandan güleceğim!"
"Pişman olma."
"Ha?"
Iroha bana sadece denememi söylemişti, değil mi?
Iroha'nın tedirgin sessizliğini duymazdan gelip kapıdan bir adım geri çekildim. Kendimi hazırlamak için derin bir nefes aldım.
Odaklan...
Tüm konsantrasyonumu metalik kapı kolunun altındaki kilit mekanizmasına verdim.
"Şu Japon şirketleri gerçekten çok düşünceli, değil mi? Sağ olsunlar."
"Sen ne saçmalıyorsun be?"
"İnşaat şirketleri bugünlerde bayağı özgür. Kullandıkları malzemelerde, yöntemlerinde, nerede dikkatli olup nerede malzemeden çalacaklarında... Tek endişelenmeleri gereken şey temel bina yönetmeliği standartlarına uymak."
"Nereden çıktı şimdi inşaat toplantısı?!"
"Bugünlerde pek çok şey sağlık ve güvenlik düşünülerek inşa ediliyor. Hani ne olur ne olmaz diye, risk düşük olsa da, yasal bir zorunluluk olmasa bile."
Gözlerimi açtım ve Iroha'nın kapısındaki kilide tam formunda bir kilit attım. Kullandığım tekme, Nippon Kempo'nun temelini oluşturan, basit ama etkili bir savunma sanatından geliyordu. İnternetteki videoları izleyip taklit ederek bir iki şey öğrenmiştim.
Kapı beklediğimden çok daha kolay gürültüyle açıldı. Ardında Iroha'nın kireç gibi beyazlamış yüzü belirdi.
"Apartman dairelerinin iç kapıları biraz güç veya hileyle gayet kolay açılır. Öyle sadece mangalarda tekmeyle kapı kırılmıyor yani."
Iroha pijama takımıyla orada oturuyordu, kucağında sevimli bir maskot olduğunu düşündüğüm bir yastığa sarılmıştı. Önünde diz çöktüm ve kırılan kapının masrafı için yere bir tomar banknot bıraktım. Ardından alnımı yere yapıştırdım.
"Artık benden kaçamayacaksın Iroha. Burada oturup söyleyeceğim her kelimeyi dinleyeceksin."
Böylece özür dilemeye başladım.
"İyi tamam. Ama kapımı tekmeyle kırmak zorunda değildin!"
"Hey, en azından yapmadan önce haber verdim Iroha."
"Pardon da, özür dilemesi gereken birine göre fazla yüksekten uçuyorsun!"
"İkiyüzlülük yapmana göz yumacağım anlamına gelmez bu. Benim tarzım böyle."
"Belki de tarzını değiştirmen gerekiyordur..." Iroha iç çekti ve yatağına oturdu.
Olay tam olarak şöyleydi: Yüksek bir yerden bana tepeden bakan muhteşem bir lise kızı ve onun önünde yerde diz çökmüş sıradan bir tip. Kulağa biraz fantezi gibi geliyor, değil mi?
Ama değildi. Özür diliyordum, ona boyun eğmiyordum. Bu bir müzakereydi. Onu, 05. Kat İttifakı'nın ve inandığım yolun en iyi çıkarları doğrultusunda çalışmaya ikna etmek için buradaydım.
"Önce seni bilgilendirmeliyim. Az önce Mashiro'yu reddedip geldim."
"O-Ooooh? Hmm... Neden öyle bir şey yaptın ki? Muhtemelen biriyle birlikte olmak için tek şansını kaçırdın."
"Onu zaten hep reddedecektim. Romantik konulara hiçbir zaman pek kafa yormadım ama en azından Mashiro'ya hiç o gözle bakmadım. Yine de itiraf ettiği için mutlu olmuştum sanırım. İlk başta fark etmemiş olsam bile."
"Mutlu oldun demek? Bunu anlıyorum ama. Mashiro-senpai bayağı sevimli kız."
"Evet. Bu yüzden onu reddetme fırsatım varken bile işlerin akışına kapılmasına izin verdim. İçten içe bu durumdan hoşlanıyordum belki de. Böyle basit zevklerin beni yoldan çıkaracağı bir günün geleceğini hiç düşünmezdim ama oldu işte. İttifak'a elimden gelen her şeyi adayacağıma söz vermiş olmama rağmen yine de dikkatim dağıldı. Bu yüzden kızdın, değil mi?"
Iroha cevap vermedi. Yüzündeki ifade son derece ciddiydi, neredeyse örnek öğrenci moduna geçmiş gibiydi. Sözlerimin onda gerçekten bir karşılık bulup bulmadığını merak ettim. Çok da önemli değildi. Sadece konuşmaya devam etmeliydim.
"Gençlik yıllarımın tadını çıkarmakla veya romantizme kapılmakla uğraşmayacağıma uzun zaman önce karar vermiştim. Bu yüzden lütfen bana bir şans daha ver. Yapımcı olarak senin için, İttifak için her şeyi yaparım! Iroha..." Başımı kaldırdım.
Sonra ayağa kalktım ve ona yaklaştım.
"Ha?"
Kollarımı Iroha'nın narin boynunun arkasına doladım. Ardından kulaklığını boynuna yerleştirdim.
"Bu yüzden lütfen bana yalan söylemen gerektiğini hissetme. Seni rahatsız eden bir şey varsa dürüst ol."
Bu kulaklıklar onun seslendirme faaliyetlerinin sembolüydü. Uzun saçları kulaklığın üzerinden kabardı. Bunları sadece benim odamda, tam anlamıyla "Aki'yi Sinir Etme" modundayken takardı. Bunları taktığında başkalarının ne düşündüğünü umursamaz, kendini tutmazdı. İstediği kadar gürültücü, sinir bozucu ve işine geldiği gibi saf olabilirdi.
Iroha uzun bir iç çekti. Ve sonra...
Sırıttı.
"Biraz anlmışsın Senpai. Birazcık."
"Birazcık mı?"
"İttifak yerine başka şeylere odaklanıyor gibi göründüğünde biraz kafam karıştı tabii. Ama bu gerçekten kızacağım bir şey değil çünkü ben öyle şeyleri pek takmam. Senin aksine. Ben sadece sıradan bir lise kızıyım, biliyorsun değil mi?" Iroha yatakta geriye doğru kaydı ve dizlerini göğsüne çekti. Bakışlarını kaçırarak fısıltıyla ekledi: "Ve bu da demek oluyor ki... Kıskanıyorum."
Kıskanmak mı? Iroha kıskanmış mıydı? O her zaman çok neşeliydi. Kıskanacak neyi vardı ki?
"Zaman geçirdiğin tek insanlar İttifak'tan, onda bile gerçekten arkadaşım dediğin tek kişi Ozuma. Diğer herkesi mesafeli tutuyorsun. Bizi sadece işle ilgili bir şey olduğunda ciddiye alıyorsun."
"Şey... Evet, çünkü söz verdim. Ben—"
"İttifak'ın başarılı olması için en iyi yolu bulacağını ve bizi o yola sokacağını söylemiştin. Ayrıca senden başka bir şey beklemememiz gerektiğini de söylemiştin."
Bu, en başında 05. Kat İttifakı'na verdiğim sözdü. Hayır, "söz" fazla büyük bir kelimeydi. Bu bir garantiydi. Onları incitmekten korktuğum için verdiğim bir garanti. Benden en ufak bir şefkat beklerlerse hayal kırıklığına uğramaya mahkûmdular; yüksek beklentiler büyük çöküşler getirirdi. Ben sadece verimliliğe değer verirdim.
İlkokuldayken, futbolda kötü olan çocuğa pas vermememiz gerektiğini söylediğimde diğerleri tarafından eleştirilmiştim. Tıpkı o zaman olduğu gibi, benim yaşam tarzımın da insanları incitme potansiyeli vardı. Ve her şeyde olduğu gibi, beklentiyi ne kadar yüksek tutarsan, ihanetin acısı da o kadar büyük olurdu. Bu yüzden İttifak üyelerine gerekenden fazla yakınlaşmamaya karar vermiştim.
Verimli kararlar alma yeteneğimi kaybedersem, İttifak'ın geleceğini tehlikeye atardım. Aynı şekilde kararlarım birini iyileşemeyecek şekilde incitirse de öyle. Benim işim her şeyi mükemmel bir dengede tutmaktı. Hata yaptığım an, her şey iskambil kağıtları gibi yıkılabilirdi. Öyle hassas bir dengeydi ki, acımasız olmak zorundaydım. İttifak benim arkadaşlarım değildi; daha çok göz kulak olmam ve güvenli bir yere ulaştırmam gereken gevşek bir korsan çetesi gibiydiler.
Yine de...
"İttifak üyesi olmayan Mashiro-senpai ile yakınlaşıyordun. Oyunumuzla hiçbir ilgisi olmamasına rağmen onun itirafını ciddiye aldın. Her zaman başkalarıyla arana mesafe koyman gerektiğini söylerdin ama görünüşe göre bu kural onun için geçerli değildi. Dürüst olmak gerekirse bu biraz canımı sıktı."
"Şey, Mashiro ile olan mesele karmaşık. İttifak'ta olmadığını biliyorum ama o da aynı miktarda özen gerektiriyor. Onun sahte erkek arkadaşı olarak iyi bir iş çıkaramazsam hayalimiz biter."
"Ama hepsi bu değil, değil mi?"
Doğru. Ona pamuklar içinde davrandığımı biliyordum, bu yüzden durumun farkına vardığım an itirafını halletmeye gitmiştim. Bütün bunlardaki asıl amacımın ne olduğunu neredeyse unutuyordum.
"Özür dilerim. Aslında senin suçun olmadığını biliyorum. Yani, kız resmen üzerine atladı. Senin için oradan kolay bir çıkış yolu olmadığını biliyorum."
"Iroha..."
Iroha'nın dudak büküşü yerini sıkıntılı bir kaş çatışa bıraktı ve kafasını dağıtmak istercesine salladı. "İşte bu yüzden kıskandım! İttifak'ta olmamasına rağmen onu ciddiye alman haksızlıktı. Kayıtta bu yüzden bocaladım. Ciddiye almayı bıraktığımda nasıl tepki vereceğini görmek istedim! Özür dilerim!"
Iroha yatakta yay gibi fırlayıp alnını şilteye gömdü. İçinde ne var ne yoksa bir çırpıda döküp rahatladığı her halinden belliydi.
"Demek kıskandın, ha? Şey... Yalan yok, şaşırdım."
Kıskançlık dediğin genelde hoşlandığı çocuk başkasıyla çıkmak üzere olan kızların hissedeceği türden bir şeydi. Ama Iroha benim yanımda yüzde yüz kendisi gibi davranırdı. Bütün mesaisini sinirlerime dokunmaya adadığı için de bana karşı romantik bir ilgisinin olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.
Mashiro ile yaşadığımız o olaydan bir şey öğrendiysem, o da kızları düşündüğüm kadar iyi anlamadığımdı.
Şimdi bu, Iroha'nın benden hoşlandığı anlamına mı geliyordu?
Aklımın bir köşesinde beliren bu küçücük düşünceye ilk kez prim vermeye hazırlanıyordum. Eğer durum buysa, tıpkı Mashiro'ya olduğu gibi Iroha'ya da bir cevap borçluydum.
Söylenebilecek bir sürü şey vardı. Doğru zaman değildi. Şu an romantizmle ilgilenmiyordum. Tek umursadığım senin yönetmenin olmaktı. Bir şey söylemem gerekiyordu.
"Şu işin aslını bir anlayalım. Bu kıskançlık... Bana karşı hissettiğin romantik duygularla falan ilgili değil, değil mi?"
Yüzüne doğrudan bakamayarak utangaçça yanağımı kaşıdım. Biriyle böyle pat diye konuşmak zordu. Iroha en azından bir konuda haklıydı, kızlar konusunda kesinlikle hiçbir tecrübem yoktu.
Iroha başını kaldırdı ve doğrudan yüzüme baktı. Aklından neler geçiyordu acaba? Kedi gözlerini andıran iri gözleri, ruhumun en derinlerine kadar nüfuz ediyor gibiydi. Gözlerimi gözlerine diktim, sessizlik uzayıp gitti.
Biliyor musun, daha önce şirretliklerinden kafamı kaldıramadığım için hiç dikkat etmemiştim ama böyle yüzüne bakınca kirpiklerinin ne kadar uzun olduğunu, Aslında oldukça güzel bir yüzü olduğunu fark ettim ve...
Dur bir dakika, ben ne düşünüyorum? Salak mıyım neyim? Neye benzediğinden kime ne?! Hiç sırası değil! Ayrıca benim böyle şeylerle işim olmazdı, değil mi? Hatırla bunu!
"Pfft..."
"Ha?"
Ben o felaket düşünce silsilesinden sıyrılmaya çalışırken, Iroha çıkardığı minik bir sesle beni o girdaptan çekip çıkardı.
Bir an sonra kahkahayı bastı.
"Bu kadar tatlı bir şey söyleyebileceğin hiç aklıma gelmezdi Senpai!" Gülmekten nefesi kesiliyordu.
Iroha karnını tutmuş yatakta yuvarlanıyor, zır deli gibi gülüyordu. Bir elinde de telefonu vardı.
"N-Ne... Sakın bana... Telefonu neden tutuyorsun?!"
Iroha ekrana dokundu.
"Şu işin aslını bir anlayalım. Bu kıskançlık... Bana karşı hissettiğin romantik duygularla falan ilgili değil, değil mi?"
"Ciddi misin sen?! Sana aşığım diye kıskandığımı sanıp endişelendin mi gerçekten?! Geceleri uykuların mı kaçıyor? Asıl aşık olanın sen olmadığına emin misin?!"
"B-Ben aşık falan değilim! Eğer sebep buysa aramızdaki durumu netleştireyim dedim, ne olur ne olmaz diye sordum—"
"Şu işin aslını bir anlayalım. Bu kıskançlık... Bana karşı hissettiğin romantik duygularla falan ilgili değil, değil mi?"
"Yeter artık! Ahhhhh!"
Katlanılır gibi değildi. Sesim kayıtta son derece derin ve ciddi çıkıyordu, utancından insan kendi derisini yüzmek isterdi.
"Kıskançlığın illa romantik bir şey olması gerekmediğini biliyorsun, değil mi? En yakın arkadaşın yeni bir kanka edindiğinde de bal gibi kıskanabilirsin. Hatta sadece bu da değil! Öğretmenlerini, ebeveynlerini, herkesi kıskanabilirsin! Ama hiç arkadaşın olmadığı için bunu anlamaman normal tabii! Pardon ya, damarına basmak istememiştim!"
Iroha sırtıma pat pat vurup dururken, ağzını her açtığında tam olarak sinirimi bozacak şeyleri söylüyordu. En sinir bozucu halindeydi şu an. Bütün o örnek öğrenci modundayken biriktirdiği ne varsa şimdi patlatıyor gibiydi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.